Haram para ile helal tavuk alan sahte Müslümanlar!

Serhat İncirli

4 günlük tatil sonrası, Avrupa’nın Lefkara köyünden, “eşit egemen devletimizin Gönyeli köyüne” dönüşle birlikte, sağdan soldan okuduklarımı; dinlediklerimi haliyle biriktirdiklerimi sizlerle de paylaşmak istiyorum…
Önce “dedikodu” meselesi…
Çok seviyoruz dedikodu yapmayı…
Dedikodu “yargısız infaz”dır aynı zamanda…

-*-*-

Dedikodunun üç filtresi var…
Sokrates öyle demiş binlerce yıl önce…
Bu filtreler önemli…

-*-*-

Kim dedikodu yapmaz?
Gerçek gazeteci yapmaz…
Her duyduğunu yazarsa, gazeteci değil, dedikoducudur… 

-*-*-

Bugün sizlerle önce Sokrates’in dedikodu hikayesini paylaşıp, ardından yeni duymadığım ama duyduğum ve biraz da araştırdığım zaman “dedikodu değil, haberdir” diye değerlendirdiğim üç şey var!
Evet, önce, hayırlısıyla geçelim Sokrates’in hikayesine…

-*-*-

Bilip bilmeden insanların arkasından konuşan yani dedikoducu bir adam Sokrates ile karşılaşır ve der ki, “… arkadaşınla ilgili ne duydum biliyor musun?”…
Sokrates, “bir dakika” der ve adamdan beklemesini ister!

-*-*-

Sokrates adama, “bana bir şey söylemeden önce küçük bir testten geçmeni istiyorum” der…
“Buna üçlü filtre testi deniyor” diye de ekler…

-*-*-

Birinci Filtre: Gerçek filtresi…
Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçeği yansıttığından emin misin?

-*-*-

Dedikoducu adam biraz düşünür ve “hayır, bunu sadece başkalarından duydum” der…

-*-*-

İkinci filtre: İyilik filtresi…
Sokrates, dedikoducuya sorar: “Arkadaşım hakkında bana söylemek istediğin şey iyi bir şey mi?”

-*-*-

Adam, “hayır tam tersidir, kötü bir şeydir” diye yanıtlar…

-*-*-

Sokrates, adama, “bana arkadaşım hakkında kötü bir şey söylemek istiyorsun ama bunun doğru olduğundan emin değilsin… Ancak yine de tesi geçebilirsin” diye görüş belirtir ve üçüncü filtreye geçer…

-*-*-

Üçüncü filtre: İşe yararlılık filtresi…
Sokrates der ki, “… Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim işime yarar mı?”

-*-*-

Dedikoducu yanıtlar: “… doğrusu pek işine yaramayabilir…”

-*-*-

Ve Sokrates son sözünü söyler: 
“… Eğer bana söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar bir şey de değilse, bana niye söyleyesin ki?”

-*-*-

Sokrates’in hikayesi böyle…
Sırada, bizim üç “şeyimiz” var…
Haber de demiyorum, dedikodu da demiyorum ama “yuh” diyebilirim…
Siz okuyun ve değerlendirin…

-*-*-

Bir: Mağusa’da Şampiyon Melekler’in mezarları ve çevre düzenlemesi için 8,5 milyon TL’ye ihaleye çıkılmış…
İhaleyi alan da yapan da beni hiç ilgilendirmez…
Kim olduğunu sormadım…

-*-*-

İhale 8,5 milyona çıkılmış ama 17 milyon TL’ye tamamlanmış!

-*-*-

Bu söylediğim gerçek mi?
Gerçek!

-*-*-

Peki bu söylediğimin içinde “iyilik” var mı?
Fiyat artışı olmuştu da, zaten dolar yükseliyordu da, mezarlar pahalılaşmıştı da, enflasyonu zaten biliyorsunuz da…
Da da da!
Bu “aşırı fiyat artışında” bir “iyilik” yok!
Üstelik, utanç var!
Veya olması lazım!

-*-*-

Peki işe yaradı mı?
Elbette meleklerimiz her şeyin en güzeline layıktır, bundan şüphem yok ama en azından burada olsun, o fiyat farkı meselesine girip de aşırı kar konusuna dalmasaydık!

