Hayır, bu aşamada önce NİCELİK

Tümay Tuğyan

Beş siyasi parti ve yedisi bağımsız toplam iki yüz elli yedi milletvekili adayı, meclis vizesi için yürüttükleri propaganda yarışının sonuna geldiler. Söz artık seçmende. Vatandaşlar kullanacakları oylarla yeni meclis aritmetiğini belirleyecekler.

İrade bizlere nasıl bir siyasi modeli işaret edecek onu hep birlikte göreceğiz. Ancak hangi siyasi partinin kaç oy alacağının yanı sıra, benim merak ettiğim ve önemsediğim bir diğer sonuç, kaç kadın adayın parlamentoya giriş vizesini alabileceği.

***

Toplumsal cinsiyet eşitliği talebi, bizim ülkemizde çoğunlukla ‘bir avuç marjinal feministin şımarıklığı’ olarak algılanıyor.
Feminist hareketi ‘erkek düşmanı‘ diyerek ötekileştirmeye ya da ‘koca ya da sevgili bulamayan kadınlar kulübü’ diyerek kadını ‘eksik’ sayan bir erkek egosu ürünü ile aşağılamaya çalışan insanların çoğunlukta olduğu bir toplumda, eşitlik talebinin kolayca sonuç vermesini beklemek zor.
Söz konusu talebin hayata geçebilmesi için bunun öncelikle toplumun genelince anlaşılması, hazmedilmesi, içselleştirilmesi ve destek bulması lazım.
Kadının siyasetteki varlığı, bu talebin önemli hedeflerinden biri olmakla birlikte, talebin sesinin daha kuvvetli çıkması için de kaçınılmaz bir gereklilik.
Yani amaç, aslında aynı zamanda bir araç.

***
Kıbrıs Türk siyasi yaşamı, elli üç yıllık geçmişi bulunan parlamenter düzende sadece on üç kadın milletvekili tanıdı.
1960 Türk Cemaat Meclisi’nden günümüze, ikisi atanmış on biri seçilmiş, toplam on üç kadın parlamentoda görev aldı.
Ve şu anda yarışan kadın aday sayısı, her zaman olduğu gibi çok az.
İki yüz elli yedi adayın sadece 48’i kadın. Bu sayıyı yüzdeliğe vuracak olursak, toplamın yaklaşık yüzde 20’sine denk geliyor.
Peki bu yüzde 20’nin ne kadarı meclise girebilecek?
Bugüne kadar meclisteki kadın temsiliyetinin ulaştığı en yüksek oran, yüzde 8 ile 2009 seçimi.
Sağ partilerin kadın adaylar konusunda özel bir hassasiyeti zaten yok. Ancak başta kota uygulaması olmak üzere bu konuda ‘nispeten’ pozitif bir politikaya sahip olan sol partilerin sicilleri de çok öyle ahım şahım değil.
Örneğin CTP’de yüzde 30, TDP’de yüzde 50 olan kadın kotaları, maalesef doldurulmadı.
CTP listesinin yüzde 30’u değil, yüzde 24’ü kadın. TDP listesinin ise yüzde 22’si.
En yüksek kadın aday sayısı BKP- TGV’de ama bu partide de oran sadece yüzde 26.
Listelerde kadın adayların var olması kadar önemli bir diğer konu, bu adayların kaçının seçimi kazandığı.
Sol ve sağ partiler arasında, yani bu konuda özel politikası olan ve olmayan partiler arasında bir karşılaştırma yapacak olursak, sonuç bazında bir farkın ortaya çıkmadığını görüyoruz.
2009 seçiminin iktidar partisi ile ana muhalefetini kıyaslayalım; her ikisi de meclise sadece iki kadınla girmiş. Bir önceki seçime, yani CTP’nin tarihinde en yüksek milletvekili sayısına ulaştığı 2005 seçimine bir göz atalım; meclise 23 milletvekili ile giren CTP’de kadın milletvekili sayısı sadece 1 olabilmiş.
Evet bir kadın meclis başkanına sahip olmak, geçici hükümete başkanlık edecek kişiyi kadınlar arasından seçmek önemli.  Bu konuda CTP’nin hakkını yememek lazım. Ancak meclisteki kadın ve erkek vekillerinizin oranı arasında uçurumlar varsa, sonuç maalesef değişmiyor. Bir kadının geçici atamayla başbakan olduğu değil de, önce parti genel başkanlığını, ardından da başbakanlığı seçimle aldığı gün, işte o gün bazı şeyler değişmiş olacak. Ama şu anda, bırakın bir kadının herhangi bir siyasi partinin başkanı olmasını, başkan adayı olması bile gündemde değil, hiçbir kadın böyle bir girişimde bulunabilecek desteği yanında hissetmiyor.

