HOŞÇAKAL SEVGÜL ABLA

Serkan Soyalan

"Bu yazıyı yazmak istemezdim Sevgül Abla

Senin ardından değil, yine seninle birlikte bir kaybın izini sürmek isterdim. Telefonum çalsın, 'Be canım, yeni bir tanık çıktı' de isterdim. Gece yine uzasın, haritalar açılsın, eski dosyalar masaya yayılsın isterdim. Ama bu kez kayıp olan sensin...”

***

Ölümün en ağır tarafı, insanın bir daha hiç konuşamayacağını bilmektir.

Dün Sevgül Uludağ'ın ardından bunu düşündüm.

Ölüm bazı insanlara hiç yakışmıyor.

Telefon rehberimde hâlâ duran ismine baktım. Aramak istedim. "Bir kayıpla ilgili yeni bir bilgi var", "Şu kayıpla ilgili bir tanığa ulaştım", "Bu tanıklığı mutlaka dinlemelisin" diye başlayacak uzun bir sohbet edeceğimizi düşündüm.

Sonra gerçeğin ağırlığı çöktü omuzlarıma.

Artık o telefon çalmayacaktı.

Artık bu adanın vicdanını en iyi dinleyen seslerden biri susmuştu.

***

Sevgül Abla ile sadece aynı mesleği yapmadık.

Aynı acıların peşinden yürüdük.

Aynı insanların gözyaşına tanıklık ettik.

Aynı umutların peşinden koştuk.

***

Kayıp şahısların bulunması için verilen mücadelede yollarımız yalnızca kesişmedi; hüzünlenerek ve öfkelenerek yürüdük.

Kimi zaman günlerce süren araştırmaların ardından ulaştığımız küçücük bir bilgi kırıntısını saatlerce konuştuk.

Bir tanığın tek cümlesi, yıllardır bekleyen bir yakının hayatını değiştirebilirdi çünkü.

Sevgül Uludağ bunu herkesten iyi bilirdi.

O nedenle hiçbir ayrıntıyı küçümsemezdi.

Bir telefon konuşmasını...

Eski bir fotoğrafı...

Yıllar sonra konuşmaya cesaret eden yaşlı bir tanığın hafızasını...

Hepsi onun için hakikate açılan kapılardı.

***

Çoğu insan gazeteciliği haber yazmak sanır.

Sevgül Uludağ ise gazeteciliği insanın vicdanına dokunmak olarak yaşadı.

O, kayıpları sayılardan ibaret görmedi.

Her dosyanın arkasında yarım kalmış bir hayat, yaşlanmış bir anne, beklemekten yorulmuş bir baba, hiç tanıyamadığı kardeşini arayan çocuklar olduğunu bilirdi.

Belki de bu yüzden yazıları bu kadar sarsıcıydı.

Çünkü satırlarında sadece bilgi değil, insan vardı.

***

Bu adada siyaset yıllarca insanları birbirinden ayırdı.

Acıları bile milliyetlere böldü.

Onun gözünde toprağın altındaki kemiklerin dili yoktu.

Milliyeti yoktu.

Sadece yarım bırakılmış hayatlar vardı.

Ve o hayatların bulunmayı bekleyen hikâyeleri...

***

Kıbrıslı Türk ya da Kıbrıslı Rum...

Hiç fark etmedi.

İşte bu yüzden yalnızca gazeteci değildi.

Bu adanın ortak vicdanıydı.

***

En çok özleyeceğim şeylerden biri de uzun sohbetlerimiz olacak.

Gece yarılarını bulan konuşmalar...

Bitmeyen dosyalar...

Yeni tanıklar...

Açılacak mezarlar...

Bulunacak insanlar...

Bazen umutlanırdık.

Bazen saatlerce sessiz kalırdık.

Çünkü bazı gerçekler insanın boğazına düğümlenirdi.

***

Bugün dönüp baktığımda görüyorum ki, Sevgül Uludağ'ın en büyük başarısı, yıllarca birbirine düşman olmayı öğrenmiş insanların aynı mezarın başında birlikte ağlayabilmesini sağlamasıydı.

Hakikatin, siyasetten daha güçlü olduğunu göstermesiydi.

***

Şimdi o da bu toprağın sessizliğine emanet.

Belki bedenini uğurladık.

Ama eminim ki her yeni kayıp bulunduğunda, her aile yıllar sonra bir mezar taşına çiçek bıraktığında, her iki toplumdan insanlar birbirine biraz daha yaklaştığında Sevgül Uludağ'ın emeği yeniden yaşayacak.

***

Hoşçakal Sevgül Abla...

Bana gazeteciliğin sadece haber yazmak olmadığını öğrettin.

Hakikatin peşinden yürümeyi...

Acıya kulak vermeyi...

İnsan olmayı öğrettin.

***

Işıklar içinde uyu Sevgül Abla...

Seni tanımış olmak, seninle aynı mücadelede yürümüş olmak hayatımın en büyük onurlarından biri olarak kalacak.