Hırsızın Hiç Mi Suçu Yok?!

Kutlay Erk

Son dönemlerde bazı Kıbrıslı Türkler Kıbrıs sorunu çözüm süreci bağlamında Cumhurbaşkanı (CB) Erhürman’ı BM Ölçütlerinde çözümden sapmış ve Türkiye’nin ‘dümen suyuna’ girmiş olarak yorumluyor, lanse ediyor, eleştiriyor ve yakıştırmalar yapıyor. Benzeri söylemleri CTP Başkanı İncirli için de yaptıkları vakidir… Aynı kişiler Kıbrıs sorununu ‘İşgal’ olarak da nitelemektedir…

Kıbrıs’ta ‘İşgal’ konuşulacaksa, iki işgal olgusundan söz edilmesi gerekir: Aralık 1963’ten beri Kıbrıslı Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurucu ortağı olan Kıbrıslı Türkleri saf dışı edip devleti dahilde ve hariçte tümden ve tamamen tek taraflı yönetiyor ve temsil ediyor olmaları Kıbrıslı Rumların ‘Devleti işgalidir’; ikinci işgal de Türkiye’nin Temmuz 1974’teki askeri müdahalesi ile Kuzey Kıbrıs’ta konuşlanması ve KKTC’nin yönetilmesine müdahil olmasıdır. Türkiye, Annan Planı referandumunda ve Crans-Montana Konferansı’nda BM Ölçütlerinde çözümle birlikte garantörlük statüsünü koruyarak ‘İşgale son vermeyi’ kabul ve taahhüt etti. Kıbrıs Rum tarafı ise her iki BM girişimini de reddederek Kıbrıs Cumhuriyeti devletini tek taraflı yönetmek işgalini terk etmeyip halen sürdürmektedir. Ve Türkiye’nin ‘İşgali’ sona ererken Kıbrıslı Rumları mülkiyet hakları da onore edilecek. Ancak, Kıbrıslı Rumların ‘Devlet işgali’ sona erdiğinde 1963’ten beri dahilde ve hariçte yaptıkları tek taraflı tüm icraatlarının Kıbrıslı Türklere verdiği zararı ve kayıpları onore etmek mümkün olmayacaktır…

Şimdilerde BM Genel Sekreteri (BMGS) Kıbrıs sorununun çözümü için yeni bir süreci başlatmak aşamasında; ilgili taraflarla 5+1 görüşme masasını üçüncü girişim olarak ile yeniden kurmaya çalışıyor. Çözülürse, Türkiye’nin askeri işgali sona erecek. Ama, Kıbrıslı Rumların, BM inisiyatifini üçüncü defa çökertmeleri halinde, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tek taraflı yönetmekteki işgalleri sona erecek mi? Hayır… Dolayısıyla, Kıbrıs Rum tarafı BM’yi, Kıbrıslı Türkleri ve ilgili üçüncü tarafları iki defa kandırabilmişse, hata Kıbrıs Türk tarafında idi… BM’nin Annan Planı ve Crans-Montana Konferansı inisiyatiflerine başlama vuruşu yapılırken, bu inisiyatifi çökerten tarafın da kendi statüsünü ve işgalini devam ettirememesi üzerine şart ve şerh koyarak başlayacaktık. Hade Annan Planında üçüncü taraflara güvendikti, böyle bir şart ve şerh koymadık diyelim, Crans-Montana Konferansına oturmadan önce koyacaktık. Gene saflığımıza yenik düştük; kesin ve kesin bizim hatamızdı… Ama, bunun üçüncü defası olamaz; olması için Kıbrıs Türk tarafının aptal olması gerek…

Dolayısıyla, BM’nin yeni inisiyatifinin başlayabilmesi için CB Erhürman’ın taraflara sunduğu ’metodolojik’ önerisinin dördüncü maddesinde Kıbrıslı Rumların üçüncü kez “hayır” demesi halinde Kıbrıslı Türklerin şimdiki statükoya dönmeyeceklerine dair ilgili taraflardan kabul ve teyit istiyor. Kıbrıslı Rum lider ve Kıbrıs Rum tarafının büyük çoğunluğu bunu kabul etmiyor ve bu koşulla görüşmelere başlamayı reddediyor. Ama BM Ölçütlerinde çözümün şampiyonluk reklamlarını yapmaktan da geri kalmıyorlar. Niyet ve irade ve kararlılık var ise Kıbrıs sorunu bu üçüncü girişimde çözülecek demektir ve Kıbrıslı Türkler de bu çözüm modeli içinde, adanın yönetiminde siyasi eşit ve etkin taraf olarak yer alacak… Yani Kıbrıslı Rumların ‘Devlet işgali’ bitecek, ‘İşgalci Türkiye’ de gidecek… Rum tarafının derdi ne ki CB Erhürman’ın bu metodolojik önerisini reddediyor?! Dertlerinin üçüncü defa çözümsüzlüğe oynayabilmek ve ‘Devlet işgalini’ sürdürmek olduğunu söylemek bir evham değil, geçmişte yaşananlardan kaynaklanan bir öğretidir. Bu bağlamda CB Ernhürman’ı kendi tarzları ile eleştirenler bu olguları önemsemezse, Nasrettin Hoca’nın çok bilinen hikayesindeki “Hırsızın hiç mi suçu yok?” sözünü anmamak olası değil…

