Güvenmek!

Serhat İncirli

İran açıkladı: "Hürmüz Boğazı'ndan bir litre petrolün bile geçmesine izin vermeyeceğiz"…
Bunu yapma hakkı var mı?

-*-*-

Savaştayız, yapar!
Hakkıdır!
Çocuklarını bile öldürenlere ve çocukların öldürülmesine ses çıkarmayanlara az bile!

-*-*-

Peki, İsrail’in hala akaryakıt ihtiyacının neredeyse yüzde 60’tan fazlasını hangi ülke karşılıyor?
Azerbaycan!

-*-*-

Peki bu Azerbaycan’ın hakkı mı?

-*-*-

Olmamalı ama umurunda değil!
Bizim Türkçü dost ve kardeş ekiplerinin de bu konudan bahsettiği yok!

-*-*-

Oysa haktan adaletten ve en acısı “İslam”dan yana Türkiye’nin buna alet olması veya hala Azerbaycan’a bir şey dememesi, bence “sağlıklı” değil!

-*-*-

Haaa bu arada Ünal Üstel, Türkiye ve Azerbaycan’dan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yönelik yapılan destek açıklamalarına ilişkin teşekkür mesajı yayımlamış.. 

-*-*-

Üstel, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile Azerbaycan Milli Meclisi milletvekili ve Azerbaycan – KKTC Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Cavanşir Feyziyev’in açıklamalarını memnuniyet ve güven duygusuyla karşıladıklarını belirtmiş!

-*-*-

Öte yandan dün de yazmıştık; Erhan Arıklı da dedi ya, “Tufan Erhürman, Mustafa Akıncı’nın yolunu seçti!”
Neden dedi?
Türk siyasi mafyasının imzalattığı bir “çirkef” protokolün Anayasa’ya aykırı olup olmadığına bakılması için yargıya gönderdiğinden dolayı!

-*-*-

Aynı Arıklı, benzer eleştirileri, Gazze’deki çocukların katlinde parmağı olan Azerbaycan için de yapsa vallahi oy veririm!
“Bu adamla aynı fikirde değilim ama demek ki dürüsttür” derim!

-*-*-

Sıkar mı?
Sıkmaz!
Böyle bir açıklamayı kimse yapamaz, yapmaz hatta kimse yazmaz ve konuşmaz!

-*-*-

Neden kimse yazamaz ve konuşamaz?
Veya yazmaya veya konuşmaya çekinir?
Çünkü buralarda ifade özgürlüğü, demokrasi ve insan hakları ya da benzeri “martavallar” da Türkiye’nin müsaadesi kadardır!

-*-*-

Sonuç: Yukarıdaki yazıda adı geçen Erhürman ve Akıncı dışındaki kişi veya devletlerin hiçbirine güvenmiyorum…


KKTC akaryakıt krizi yaşamayacak mı?

Amaaaan petrol, canıııım petrol, artık sana sana sana muhtacım petrol!
Ajda Pekkan!
Eyurovision muydu?
Hatırladık mı şarkıyı?

-*-*-

Petrol şu anda Dünya’yı karıştırmış durumda!
Dünya’nın yüzde 20 kadar üretimini oluşturan akaryakıtı yükleyen herhangi bir gemi Hürmüz Boğazı’ndan çıkamıyor ve müşteriye ulaşamıyor!

-*-*-

Amerika, “korkmayın mayın gemilerini vurduk, 60 tane batırdık” falan diyor ama korku miskin!

-*-*-

Çin de sıkıntılı, Japonya da Hindistan da!
Büyük ekonomiler!

-*-*-

Financial Times dün manşetinden yayınladığı haberde Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) üye ülkelerin “rezerve” olarak tuttuğu 400 milyon varil petrolü serbest bıraktığını açıkladı… 

-*-*-

Bu açıklama pek işe yaramadı ve petrol fiyatları dün öğle saatlerinde hala varil başına 100 dolar civarındaydı!

-*-*-

Kriz devam ediyor ve edecek!

-*-*-

Bu arada herkes çok iyi biliyor ki, petrolün bir de “kara piyasası” var!

