Franz Kafka’nın 110 yıl önce yayımlanan "Dönüşüm" romanını okuyanlar bilir.
Gregor Samsa bir sabah bir böcek olarak uyanır.
Yine de "bana ne oldu" diye sormaz!
İlk aklına gelen işe geç kaldığı ve patronuna ne diyeceğidir.
Bu çarpıcı metafor, insanın trajedisini, yabancılaşmasını ve toplumsal sistemin acımasızlığını anlatır.
En temelde çaresizliğimizi...
İşte bu romandan yola çıkarak ya da ilhamla özel bir sergi açıldı, Lefkoşa'nın güneyinde, NiMAC Galeri'de...
Orijinal adıyla; "A slight indisposition"...
Yani, "Hafif Bir Rahatsızlık"...
***
Can çekişen bir serçe duvar dibinde...
Kalp atışlarını bir tabletin soğuk camından izliyoruz, adeta bir "yanlışlık" gibi duruyor.
Bir bebeğin cansız bedeninde yeniden filizleniyor yaşam... Bir tahta kasada.... Ya da bir ipe dizilmiş yaseminlerin taçlarında... Belki bir çiçeğin, belki bir bebeğin, belki bir serçenin hikayesinde toplumsal belleğin kayıp zamanı... Unutmanın imkansızlığı, acının hafızası... Birbirine yaslanması imgelerin, zıtlıklarla benzerlikler içinde... Belki karşıtlıklardan doğan, belki benzerliklerden yiten hayatlar...
Bir insanın kendi mürekkebinde kaybolması, bir göz hareketi, bir dudak izi, mitolojiden süzülen motiflerin fısıldadığı bir telaş, uyum, sürüklenme ya da yenilenme...
Seslerin renklere, gölgelerin lekelere, düşlerin korkulara karıştığı bir huzursuzluk, uyanma, dönüşüm...
Sergi düzeni içinde giderek daha karanlık alanlara açılan eserler; bastırılmış arzulara, şiddet ve inkârın o süreklilik gösteren döngülerine odaklanıyor.
***
Sergi, Kıbrıs ve yurt dışından 16 çağdaş sanatçıyı bir araya getiriyor. Küratörün bir Kıbrıslı Türk olması ayrıca gururlandırıyor insanı... Dr. Esra Plümer Bardak önemli bir sanat eylemine imzasını atıyor.
NiMAC Galeri, görkemli bir mekan, aynı zamanda adeta tılsımlı... Sergi, mekanla bütünleşiyor; bilinç ve mekan arasındaki o estetik uzlaşmayı kusursuz sağlıyor.
Toya Akpınar, Hasan Aksaygın, Fauve Alice, Emir Anday, Nikolas Antoniou, Banu Cennetoğlu, Jake ve Dinos Chapman, Emin Çizenel, Haris Epaminonda, Sümer Erek, Julie Gauthron, Stelios Kallinikou, Burak Zafer Kibar, Erol Kutay, Loreal Prystaj, Umay Yılmaz gibi hem farklı sanat disiplinlerini hem de deneyimleri yansıtan sanatçılar var.
Büyük ve küçük ölçekli işitsel-görsel çalışmalar, yerleştirmeler, performanslar ve fotoğraf serileri yan yana geliyor. Aynı zamanda kuşaklar arası da bir köprü kurulmuş.
Sergi mekanı tasarımı Uğur Bahçeci ve Ürün Ekenoğlu'na ait... Kolektif bir iş, harika bir sonuç...
***
Bu özel sergiyi, küratörü Esra Plümer ile birlikte gezme, biraz da ondan dinleme ayrıcalığını yaşıyorum.
Sanatçılara verdiği sözü tutmanın hazzını taşıyor sevgili Esra...
Büyük bir haz....
"Bir sözleşmedir; birlikte sergi yapmak" diyor.
"Hem kuruma hem sanatçıya karşı sorumluluktur... Sanatsevere saygıdır ve insanlığa bir anlatı..."
İki yıllık bir emek var ortada...
Sanatçıların tümüyle bir geçmişi olduğunu anlatıyor Esra Plümer Bardak...
"Bir çekim var kendilerine, merak, hayranlık var... Estetik, entelektüel bir çekim bu..."
Diyorum ki "Çok kimlikli bir sergi aynı zamanda..."
Sanatçı kimlikleriyle görüyor tümünü sevgili Esra...
Etnik değil...
