“Hakikat sonrası”nı aşmak !

Asım Akansoy

2016 yılında Oxford sözlüğü Post-truth sözcüğünü yılın sözcüğü olarak seçti. “Nesnel hakikatların belirli bir konu üzerinde kamuoyunu belirlemede duygulardan ve kişisel kanaatlerden daha az etkili olması durumu ”diye tanımlanabilecek bir durumdan bahsediyoruz. Yani “toplumsal görüşlerin oluşmasında kişisel inanç ve duyguların bilimsel gerçeklerden daha önemli görünmesi durumu”. 

“Gerçek ötesi”, “hakikat sonrası” ya da “post olgusal” olarak Türkçeye çevrildi. 

Post öneki malum, herhangi bir olaydan sonra gerçekleşmeyi vurgular. Ancak buradaki anlamı, önüne geldiği kelimenin artık önemsiz ve geçersiz kabul edildiği bir zamana ait olduğunu vurgulamasıdır. 

Yani post truth dediğimizde, doğru ve gerçeğin, önemini yitirdiği bir dönemi kastediyoruz. Gerçeğin aşılması anlamında. 

1990’lardan beri siyasi literatürde kullanılan bu marjinal kelime, 2004 yılında Ralph Keyes tarafından yayınlanan “The Post Truth Era” adlı bir kitapla gündeme gelirken, 2016 yılı Trumph dönemiyle popüler hale dönüştü. Bu yıllarda başlayan ve hala devam eden içinde bulunduğumuz yıllarda, ciddi bilgi kirliliği oldu. Yalan her yanımızı sardı. 

İnsanlar kaynağın, yani ana bilginin doğru olup olmadığını umursamayıp, sadece bu bilgi tarafından ortaya çıkan sonuçları tartışır oldu. İnsanlar rasyonel yani akıl yolu ile davranmak yerine duygu ve inançlarına göre seçim yapar oldular. Bunun oluşmasında  ve yayılmasında sosyal medyanın rolü çok büyük. 

Gerçeğin önemini yitirdiği bir dönem demek, sadece ve sadece gerçekler üzerine bina edilen bilimin de önemini yitirmesi demektir.

Bugün artık çoğu insan bilginin kaynağı ve doğruluğu ile ilgilenmiyor. Önemli olan şey, bilgiyi paylaşan kişinin kim ve ne kadar popüler olduğu. Dünyanın düz olduğuna inananlardan, aşı karşıtlarına kadar her yanımız sarılmış durumda…

Bilim adamları, insanların böyle saçma fikirlere nasıl olur da inandıklarını araştırırken farklı bulgulara ulaşıyorlar. 

Duyguları ile karar veren bir insanın, kendini etkileyici bir şekilde gerekçelendirdiğine de rastlamıyor değiliz. Tutarlı ama gerçekçi değil. Zaman da burada önemli bir faktör çünkü, duygularla verilen kararlarla bir anda öfkelenip, bir anda mutlu olabiliriz. Mantıklı karar ise ciddi ciddi zaman gerektirir. Oturacaksınız, verileri inceleyecek, düşüneceksiniz, ve ona göre karar üreteceksiniz.  

Ancak günümüz zamanı ve düşünmeyi dışlayan bir dönem; ne yazık ki. Zaman ve emek ister düşünmek. Yazı yazmak gibi, görüşlerini popüler alana açmak ve iddia sahibi olmak gibi.

Oysa hiç kimsenin zamanı yok günümüzde. Hızlı karar vermek işte tam bu noktada duyguların esiri oluyor. Düşünecek, verinin kaynağını ve doğruluğunu kontrol edecek, araştıracak ve bilgiyi analiz edecek zaman yok artık.

Bu noktada bilim mi kazanacak yoksa post truth mu?

Yapılan tartışmalarda bu zor konunun şöyle bir alternatifi olabildiği ortaya çıkıyor: 

Bilimsel veriyi kullanarak, insanların duygularına dokunacak yürekli insanlara ihtiyacı var, insanoğlunun.

Bilimsel çalışacak, yalnız kalsa da yol alacak ve internette dolaşan milyonlarca çöp bilginin arasından sıyrılarak insanlara doğruyu gösterecek. Bu dönemde, akademik üslup, dil, bilimsel veriler, grafikleri kullanarak popüler alana kimse çok fazla giremez. Bilimsel bilgiyi insanların duygu odağına dokunduracak şekilde, hikayelerle anlatmak olmalı esas görev. Hikayelerle !

İnsanların gerçek bilgiden ziyade popüler olanı tercih ettiği bu dönemde, dönüştürücü  bilimsel bilgiyi ancak insanların dünyasına bu şekilde girebilir. 

* * *

Bilimsel veriler kullanarak, gerçeklere dayanarak, popüler alana girmek ve doğruları hikayelerle paylaşıp, duygulara seslenmek sadece post truth döneme ait bir yöntem değil elbette.

Bu yöntem aslında, bizim geleneğin temeli oldu on yıllar boyunca. Hem güldüğümüz, hem heyecanlandığımız, hem ağladığımız nice anlatı dinlemişizdir, içinde fark etmediğimiz güçlü bilimsel temelleri olan. 

Ancak bugün çok daha zor bir algı operasyonu ve iletişim çağının baskısı altındayız. 

Kolektif çalışma, ilkeli duruş ve akıl yolu ile aşılmayacak konu yoktur. Yeter ki gerçeği doğru tarif edelim ve dünden bugüne, diyalektik ekseni kaybetmeyelim. 

Çünkü yarın kurulurken buna ihtiyaç duyar.