Hilal - Yıldız İlişkisi !

Hüsnü Mahalli

 

Merhaba.
Altmışlı yılların sonuydu ve ben Halep’te lise öğrencisiydim.
O sıralar Suriye başta olmak üzere tüm Ortadoğu’da  milliyetçilik ile Marksizm ve İslam arasındaki ilişki ve çelişkiler yoğun bir şekilde tartışılıyordu. İşte o tartışmaların sıcağında benim gündemime Kıbrıs girmişti. Çünkü dönemin popüler partilerinden biri olan Suriye Toplumsal Milliyetçi Partisi’nin birazda müzikal sloganı vardı :
Kutsal Hilal ve Yıldızı Kıbrıs.
Partiye göre Suriye, Filistin,  Lübnan ve  Ürdün’ün  yanı sıra Irak, Türkiye ve  Mısır topraklarının bir bölümü hilal şeklindedir ve Kıbrıs o hilalin yıldızıdır .
O sıralar Arap olmayan Kıbrıs’ın neden hilalin yıldızı olduğuna bir anlam verememiştim. Ama partiye göre ada uzun süre Arapların denetiminde kalmıştı.
Yıllar geçti ve üniversite okumak için Türkiye’ye  geldim.
Türkiye’ye gelen ve politika ile haşir neşir olan biri olarak Kıbrıs artık ilgi alanımın merkezindeydi.
ENOSİS ve Yavru Vatan kavramlarını öğrenmiştim.
24 Temmuz 1974’te Marmaris’te ‘solcu’ bir arkadaşla yüzerken uçaklar tepemizden Kıbrıs’a doğru uçuyordu. Sonra öğrendik ki Türk ordusu adaya çıkarma yapmıştı. O gün arkadaşım ‘ABD ve İngiltere hemen müdahale eder ve Türk askerini adadan çıkartırlar ‘ demişti.
Ben ise ‘’Türk ordusu adaya çıktıysa  bunu  ABD’nin yeşil ışığı ile yapmıştır ve hiç kimse  oradan çıkartamaz. Biz bu Kıbrıs’ı 30-40 yıl konuşuruz’’ demiştim.
1977’de  rahmetli İsmail Cem’in sahibi olduğu Politika gazetesinin dış haberler bölümünde çalışmaya başlamıştım. Kıbrıs artık benim için profesyonelce ilgilenmesi gereken bir yerdi. Çünkü Kıbrıs bu coğrafyada olup biten herşeyin merkezinde idi.
KÖGEF’i, Ferdi Soyer’i ve KÖGEF’li arkadaşları o zaman tanımıştım.
O sıralar ‘Kıbrıs NATO üssü olamaz ‘ en popüler slogan idi.
Sonrasında Uluslararası İlişkiler bölümünde doktoramı yaparken başta BBC olmak üzere Arap, bölgesel ve uluslararası radyo, televizyon ve gazetelerin muhabirliğine başlamıştım.
Çalıştığım tüm medya araçları ve özellikle Araplar Kıbrıs’ı çok merak ediyordu. O gün bugün Kıbrıs’a gider gelirim..
Kıbrıs’a ilk gelişim 1979’da idi. Rahmetli Denktaş ile ilk buluşmamız o zamandı. Rahmetli Özker Özgür’ü de... Harika iki insan idi..
Sonrası bildiğiniz hikaye…
Hep Kıbrıs ile ilgili yazılar yazdım TV  programları  yaptım. Tıpkı bu coğrafyanın tüm sorun ve savaşlarını izlediğim gibi.
Allahtan Kıbrıs’ta savaş yoktu.
Savaş olmayınca da Kıbrıs hiç kimsenin ilgisini çekmiyor.
Hele ABD ve batının ...
Yunanistan ve Türkiye Kıbrıs ile oyalanıyor ya da eğleniyordu.
Ya da onlara öyle geliyordu.
Çünkü onların bu eğlenmesinin yeşil ışığını yine ABD ve müttefiği Avrupalılar yakmıştı.
ABD; BM Güvenlik Konseyi’nde ‘Hiç kimse KKTC’yi tanıyamaz ‘ diye kararlar çıkartmış sonra da bir Ankara’ya bir de Atina’ya göz kırpmış durmuş. Her ikisi de stratejik müttefik. Her ikisi de adadaki İngiliz üslerine sesini çıkarmıyor. Her ikisinden  biri adadaki Rumları diğer de Türkleri rehin almış!
Sonra da birileri çıkıp adada çözümden söz ediyor.
Bu çözümün hangi faktörlere bağlı olduğu ortada.
Bu faktörleri görmeyen, algılamayan ve onlara göre eylem planı hazırlamayanlar ister güneyde ister kuzeyde hiçbir sonuç alamaz.
Somut kanıt isteyenler AKEL-CTP deneyimine baksın.
Güney ya da Kuzeyde olsun bu deneyimden gerekli dersleri çıkarmayanlar insanlara umut veremezler.
Hem de güneyin batarak AB’ye rehin alındığı ve Kuzey’in de tümüyle Ankara’ya teslim alındığı ya da edildiği bir dönemde.
Tıpkı ‘Arap Baharı‘ ile bölge ülkelerinin ABD’ye teslim olduğu
gibi.. .
Kıbrıs ise bu ‘baharın’ yıldızıdır!