-*-*-

Özellikle Rusya’ya uygulanan ambargo nedeniyle bu ülke petrolünü satamıyor… 
Veya satamadığı sanılıyor!

-*-*-

Oysa, herkesin çok iyi bildiği bir şeydir ki, Rusya kaçak yollarla piyasaya petrol satıyor… 

-*-*-

Bu kaçak petrolün en ciddi iki aracısından ya da alıcısından biri Azerbaycan, öteki ise Türkiye!

-*-*-

Bu konuda uzman çok sayıda kişi var… 
Gemi kaptanları var, gemiciler var, aracılar var… 
Bizim de tanıdıklarımız var…

-*-*-

Avrupa Parlamentosu’nda onlarca vekil bu konuda konuşmalar yapıyor… 

-*-*-

Peki bu kaçak petrol nerelere satılıyor?

-*-*-

Cın cı cın; ne yazık ki en başta İsrail!

-*-*-

Peki başka?
KKTC!

-*-*-

Türk şirketi Tüpraş, özellikle mazot yani otomobiller ve kamyonlarda kullanılan EN590 10 ppm diye bilinen dizeli Rusya’dan hazır olarak alıyor…

-*-*-

Ham petrol alıp bunu EN590 10 ppm olarak hazırlamak oldukça masraflı… Hazır almak daha kolay ve daha ucuz…  

-*-*-

Ve Tüpraş bunu sadece İsrail ya da KKTC’ye değil, Türkiye iç piyasasına da satıyor.

-*-*-

Bu ticaret şekli elbette uluslararası hukuk açısından “şüpheli”, uluslararası ilişkiler açısından “güven sarsıcı”dır ve ayrıca  doğru – dürüst – şeffaf – hesap verebilir bir ticaret şekli değildir ama bence “zekice”dir!

-*-*-

Haaaa hamaset mi?
Salla gitsin, kir örtülür!
“Kahrolsun İsrail” ile birlikte, gelsin gitsin dolarlar!

-*-*-

Bu durumda, akla şu soru gelebilir: KKTC, petrol krizinden etkilenmeyecek mi?
Bizimkilerin bu kadar rahat olması belki de bundandır!

-*-*-

Çünkü geçtiğimiz Çarşamba gece yarısı elbette zorunlu bir şekilde yürürlüğe giren akaryakıt zammı “bilen kişilere göre”, normal şartlarda ve dünya koşullarında litre başına en az 14 TL ile 20 TL arasında olmalıydı?

-*-*-

Daha düşük zammın sebebi, yüce devletimizin petrol bulmakta sıkıntı yaşamıyor olması olabilir mi?
Olabilir!

-*-*-

Akaryakıtın özellikle Teknecik’le ilgili olanını petrol kara borsasından alıyoruz canlarım benim!
Rusya’dan!

-*-*-

Dost ve kardeş Azerbaycan ve anavatanımız Türkiye’ye “şükran!” tabii ki!
Hem de “vallahi billahi şükran!”…


Çocuk istismarı ve gazetecilik!

Mahkeme, “mağdur olduğu iddia edilen bir çocuk”la ilgili karar verdi…
Veya şu anda yetişkin dahi olsa, “bahse konu kişinin çocukken istismar edildiği” kararı verildi.

-*-*-

Mahkeme süreci çok uzun sürdü…
Gerektiğinden fazla uzadı…
Bu süreçte, “mağdur eden kişi veya istismar ettiği iddia edilen kişi”, “hayır böyle bir şey olmadı” dedi…

-*-*-

Ancak mahkeme bu kişiyi suçlu buldu; uzun sayılan bir süre hapislik cezası verdi… 

-*-*-

İstinafa gidildi…

-*-*-

Bu arada mahkemenin duruşma sonunda okuduğu karar ile daha sonra yazılı olarak yayımladığı karar arasında “çelişkili ifadeler” olduğu gerekçesiyle, yargı tarihimizde bir ilk olduğu iddia edilen “dava” açıldı.