CB Erhürman ve CTP Başkanı İncirli çözüm modeli için “Federasyon”u da vurgulamıyorlarmış diye eleştiriliyorlar… İlginçtir; Annan Planı federal bir modeldi ama Kıbrıs Rum tarafının ret ve inkârı nedeniyle planda “Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk kurucu/oluşturucu devletlerinden oluşan Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti” diye geçiyordu. Rumlara kızmış mıydık?! Hayır… Pratikteki sonuç federasyon idi… 1960’ta hayata geçen Kıbrıs Cumhuriyeti üniter devletti ama dönemin Türkiye hükümeti pratikte “İşlevsel federasyon” diye sunmuştu ‘Taksim’ci Kıbrıslı Türklere… Kızdık mıydı?! Hayır… CB Erhürman seçim kampanyaları sürecinde de, seçildikten sonra da Kıbrıs sorununu BM Ölçütlerinde çözmeye söz verdi; halen de bu duruşundan sapmış değil… Hristodulidis’e bakıyoruz; kutsamadığı ne Grivas kaldı ne EOKA… Onun Kıbrıs sorununu BM Ölçütlerinde çözmek istediğini sorguluyor muyuz?! Hayır… Hırsızın hiç suçu yok sanki de…

BMGS yeni bir inisiyatif alma adımlarını hep Türkiye CB Erdoğan’dan aldığı ‘İlham’ ile başlattı… Üç yıl önce, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliklerinin tartışıldığı günlerde CB Erdoğan da Türkiye’nin AB üyelik sürecini gündeme getirmiş ve ilerleme sağlanması halinde Kıbrıs’ta çözüm için Annan Planı dönemindeki gibi elini taşın altına yeniden koyabileceğini söylemişti… BMGS de cesaret alıp Kıbrıs sorununun tarafları ile 5+1 görüşme, Kıbrıslı liderlerle görüşmeler yapmıştı… Kısa süre önce Türkiye’den barış ödülünü almak için Ankara’ya giden BMGS, CB Erdoğan ile yaptığı görüşmenin akabinde yeniden kolları sıvadı. Erhürman’ın yeni Kıbrıslı Türk lider seçilmiş olmasını da tüm üçüncü taraflar önemli ve ciddi bir şans olarak gördü. Ve CB Erdoğan, geçen hafta içinde CB Erhürman ile yaptığı görüşmeden sonra 1963’den beri devam eden Kıbrıs sorununu artık çözüme zamanının geldiğini söyledi… Ona bunu söyleten Erhürman’ın Kıbrıs Türk lideri olmasıydı… Bir de CB Erdoğan’ın çok pragmatik bir siyasi lider olduğunu da belirtmek gerek… Gene, gerek CB Erdoğan’ın gerekse Türkiye Dış İşleri Bakanı Fidan’ın Kıbrıs sorunu çözümü ile ilgili söylemlerinde “İki devletli çözüm” vurgusu yaparken ‘İki ayrı ve bağımsız devlet’ dememeleri de dikkate alınmalıdır…Adına ister federe devletler, ister kurucu/oluşturucu devletler desinler, BM Ölçütlerindeki çözüm, Annan Planında da olduğu gibi iki devletlidir; üstteki üçüncü devlet ise iki tarafın siyasi eşit ve etkin katılımıyla oluşturup yönettiği ve adanın uluslararası görünürlüğünde dışa karşı temsili organdır…

Da… Kıbrıslı Rum liderin ”BM hemen masayı kursun, ben hazırım” derken, BMGS’nin “Yeni süreç bir çözüm odaklı, zaman tahditli olacak ve farklı olacak” sözlerine pek atıfta bulunmadığı, geçmiş mutabakatları da kabul ve teyit ettiğine dair kesin dil kullanmadığı da dikkatten kaçmamalıdır… Kıbrıs Türk tarafı olarak, ‘Hırsızı’ es geçerek, suçlarını görmezden/bilmezden gelip kendi liderimizi suçlamakla varacağımız sonuç ‘Hırsızın çaldığı malı iç etmesi’ ve 1963’den beri uluslararası konumdan dışlanma mağduriyeti yaşayan Kıbrıslı Türklerin de mevcut statükoda yitip gitmesidir… Adada işgali bitireceksek, önce Kıbrıslı Rumların ‘Devlet işgali’ni bitirmek gerek, Türkiye de gider…