Hipokrasi ve ‘grev kime karşı?’

Serhat İncirli

Erhan Arıklı, Newroz kutlamasına mı katılmış?
Bravo!
Aman Tanrım, DEM Partili bir milletvekili ile birlikte de halay mı çekmiş?
Yine bravo!

-*-*-

E tamam bravo da, aynı şeyi Doğuş Derya yaptığı zaman O’nu linç edenler nerede?
Doğuş Derya’ya bir özür borcunuz yok mu?

-*-*-

Hipokrasi kötü bir şeydir!
Ve hipokrasi, Batılı demokrasiler ile Doğulu demokrasiler arasındaki en büyük farktır!
Doğulu demokrasilerde hipkorasi günlük yaşamın parçasıdır!
Batılı demokrasilerde hipokrasi, ayıptır, istifa sebebidir!

-*-*-

Hipokrasi, kişinin sahip olmadığı erdemlere, ahlaki değerlere veya inançlara sahipmiş gibi görünmesi, inandığı değerlere aykırı davranması veya söyledikleri ile yaptıkları arasında tutarsızlık olması durumu, yani ikiyüzlülük (riyakârlık) anlamına gelir…

-*-*-

Siyasette hipokrasi, Erhan Arıklı’nın, Doğuş Derya’yı neredeyse vatan haini ilan etmesi; sonra dönüp aynı şeyi kendisinin yapmasıdır!

-*-*-

Doğuş Derya’dan özür dilerse ne ala!

-*-*-

Kaldı ki her ikisinin yaptıkları doğru olandır!
Bu arada newroz piroz be!

-*-*-

Haaa hipokrasi başka nerede vardır?
Mesela, geçen hafta da yazmıştım, örneğin kendi adıma söyleyeyim; diyelim ki ben federal çözümden yanayım… 
Eğer Rum lider federal çözüm değil de örneğin “üniter devleti” öne çıkarır ve bu nedenle de federal çözüm çabalarını zayıflatırsa, elbette eleştirmem doğru olandır!

-*-*-

Ama aynı anda Türkiye’den gelen bir sayın bakan da kalkar ve “iki ayrı devleti savunur” hatta daha da ileri gider ve “Kıbrıs Türk toplumu adına konuşarak”, “bizim resmi görüşümüz iki devletli çözümdür” derse; O’nu da federal çözüm olasılığını zayıflatmaya çalıştığı veya çabaları baltaladığı gerekçesiyle yerden yere vurururm!
Burmazsam, hipokrasi yaparım!

-*-*-

Haaaa, Türkiye’deki siyasiler için hipokrasi, günlük yaşamın parçasıdır.
Mesela Türkiye’de şehitler ölmez vatan bölünmez diyen bir siyasetçi, Kıbrıs’ta iki devletli bölünmeyi  savunamaz!
Savunursa hipokrasi yapar!

-*-*-

Türkiye’de her hangi bir siyasetçinin hipokrasi yapıyor olması, Doğulu demokrasi anlayışı nedeniyle çok da hor görülmeyebilir ama Kuzey Kıbrıs öyle olmamalıdır!

-*-*-

Vaaay da bir otobüs vatandaşımızı Bayram’da Hala Sultan Camisi’ni ziyaret etmeye gönderemedik!
Neden?
Efendim Rumlar izin vermemiş!
Vaaay efendim de sen misin izin vermeyen?

-*-*-

Doğrudur, Rumların tavrı bana da yanlış gelmektedir!
Ama aynı anda Türkiye de, dilediği vatandaşımızı kendi ülkesine almamakta, G82, N82 diyerek, “güvenlik tehdidi olmak” veya “güvenliklerini sağlayamam” diyerek, kapıdan geri göndermektedir!

-*-*-

Mesela Tahsin Ertuğruloğlu’na veya Erhan Arıklı’ya, “neden bizim vatandaşlarımız Türkiye’ye giremiyor?” diye sorarsanız, verecekleri cevap şudur; “Türkiye, bağımsız bir devlettir ve bu tür kararları her devlet verebilir, biz karışamayız”…

-*-*-

E tamam Türkiye bağımsız bir devlettir de Kıbrıs Cumhuriyeti devleti helvadan bir devlet midir?
Türkiye’nin verdiği kararı eleştirmeden, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni eleştirirseniz, hipokrasi yapmış olursunuz!
Ama dediğim gibi bahsettiğim siyasetçiler için de hipokrasi yapıyor olmak, bu noktada bir şeref meselesidir!
Avrupa – Batı demokrasileri onların neyine!

-*-*-

Gelelim bugünkü genel grev ve meclis önündeki eyleme…

-*-*-

Gerek hayat pahalılığı ile ilgili düzenlemeler, gerekse örneğin daha çok medya mensuplarını ilgilendiren ceza değişikliği meselesi, Üstel hükümetinin icraatları mıdır yoksa talimat mıdır?