"Neydi amacın" diyorum, "yani sergiden ayrılırken insanlara ne hissettirmek..."
Çok özgürlükçü, diktelere meydan okuyan bir yaklaşımı var.
"İnsanların ne hissedeceğini biz tasarlayamayız. Bunu da yapmayalım zaten... Bize nasıl olmamız gerektiğini söyleyenlerden yorulduk. Birilerinin dikte etmesinden; ne anlamamız gerektiğinin söylenmesinden... O nedenle herkesin kendi hissettiği, yorumladığı, kendi bulduğu çok daha kıymetli."
Dönüşüm ve değişimin insanı, doğayı, dünyayı nereye götürdüğü... Küresel gerilimlerin, savaşların ve tahrip olmuş ekolojik sistemlerin tam ortasında, çok "ağır" olmasa da bizi o sarsıcı gerçeklikle yüzleştiren bir "rahatsızlık" hissi... Sergiden bende geriye kalan bunlar...
Serginin resmi bülteninde şöyle anlatılıyor içerik:
"Sergide yer alan eserler, başkalaşma ve dönüşümü yalnızca bir kopuş olarak değil, aynı zamanda bir var olma ve oluş hâli olarak değerlendirirken; belleğin değişkenliğini, zaman ve mesafe algılarındaki kaymaları ve kişisel, ekolojik ve coğrafi tarihlerdeki çürüme, kayıp ve yeniden doğuş döngülerini izler..."
***
Esra Plümer Bardak; elbette öncelikle bir sanat tarihçisi... Küratörlük bunun bir ayağı sadece... Amerika ve İngiltere'de geçirmiş ömrünün, eğitiminin, gelişiminin çoğunu...
Ülkesine dair kendine güvenli...
"Düşünsel kapasite anlamında dünyanın gerisinde değiliz. Özgüven olarak daha ileride olmamızı isterim elbette... Sanatçılarımız her yerde olabilmeli... Bu gerçekleşebilir bir iddia... Pek çok sanatçımız uluslararası alanda çalışıyor zaten... Sanat hepimizi yükseltiyor..."
Sergi sonrası sohbetimizde "sanatçı" kavramına takılıyorum.
Hep tartışma konusudur ya...
Esra Plümer'in polemik çağırmayan yaklaşımı dikkat çekici.
"Sanatçı kimdir, değildir yerine insanların ne yaptığına bakmak gerekir; kimlik giydirmeye uğraşmak değil..."
Meraklısına;
Pierides Vakfı iş birliğinde Lefkoşa Belediye Sanat Merkezi’ndeki (NiMAC) sergi 26 Temmuz'a kadar açık...
NiMAC sergi merkezi, Lokmacı / Ledra'dan yürüyüş mesafesinde...
Sergi ziyaret günleri ve saatleri...
Çarşamba – Cumartesi 10:00 – 20:00
Pazar 10:00 – 18:00
Pazartesi ve Salı günleri sergi salonu kapalı...
Rehberli Sergi Turları
16 Temmuz Perşembe | 18:00 | İngilizce | Dr. Esra Plümer Bardak
18 Temmuz Cumartesi | 10:00 | Yunanca | Ioanna Chrysovitsioti
18 Temmuz Cumartesi | 11:30 | Türkçe | Dr. Esra Plümer Bardak
Rezervasyon: 22797400 (Pazartesi – Cuma | 09:00 – 14:30)
Sergi küratörü Dr. Esra Plümer Bardak, merkezin direktörü Elena Stylianou ile farklı projelerde de yakın işbirliği yapmış; bu kez, Kıbrıslı Türk sanatçıların çok daha fazla görünür olduğu önemli bir çalışmaya imza atıyor.
Usta sanatçı Emin Çizenel, "Kayıp An" (A Lost Moment) çalışması ve yaseminleri ile bu özel sergide yerini almış... Sanatçı, bellek ve zaman kavramlarını sorguladığı bu projesinde, Kıbrıs'ın sembolik değeri yüksek figürlerinden biri olan yasemini estetik bir dille ele alıyor.
Loreal Prystaj'ın eseri...
Umay Yılmaz'ın enstalasyonu... Bir bebeğe veda, yokluğun ağırlığı ya da yeniden filizlenen hayat...
Serginin en özel alanlarından biri ve Sümer Erek... Bir toz yığını... Ve çevreye zulmümüz... Yine de dönüşümü hayatın, meyvesi.... Hücrelerimize rağmen...