***
Tıpkı geçmişte olduğu gibi şimdi de ‘Biz şu kadar kadını aday gösteriyoruz ama halk seçmiyor’ diye kendilerini savunacak olan partiler, sözüm size!
Eğer kadınların mecliste eşit ya da en azından eşite yakın temsiliyeti konusunda samimiyseniz, geçici özel önlem politikalarını parti tüzüklerinizle sınırlı tutmayın, bunu yasalarla garanti altına alın.
Çünkü bir partinin milletvekili aday listesinin yarısının kadın olması, aynı oranın meclise taşınacağı anlamına gelmiyor. Tercihli oy sistemimiz, bu tür bir kotanın sağlıklı sonuç vermesinin önündeki en büyük engel.
Dolayısıyla bizzat seçim sistemine konacak kotalar gerekiyor.
Bu tür kotaların en iyi çalıştığı ülkeler İskandinav ülkeleri. Örneğin İsveç’te 349 sandalyelik parlamentoda 164 kadın var. Yani bu ülkede kota yüzde kırk.  Sistem, parlamentonun en az yüzde kırkını kadına veriyor. Önce kadınlar yerleşiyor, geriye kalan saldalyeleri de erkekler paylaşıyor.
Siyasi irade olmaksızın, cinsiyet temelli eşitsizliklerin önüne geçmek mümkün değil. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanabilmesi için siyasi irade şart.

***

Siyasi partilerimizin kadın konusunda daha kat edecek çok yolu var. O halde biz seçmenler de daha talepkâr olalım. Daha çok kadını destekleyelim, daha çok kadını meclise gönderelim, onları meclis çatısı altında ve dolayısıyla partilerinin içerisinde daha güçlü kılalım.
Bir partiye mühür mu vuracaksınız?
O partinin adayları arasında tercih yaparken mümkün olan en çok kadın adaya birer ‘tik’ atın.
Karma mı yapacaksınız?
Partiler arasında aday seçimi yaparken kadınları da unutmayın.
‘Nicelik değil nitelik önemlidir’ iddiasına bu aşamada katılmıyorum.
Elbette hakikaten kötü olduğunu düşündüğünüz kadına oy vermeyeceksiniz. Ancak erkek adaylar arasında seçim yaparken nasıl ki ‘iyiler’ arıyorsak, kadın adaylar arasında da aynını yapalım, ‘mükemmeller’ peşinde koşmayalım.
Kadın adaylara ‘armudun sapı üzümün çöpü’ diyerek kusur bulma alışkanlığımızı tekrar gözden geçirelim. Kadınları otopsi masasına yatırıp lime lime ederek, eksik gedik ararken, erkek adaylar arasından nice sapları nice çöpleri içeriye gönderiyoruz, farkına varalım.
Oy vereceğiniz erkeklerin hepsi mükemmel mi?
Evet nitelik önemlidir.
Ama 50 kişilik parlamentoya 53 yılda en fazla 4 kadın girebilmişse, öncelikle NİCELİK önemlidir.
Önce koşullar eşitlenmelidir.