Haysiyet kavgası…

Asım Akansoy

2018 yılına seçim ile gireceğimiz kesinleşti. UBP’nin bir süreden beri seçim tarihi konusunu iç siyasi malzeme haline getirmesi karşısında ana muhalefet olarak partimizin koyduğu net tavır üzerine erken genel seçime doğru yol alıyoruz.

4 buçuk yıllık koalisyonlar döneminde, siyaset kurumunun halkımızın beklentilerini karşılayabildiğini söyleyemeyiz. Bizim de yapamadıklarımız elbette oldu. Ancak kısa süreli koalisyonların yarattığı programatik belirsizliklerin ve farklı uygulamaların bütünlüklü bir sonuca yönelmemesi ciddi güven bunalımı yarattı.

Bu süre zarfında tüm siyasi partilerin aynı olduğunu veya geçmişteki olası çeşitli hatalar kullanılarak herkesin/tüm siyasi partilerin aynı potada eritilmeye çalışanların kakafonisine sessiz kalınması, siyaseti ciddi anlamda yıprattı.

Siyasi partiler dinamik organizasyonlardır. Hükümette veya muhalefetteki hataları onlar için bulunmaz bir nimettir. Ders çıkarmak, yenilenmek ve gelişmek için. Yoksa steril bir hayat olamayacağı gibi steril bir siyasi hayat da olmaz. Dünyadaki tüm siyasi partilerde de durum aynıdır. Gerek sol gerekse sağ siyasi parti tarihlerine bir bakmak yeter. Dinamik tüm partiler hata yapar, ders çıkarır ve yoluna devam eder. Mesele bu. Ancak siyaseti yönlendirmek isteyen çeşitli kesimlerin medya üzerinden yaptığı “ince ayar” ciddi tahribat yarattı. 

Seçim sonuçlarında CTP’nin önemli bir başarı elde edeceği konusunda kuşkum yok. Ancak mesele sadece CTP değil, bu ülkenin bugünü ve yarınına dair çok iş yapması gereken siyaset kurumunu temsil edeceklerin kararlı, özverili, düzeyli ve kamu yararını gözeterek çalışacak kişilerden oluşması en büyük temennimdir. Demokrasiyi  geliştirecek, kendi kendini yönetmenin farkına varabilecek ve bunu kendi siyasetine taşıyabilecek, barışın anlamını kavrayabilecek, uzlaşıcı, Kıbrıslı Türk toplumunun toplumsal varlığını önemseyen, üretken kişilerden oluşan yeni bir yapıya ihtiyaç vardır.  Vizyon sahibi, dinamik ve üretken bir Meclis ihtiyacı vardır toplumun.

Elbette beş yıllık yeni ve güçlü bir hükümet de bunun ardından gelmeli. Çünkü toplumsal dönüşümü sağlayabilmek ancak kararlılık, vizyon, cesaret, dik duruş ve kadro ister. Bunlar olmadan, yamalı bohça gibi koalisyonlar dönemindeki  belirsizlikler daha da sorun yaratır.

Bu noktada seçmene büyük görev düşer. Vatandaşlık, 4 ya da 5 yılda bir sandığa gidip oy kullanacak kadar basite indirgenemeyecek kadar önemli bir olgudur. Yeni dönemde, daha güçlü bir sosyal hayat ve sorumluluk üzerinden şekillendirilecek  bir vatandaşlık adına sandık iyi değerlendirmelidir.

Herşeyden önce sandığa gidilmeli ve demokratik irade mutlaka hayata geçirilmelidir. Sandığa gitmeme tercihi, ülkedeki sistem ile ilgili taratışmalara  katılmakla birlikte, kabul edilemezdir. Bu tavır topluma hiç birşey kazandırmaz. Gidilmelidir.

Ötesinde konu bir haysiyet mücadelesi ile ilgilidir. 

Toplumsal varlığımız ve geleceğimiz için bu haysiyet kavgasından başarılı çıkmak durumundayız.