Haksızlığın sıradanlaşması

Cenk Mutluyakalı

Bir sendika başkanımız, son dört yılda binden fazla “istihdam” yapıldığını açıkladı.

Özellikle “genç işsizliğin” arttığı bir ortamda elbette istihdam önemlidir ve gereklidir.
Eğer “ihtiyaç” varsa…
Daha da önemlisi eşitlikle, duyuruyla, sınavla yani liyakat temelinde yapılıyorsa…

Liyakat, en sade hâliyle “bir işi en iyi yapabilecek kişinin o işi üstlenmesi” demektir.

Ama bu da yetmez.
O kadroya kamusal bir gereksinimin olması da bir o kadar önemlidir.

***
Kıbrıs Türk Amme Memurları Sendikası Başkanı Güven Bengihan’a göre bu istihdamlar adaletten ve hakkaniyetten uzak yapıldı.

Yani yandaşlıkla…
Yani keyfî…
Yani sorumsuzca…

Her istihdamın, hepimize, her ay 100 milyon Türk Lirası’nın üzerinde maliyeti vardır.

Maliye’nin borç sarmalına girmesinin, altyapı yatırımlarının durma noktasına gelmesinin temelinde bu hesapsız harcamalar yatıyor.

Tabii daha fazla bilgiye ihtiyacımız var.

Bu istihdamlar nerelere yapıldı?
Öğretmen, hemşire, doktor, barikatlara sivil görevli mi?
Yoksa tümüyle alakasız alanlara mı?

Böylesi bilgileri edinecek bir şeffaflık yok ülkemizde, hele hele şimdiki yönetim zihniyetinde…

Tabanca ruhsatı kaç kişiye verildi bile açıklamıyorlar…

Nüfusu değil “yurttaş sayısı”nı söylemeye utanıyorlar.

***
Önümüzdeki 8 ay içerisinde bir seçim mutlaktır ve bugünkü karanlık tablonun mimarı olan partilerin hükümette olması pek mümkün görünmüyor. Peki, haksızlıkla ve yandaşlıkla sisteme dâhil edilen yüzlerce kişinin akıbeti ne olacak?

Hep şunu duyuyorum:
İnsanların ne suçu var.
Herkesin de ekmek parası…
Üç ay sonunda yasa onları koruyor zaten…

Unuttuğumuz bir değer var.
Birey sorumluluğu…

***
Kötü siyaset çoğu zaman suçu anonimleştirir.

Kararların ardına kalabalıklar gizlenir, imzaların arkasına komisyonlar, komisyonların arkasına “sistem”…

Bir de erdem gibi, haysiyet gibi değerler vardır.

Unutmayalım; liyakatsiz bir düzen sadece yukarıdan kurulmaz, aşağıdan da beslenir maalesef.

Hele hele “bu gelmiş böyle gider” mazereti, ahlaki bir gerekçe değildir.

Bugün karşı karşıya olduğumuz sorun tam da budur.

Sistemin çürümesi ile bireyin sorumluluktan kaçışı aynı yerde kesişiyor.

Bir hakkın gasp edildiğini bilerek o işi kabullenmek…
Bir başkasının yerini aldığını bile bile susmak…
Bir sınav ya da seçme yapılmadığını görüp bunu “fırsat” saymak…

Bunların her biri, yalnızca siyasal değil, etik bir tercihtir ve bireyin de utanmazlığıdır.

Kötülüğün sıradanlığı” dedikleri tam da bu aslında…

Büyük çürüme, çoğu zaman küçük kabullerin toplamıdır.

***
O yüzden, haksız her istihdam bunun bedelini ödemelidir.
Yapan da kabul eden de…

Dahası…
Kamusal kaynaklarla finanse edilen kurumlar, belediyeler dâhil, tümüne, hangi isimle ya da statü ile olursa olsun, duyurusuz, sınavsız, eşitlikten ve gereksinimden uzak istihdam yasaklanmalıdır.

Bu adaletsizliğe göz yuman ya da meşrulaştıran herkes, aslında kendi sırasının gelmesini bekleyen bir suç ortağıdır.