-*-*-

Yani, gerçekten çok özür dilerim ama bu grevleri ve eylemleri organize eden arkadaşlarımız, bu ülkeyi Üstel ve arkadaşlarının yönettiğine samimiyetle inanıyorlar mı?

-*-*-

Yapmayın!
Bu hükümet, sadece bir maşadır!

-*-*-

Genel grev haktır!
Greve ve eyleme katılıp da biber gazı, cop ve su saldırısına maruz kalan arkadaşlara geçmiş oldun derim… 

-*-*-

Ancak adres yanlış!
Ve doğru adrese gidebilenlerimizin sayısı bence çok az!

-*-*-

Haksız da değiller!
1974’ten bu yana değişen nüfustan tutun, baskılara, korkutmalara, kovmalara kadar gelin, ne yazık ki bu ülkede “direnme şansı”; hem fiziki olarak hem de ruhsal anlamda elimizden alınmıştır!

-*-*-

Eylemciler, polisin de hakkını savundu dün!
Ama polis, ne yazık ki verilen görevi yaptı!

-*-*-

Peki, bizim polisimiz, Başbakan Ünal Üstel’e mi bağlıdır?

-*-*-

Yapmayın Allah aşkına!
Polisimiz, bizim canımız, kardeşimiz, akrabamız, arkadaşımız olabilir ama ne yazık ki Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı’nın emir ve komutasındadır!

-*-*-

Kıbrıslı Türk polisler, 1958’de TMT kurulduktan sonra görevlerinde pek kalamadılar… 
Çoğu zaten İngilizler tarafından İngiltere’ye götürüldü hatta kaçırıldı!

-*-*-

1960 Cumhuriyeti kurulduğunda veya kurulmadan önce, TMT emrine girmeyi reddeden birçok polisin öldürüldüğünü de biliyoruz… 

-*-*-

Hatta 1960 Devleti’nde jandarma vardı… 
Ve jandarma komutanı Kıbrıslı Türk’tü!
“Ben görevimi yapacağım; sizden talimat alamam” dediği için hain ilan edilmedi mi?

-*-*-

Ve akabinde kendi polisimiz, her zaman ve her durumda TMT’nin kontrolünde değil miydi?

-*-*-

Gücümüz yetmez!
Bu açık!

-*-*-

Peki ne yapacağız?
Eylemi yaptık; çok da ciddi bir katılım oldu, heyecan vericiydi…
Ama masayı zorlamak lazım!
Üstel ve arkadaşlarını ikna ederken, bir yandan kesin seçim zaferi kazanacak olanları da uyarmak gerekiyor; çünkü o koltuklara oturdukları zaman fazla da bir şey değişecek diye düşünmeyenlerdenim!

-*-*-

Masayı zorlamak ne demektir?
Vallahi Hristodulidis hatırlatmıştı; yüzde yüz katılıyorum: Türkiye’yi, olası bir çözümde kazanımlarının daha çok olacağına ikna etmek lazım!

-*-*-

Üstel ve arkadaşlarına kalsa, ne heyet pahalılığı ne de ceza yasası ile ilgili düzenleme yaparlardı!
Kesinlikle yapmazlardı!
Çünkü halk sokaktadır ve bu halktan korktukları nettir!
Bu halk onlara ilk seçimde oy vermeyecek!
Ama Türkiye’nin Kıbrıs’la ilgilenen efendileri için, seçimi kim ya da kimlerin kazanacağı çok bir şey değiştiriyor mu?

-*-*-

Bunca yıldır değiştirmedi!

-*-*-

Haaa en azından gelecek olanlar hırsız, rüşvetçi değil mi diyeceksiniz?
Bakın belki burada haklısınız ama ne değişecek ki?

-*-*-

Kendi kaynakları ile, kendi yağı ile ülkeyi yönetmeyi başaracaklar; geçmişte de öyle oldu; sonra Türkiye goftiden bir sebep bulacak, dörtlü hükümette olduğu gibi; UBP geri gelecek, getirilecek!
Haydi yine eyleme!

-*-*-

Neyse!
Oğlum ve kızımla konuştum dün!
İkisi de “keşke Kıbrıs’ta olsak” gibisinden laflar ettiler; “Sakın ha, sakınnnnn! Oturun oturduğunuz yerde! Tatilde gelirsiniz!”…
(Sendikacı kardeşlerimin hepsi pırlanta gibidir, tümüne helal olsun, emeklerine sağlık ama Böyle düşündüğüm için çok üzgünüm…)

-*-*-

Son bir not: Grev veya eylemlerin hedefinin buradaki işbirlikçi hükümet olması, bence hipokrasidir!