GÜVENLİK MESELESİ

Sami Özuslu


Müzakere masasının kritik konusu güvenlik ve garantilere yakından bakalım.
Kimin güvenliği sağlanacak?
Ada nüfusunun...
Neyin garantisi gerekli?
Kurulacak federal devletin...
1960 sisteminde de öyle değil mi?
Garantörler 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin garantörü değil miydi?
Aynen öyleydi.
1974'teki Türkiye müdahalesi de buna dayanarak yapıldı.
Türk askeri 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bekasını sağlamak üzere adaya bastı.
Rauf Denktaş 20 Temmuz sabahı radyodan "Bu bir istila ve işgal değildir, bu sınırlı bir polis harekatıdır" dediyse, mevzunun temeli budur.
Dolayısıyla garantör ülkeler adanın ve kurulu düzenin garantörüydüler.
Başka bir şeyin değil.
İki kutuplu dünya düzeninde 1960'taki konjonktür öyle bir dengeyi gerektirmişti.
Şimdiki dengeler aynı değil.

*  *  *
Değişen koşullarda güvenlikle ilgili elementler de 1960'takilerden çok farklı.
Üç NATO üyesinin, yani İngiltere, Yunanistan ve Türkiye'nin o dönemki en büyük tehdit algısı Sovyetler Birliği'nin başını çektiği Sosyalist
Blok'tandı.
NATO ülkelerin bütün derdi 'komünist devrim'leri önlemek, sosyalist ülke sayısının artmasını engellemekti.
Gladyo türü derin devlet yapılanmalarının birer NATO ürünü olduğu, CIA patentli görev ifa ettikleri artık net biçimde biliniyor.
Oysa şimdiki dünyada hala NATO üyesi olan üç ülke 'sosyalist yayılmacılık'tan endişe etmiyor. Zira öyle bir tehlike yok. Öyle bir blok yok.
Güvenlik açısından bugünün tehdit unsurları bambaşka...
En başta terör...
Dengesiz dünya düzeninin kaçınılmaz sonucu olan dini, mezhepsel ya da etnik radikalizm, bütün dünyanın başına dert olmuş durumda.
Demek ki en başta Kıbrıs’ta kurulacak federal devletin yurttaşlarını ve adada yaşayacak yabancıları en fazla terör tehdidine karşı korumak gerekiyor.

*  *  *
Peki ‘etnik temizlik’ riski var mıdır?
Yani Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türkleri kesip, adayı Yunanistan’a bağlama olasılığı var mı?
Ya da tersi: Türkiye ‘bir gece ansızın’ ‘Ya tüm Kıbrıs var olur ya mücahit yaşamaz’ diyerek Baf’ta durur mu?
Bir başka deyişle Enosis ve Taksim idealleri hala Kıbrıs’taki huzuru bozabilecek birer tehdit olarak orada duruyor mu?
Kabul etmek gerekir ki, toplumsal belleklerde yüzde 100 ‘böyle bir şey yoktur’ diyecek bir noktaya ulaşılmadı.
Bunun sebepleri defalarca yazılıp çizildi.
Etnik milliyetçiliğin yarattıklarının bir çırpıda ortadan kalkması mümkün değil ne yazık.

* * *

Geçmişi silmek, yokmuş gibi davranmak mümkün değil.
Ama geçmişin esiri olmak, dünün teorileriyle şekillenmiş korkuları bugünün dünyasına uyarlamaya çalışmak, bugün ile yarını da kaybetmek anlamına gelir.
Güvenlikle ve garanti sistemiyle ilgili mevzu budur.
Önce ‘neye karşı ve neden’ güvenlik istediğimizin tahlilini yapmak, buna uygun ‘garanti sistemi’ni bulmak gerekiyor.
Kıbrıs’ta hava sıcaklığı 45 dereceyi zorlarken, Crans Montana’nın serin ve bol oksijenli ortamında liderler bu konuda ‘orta yol’u bulabilirler pekala.
Yoksa herkes bildiği duayı okuyacaksa, Haziran sonunda kar da yağsa bir işe yaramaz.