-*-*-

Çok uzun yıllar hapislik cezası veren üç yargıç dava edildi…
Şu anda da bu dava devam ediyor… 

-*-*-

Konu çok hassas!

-*-*-

Mahkeme sürecinin her aşamasında bu konu, belki de ülkemiz tarihinin en hassas davalarından biri, hatta benim hafızama göre birincisidir… 

-*-*-

Hapse mahkum edilen kişinin istinafı devam ettiği gibi; bir de ayrıca “Ağır Ceza Mahkemesi’nin sözlü ve yazılı kararında çelişkiler olduğu iddiası ile ilgili dava da sürüyor…

-*-*-

Hapse mahkum edilen kişinin bazı yakınları, bu dava konusunda medyayı, siyasileri, sivil toplum kuruluşlarını sürekli “ilgisizlikle” suçluyor… 

-*-*-

Bu konuyu daha önce de yazmaya çalıştım…
Bir kişinin suçlu olup olmadığına mahkeme karar verir…
Kişiler, kendilerini yargı yerine koyamaz.
Vicdanen ne düşündükleri de kendilerini ilgilendirir…

-*-*-

Kim haklı, kim doğru, kim haksız, kim yanlış meselesinin ötesinde; bu dava son derece hassastır…

-*-*-

Ve gazetecilik mesleğinin evrensel ilkeleri, elbette her ülkede farklı uygulamalara tanık olabilse de; genel kuralları ile bellidir… 

-*-*-

Mesele bahse konu davayı “yazıp yazmamak”tan çok nasıl yazacağımızdır… 

-*-*-

Kaldı ki “yazılabileceği kadar” yazıldığı ortadadır… 

-*-*-

Kesin sonucun yeniden yazılacağı da tüm mahkeme süreçleri bittiği zaman konuşulacak bir konudur… 
Eminim en uygun dille kesin sonuç da kamuya bilgi olarak aktarılacaktır.

-*-*-

Çocuk istismarı; kamu yararıyla alakalı bir durumdur… 

-*-*-

“Yok canım kesin yapmadı” diyebilecek tek merci yargıdır… 
Kişiler, “ben eminim yapmadı”ya vicdanen inanabilir… 

-*-*-

Yanlış dil kullanmak, “mağdur edildiği iddia edilen çocuğa” da tüm yakınlarına da ciddi zarar verebilir...  

-*-*-

Ne yazık ki bahse konu davada, “mağdur edildiği iddia edilen çocuğun adı yazılmış, hatta fotoğrafları yayınlanmıştır”. 

-*-*-

Aile üyelerinden söz edilmiş ve kimliği her şekilde deşifre edilmiştir… 

-*-*-

Bu yapılırken de “kanımca” taraf olan kişilerce “dava sürecini etkileme maksadı” güdülmüştür ki buna “gazetecilik yapmak” denmez

-*-*-

Sosyal medyada, “kendi çocuğunu mağdur ettiği iddia edilen ve uzun yıllar ceza alan kişiyi aklamak maksadıyla” tecavüz veya taciz iddiaları en ince detayına kadar yazılmıştır… 
Bu durum gazetecilik mesleği açısından bir felakettir!

-*-*-

Bu konuda haber yazmak, birçok ülkede çok farklıdır. Ancak “çocuk istismarı” söz konusuysa, doğru veya yanlış; mahkemenin kesin kararını beklemek yanında; kesin karar sonrası dahi ayrıntıya girmek yine sakıncalıdır ve yazılmamalıdır… 

-*-*-

Şu da kesinlikle unutulmamalıdır; bu ve benzer davalarda esas olan, “Çocuğun üstün yararı ilkesi”dir!
Bu yazılanlar çocuğa zarar verir mi?
Esas soru budur!

-*-*-

Evet, çok sınırlı bilgiler verilir; kimlik kesinlikle gizli kalacak şekilde korunur ve travma söz konusuysa, artırmamaya özen gösterilir…
Yazılır… 
Ki, işte yazdığımız da budur.

-*-*-

Yargı süreci tamamlandıktan sonra, kesin karar da eminim her gazetede verilecektir…