-*-*-

Gelelim ikinci “şey”e!
İki: Okullarımızı depreme karşı dayanıklı hale getireceğiz…
Bakanlar Kurulu karar almış, ihaleye çıkılmıyor!
Elden dağıtılıyor!
Peki, bu ülkede yasa, kanun yok mu?

-*-*-

İhale Yasası, “elden istediğine ver” demediği gibi, Bakanlar Kurulu’na da “dağıt dilediğin gibi” demiyor!
Duyuracaksın diyor!
Herkese açık olmalı diyor!

-*-*-

Peki nedir bu “şey”!
Abi bu şey dedikodu bile olsa, ayıptır, utançtır ve üzgünüm, kesinlikle komisyonculuktur, hırsızlıktır, toplumu çalmaktır!

-*-*-

Çıksana dürüstçe ihalene!

-*-*-

Ve gelelim en acı “şey”lerden birine…
İnsan kaçakçılığı da var bu işin içinde… 

-*-*-

Üç: Kıbrıs Bugün gazetesi dün bir miktar yazdı; “Ön izin vurgunu” dedi…
Efendim, ülkeye 400 yabancı işçi getirilecek…
Neden?
Narenciye toplayacaklar!
İyi güzel, ne var bunda?

-*-*-

İyi güzel de, 3’üncü ülkeden getirilecek narenciye işçilerinin her birinin çalışma izni işleminden kelle başı 2 bin euro kazanılacak!
Kim kazanacak?
İki kişi…
İsimleri önemli mi?
Değil ama bu iki kişiden biri, çok büyük bir “birliğimizin” başkanının çok yakını!

-*-*-

Daha da ilgincini söyleyeyim!
Yabancı işçiler için olur da kaçar, geri döner falan gibi sebeplerle bin 250 euro teminat gösterilmesi lazım!
Teminatı kim gösterdi?
O büyük birliğimiz!

-*-*-

Dedikodu mudur bu söylediğim?
Hayır!
Gözümüze baka baka insan kaçakçılığıdır ve utançtır ve hırsızlıktır ve daha… 
Yeter artık ya hu!
Lütfen yeter!

-*-*-

Mübarek Ramazan ayındayız…
Elhamdülillah ve de maşallah Müslümanız!
Ama olmaz ki böyle Müslümanlık!

-*-*-

Devlet sahte, ihaleler sahte, diplomalar sahte iyi anladık da dinimiz de mi sahte?

-*-*-

Gelin size bir hikaye daha anlatarak bugünkü yazıyı tamamlayayım…

-*-*-

Çok pahalıdır, kırmızı et alamıyoruz; domuz, malum tamamen dinimizce yasak kabul edilir…
Eh, tavuk yiyelim!

-*-*-

Müslüman, tavuk alacak sormuş:
Tavuk helal mi?
Kafasını kim kesti?
Kıbrıslı “Kim bazladı oğlum bu bulliyi?” da diyebilir!
Tavuk nereden geldi; kan aktı mı?
Kesen Müslüman mıydı?
Sertifika var mı?
Göreyim sertifikayı!
Sertifikayı kim imzaladı, imzalayan Müslüman mıydı?

-*-*-

İşte bu tavuk alacak olan ve neredeyse tavuğu kesen kasabın annesinin kızlık sertifikası olup olmadığına kadar derin soruşturan Müslüman, bırakın parasını bankada faize yatırmış olmayı, kim bilir rüşvet de alabilmektedir… 
Aynı Müslüman insan dolandırmakta, insan kaçakçılığı yapmakta, insan kaçakçılığına göz yummakta, insanlara yalan söylemekte, vergi vermemektedir… 

-*-*-

Tavuğu keserken dua okuyamayan kişiyle uğraşıyoruz ama kendimiz haramın dibine vuruyoruz!
Dinimiz inancımız da sahte anlayacağınız!
Hem de baştan aşağıya!
Haram para ile helal tavuk almaya çalışan sahte Müslümanlarız!

-*-*-

(Son hikayeyi youtubeta izledim, biraz değiştirerek yazdım… Ayrıca belirtmiş olayım ve tabii ki bayıldım… Konuşan kişi bir genç din adamıydı, kesinlikle KKTC’yi tanımayan bir devletin vatandaşı olduğundan eminim ama sanki bizi anlatıyordu…)