Hep çocuk olarak

Cenk Mutluyakalı

İnsan geriye dönebilseydi eğer…
Bir kente ya da bahçeye değil, bir kumsala ya da dosta…
Bir zamana, geçmiş bir yaşa, eski bir tarihe geri dönebilseydi insan…
Kapılar açılsaydı taş, yosun, ahşap, demir kapılar, geçmişe doğru…
İnsan koşar adım varabilseydi eskisine…
Dünyada bundan daha büyük bir mucize olamazdı…

*  *  *

“Yine de öyle yaşardım, geçmişte, nasıl yaşamışsam, yine de aynı” derse birisi…
Dünyada bundan daha büyük yalan olamazdı, yine…

*  *  *

“20’lere dönebilseydim eğer” diyecektir 40’larında biri…
40’larına dönmek isteyecektir, bir başkası 70’lerinde…
Birisi “dün”e diyecektir, kimisi “birkaç saat evveline…”
Kim bilir on beşlerinde bir evlat da yirmi beşlere koşmak isteyecektir!

*  *  *

Her yeni yaşın, çok daha anlamlı olduğunu görsem de, eskittiğimizden...
Ve hatta çoğu zaman kendime “yaşamadığın ne çılgınlık kaldı ki” desem de...
Yok yok, öyle pişmanlık biriktirmiş değilim çok fazla…
Yine de dönebilseydim eğer…
Yüzlerce “o an”ı daha sindire sindire, derinlikli ve yoğunlaşarak yaşamak isterdim.

*  *  *

Bir de…
Uzun uzun sürmek isterdim, o küçük bisikletimle, limana doğru... Gün doğumlarını daha çok yakalamak ve çiçek macunlu kahvaltılar yapmak isterdim, bütün aileyle… Uzun saatlerce kitap okumak, yusufçukların gölgesinde... “Dünya sana hediye sunmaz, inan bana / Bir yaşam istiyorsan, çal onu” şiarıyla yüklenirdim ömre! Öğrenmek için tembellik etmez, gerçek dostları çok daha önceden keşfederdim…

*  *  *

Skopje’de, balkan müziklerini dinleyerek daha fazla şarap içmek isterdim, nehir boyunca… Krakow’da, o uçsuz bucaksız parkta, illaki sevişmek değil, mesela el ele gezmek... Varna’da Nazım’ın ayak izlerini aramak, bulmak… Luzern Gölü’nü izlemek, gözümü kırpmadan, sabaha dek… Kiev’de o büyülü meydanda kaybolmak ve Minsk’te dudaklarını çizmek, tütün kokusunun en güzel yakıştığı o güzelin… Ve daha yüksek sesle, daha çok şarkılar söylemek, o kocaman dağları aşarken, onca genç insan, tıngır mıngır bir otobüste... Mektuplarımı saklamak isterdim kocaman bir çuvalda ve yazmak, çok daha sık, çok daha fazla insana… Top peşinde koşmak daha fazla, nota öğrenmek, bir ecnebi kıza sevdalanmak.

*  *  *

Tabularla, sınırlarla, bencillikle ve milliyetçilikle daha da didişirdim, daha da güçlü…

*  *  *
İnsan dönebilseydi eğer…
Çocukluğunu arar, bulurdu mutlaka…
Çünkü buralarda, her çocukluk, yeterince yaşanmamıştır nedense…

*  *  *

Bu düş/yazı Gürgenç’le bitmeli mutlaka!

“Hep çocuk olarak bulurum kendimi
ağır gölgeli ağaçlar altında…”