Düş kırklığı, gerilim, kaygı gibi duygular bireysel değil de toplumsal düzeyde yaşandığında yani sadece bizim değil de bir ülkenin, bir bölgenin bir kürenin sorunu olduğunda hem yalnız olmadığımız için bir teselli bulur hem de bu paylaşım içinde payımıza düşeni daha güçlü hissederiz. Sonuçta bu durum kişisel yaşamımızı halihazırda etkilemiştir ya da etkileme potansiyeli taşımaktadır. Ta çocukluktan tanık olduğum bu duygular benim hayatta kalma itkimi harekete geçirir. Küçük gedikler açmanın, bir çatlaktan sızabilecek ışığı bulmanın peşine düşerim.
En son yapabileceğim kendimi korumaya alıp kabuğuma çekilmektir. Bu kabuğa çekilme dönemlerimin hayatımdan çaldıklarını düşünmek acı veriyor bana. Belki şiire yaramıştır bu dönemler diye teselli bulurum bazen. Çeşitli tutsaklıklar içinde çaresizlikle debelendiğim o zamanlarda hayallerimin uçsuz bucaklığına sığınırdım. Çocukken boşluğa bir roman yazdığımı, bir köşede sessizce düşüncelere dalıp yaşananları içimde roman cümlelerine çevirdiğimi, zavallı küçük kızın ya da zavallı genç kızın hikayesini kendi içimde anlattığımı anımsıyorum. Anlatının ne kadar kifayetsiz olduğunu hissederdim böyle anlarda. Gerçek önceden bize verilen dile sığmayacak bir şeydi. Bazen de içime yerleştirdiğim bir sevgiliye doğru konuşurdum. Gerçek birinden esinlense bile kendi yarattığım biriydi bu sevgili. Bunun bir monolog olduğunu, beni işitmediğini bilirdim ama bundan başka bir avuntu da bulamazdım. Düzyazıdan şiire meyletmem “ağır ol bay düzyazı” tavrım ise şiirin içindeki gizli olanakların, dilin sınırlarını aşabilmenin zaferi içindi. Anlatı insanı rahatlatan bir şeydi elbette ama eksiği gediği fazlaydı, bazen bir dize bir ton kelimeye bedeldi.
Anlatıya dair küskünlüğümden herhalde, bir roman okurken hikâyeden çok dile ve insan olmanın gizlerini açığa vuran bazı ayrıntılara yönelirim, film izlerken de öyle. Filmlerin hikayelerini pek hatırlamam sonraları, sadece bazı sahneler ve anekdotlar kalır aklımda. Onlara da kendi katkımı yapmış ve dönüştürmüşümdür çoğu zaman. Bazen utanırım bundan, kimileriyle aynı filmi görmemişizdir sanki. Hikâyeden çok bir atmosfer ve duygu algılamışımdır ben.
Bazı klişe ve kalıplar öylesine uzaktır ki benden. Yalnızlaştırıcı bir durumdur bu. Klişe ve kalıplar paylaşılmış, çeşitli merhaleler sonucu sabitleşmiş duyumlardır çünkü. Aykırılık, çıkıntı olmak dışlanma potansiyeli taşır en çok da.
Sürekli işittiğim klişeler hüzün veriyor bana. İstatistiklerin küçük dilimlerinde olduğumu, bunun bir nevi yalnızlık olduğunu düşünüyorum. İyi durum anlatılarına uymuyorsam kendimi zavallı mı saymalıyım? İdeal hayat, ideal aile anlatıları örneğin, meli-malı durumlarının yarattığı gerginlikler. İnsanlar karmaşa ve kaos sevmiyor ve daha toptancı, genellemeci tanımlamalar rahatlatıyor onları. Seni bir kategoriye yerleştiremiyorlarsa rahatsızlık duyuyorlar hatta ürküyorlar senden.
Değişim öylesine baş döndürücü ki düşmemek için koşmak gerekiyor sanki. Kabuğuna gizlenmeye artık izin vermiyor hayat. Sınırlı kelime dağarcığı içindeki geçmiş kuşaklara, hayatı bırakıp giden bazı yaşlıların hatıralarına dalıyorum bazen. Yaşadıkları sosyal ortam bunun için yeterliydi belki de. Ailemizdeki kötüler belki de bazı sınırları ancak böyle zorlayabildikleri için seçmişlerdi bu varoluş biçimini. Psikoloji, sosyoloji, felsefeden bu bilim dallarının ulaştığı kapsamlardan haberin yoksa kendince bir bilgelik de geliştirebilirsin elbette. Bazen çok daha sahici ve çarpıcıdır bu, kavramlar içinde kaybolmaktan iyidir belki de. Masumiyet biraz da naiflikte gizlidir. Hayatın özüne dair derinlikle halk zekasının zuhur ettiği sayısız örnek mevcut. Kuşaktan kuşağa aktarılan sözlü kültür damıtılmış bir bilgeliğin ürünü.
Bilgiye derin bir açlıkla saldırdığım gençlik yıllarımı anımsıyorum. Her aydınlanma, her keşif hayatla ilişkime yeni bir boyut katar, bana teselli verirdi. Sonraları bir doygunluk ile kayıtsızlığa savrulduğum olmuştur. Gündelik hayat gailelerinin yarattığı tutsaklık azımsanamaz. Hayatın içindeki adaletsizlik, çocukluk yaralarıyla yürünmeye çalışılan çetrefil yollar filan kolay iş değil.
Geçmişte içimizi acıtanlar bugünü ve geleceği karartıyorsa onlarla yüzleşip tanımlayarak önümüzü kesmelerini engelleyebiliriz belki. Gerçek ne kadar ağır olursa olsun her şey insana dair. Gözyaşlarımızın nehri bir gün bizi geleceğin güvenli limanına taşıyabilir.