Happy wife, happy life!

Tümay Tuğyan

İngilizce’de, evlilik hayatıyla ilgili çok kullanılagelen bir deyiştir bu.

Sıklıkla, özellikle de film repliklerinde rastlıyorum.

Galiba, çok eski zamanlardan, bir şarkı sözünden alıntıymış.

‘Happy wife, happy life’!

Yani mealen, ‘mutlu bir karınız varsa, mutlu bir hayatınız var demektir’. 

İlk duyduğumda çok ‘sloganvari’ gelmişti.

Ama düşününce, gayet mantıklı ve makul bir ifadeye dönüştü.

Muhtemelen kafiye olsun diye ‘wife’ kelimesi tercih edilmişse de, aslında taraflardan birinin mutsuz olduğu bir evliliğin, bizzat kendisinin ‘mutlu’ olması mümkün mü?

Değil!

Evlilik, iki tarafı olan bir kurum olduğuna göre, bu kurumun salahiyeti, her iki tarafın mutluluğu ve memnuniyetine bağlı.

Birini mutlu eden şeyler diğerini mutsuz ediyorsa, mutsuz olan, bu mutsuzluğunun acısını, günün sonunda bir şekilde diğerinden çıkarmaya çalışır.

O evlilik, önünde sonunda bir ‘intikam’ arenasına dönüşür; yaşanan ‘mutsuzluğun’ bedeli, ‘sebep olduğu düşünülen kişiye’ bir şekilde fatura edilir.

Bunun kaçarı yok.

***

İki taraflı birliktelikler, evliliklerden ibaret değil tabii.

Lafı dolandırmaya gerek yok.

Kıbrıs müzakere sürecinin bir uzlaşıyla tamamlandığını ve Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulduğunu bir düşünün.

Bu devletin (evliliğin) mutlu bir biçimde varlığını sürdürebilmesi için, evvela devleti oluşturan tarafların her ikisinin de mevcut durumlarından mutlu olması gerekmeyecek mi?

Taraflardan biri, imza edilen antlaşmanın şartları gereği haksızlığa uğradığına, haklarının çiğnendiğine inanırsa, mutlu olabilir mi?

Olamaz!

Peki o zaman ne yapar?

Kendisini haksızlığa uğrattığına inandığı ‘diğer tarafa’, bu ‘haksızlığın’ hesabını sormaya kalkar.

Mutsuzluğunun bedelini, ‘diğer tarafa’ öyle ya da böyle, fatura eder.

***

1960 Cumhuriyeti, her iki tarafın da mutsuz olduğu, zoraki bir evlilikti.

Ve ‘haksızlığa uğrama/uğratılma’ hissi, çok kısa sürede bu evliliğin sonunu getirdi.

Olur da başarılırsa, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti, ‘zoraki’ bir evlilik olmayacak.

Ama bırakın ‘mantık’ evliliklerini, ‘aşk’ evliliklerinde dahi öncelikli gereklilik olan ‘mutlu-mutlu’ formülü, bu devletin kurucu etkenlerinden biri olamazsa, 1960’tan çok da farklı bir son beklemeyin.

Bu nedenle hedefimiz, antlaşmanın ‘kazananı olmak’ olmamalı.

Çünkü ikili bir oyunun bir ‘kazananı’ varsa, illa ki bir de ‘kaybedeni’ olur.

Kaybettiğini düşünenin ileride ne yapacağını kestirmek ise, maalesef zor!