GÜNÜBİRLİK YAŞAMLAR

Sami Özuslu

 

Kıbrıs’ın kuzeyinde olup bitenlere bakınca, akla sayısız soru geliyor. Mesela şu:
Neden biz ‘kurallı yaşam’ süremiyoruz?
Çok önemi bir soru bu…
Düşünüyorum düşünüyorum, lakin kurallara uyduğumuz bir alan, bir konu, bir yer bulamıyorum.
Siz buldunuz mu?
Trafikte mi kurallara uyuyoruz?
İmar konusunda mı?
Çalışma yaşamında mı?
Gıda ürünlerinde mi?
Çevreyle ilgili mi?
Nerede?

***

Toplum olarak bu kadar kuralsız olmamızın faturasını ağır ödüyoruz tabii…
Her yıl onlarca insan trafikteki keşmekeşten ölüyor, birkaç katı da yaralanıyor mesela…
Olur olmaz yere bina yapıp doğal yapıyı bozuyor, kentlerimizi ‘yaşanmaz’ hale getiriyoruz mesela…
İşe zamanında gidip zamanında ayrılmıyoruz, verimli olmak için uğraşmıyoruz, üretmek yerine zamanı tüketmeyi yeğliyoruz mesela…
Tüm ikaz ve önlemlere rağmen zararlı kimyasallar içeren yiyecek ve içecekler tüketiyoruz mesela…
Her yer çöp bidonu doldurulsa da yediğimiz dondurmanın kağıdını sokağa atıyor, içtiğimiz sigaranın gutsullisini arabanın camından fırlatıyoruz mesela…
‘Biz’ derken, ‘sen’ ya da ‘ben’ değil, ‘biz’den, yani toplumun genelinden söz ediyorum.
Biri aynayı tutsa kendimizi bu şekilde göreceğiz. Çünkü böyleyiz.

***

Kıbrıslı Türklerin neden böyle davrandığını sosyologlar araştırıyordur herhalde.
Ama sanırım araştırmanın sonucunda Kıbrıslı Türklerin ‘toplumsal hedefsizlik’ yaşamakta olduğu, hatta bunun kronikleştiği tespit edilecek.
Yani konu siyasal aslında…
Bunun birkaç önemli nedeni var sanırım.
Birincisi, Kıbrıslı Türkler tarihin hiçbir döneminde kimse tarafından pek de ciddiye alınmadı. Ne Osmanlılar, ne İngilizler, ne Kıbrıslı Rumlar, ne de Türkiye Kıbrıslı Türkleri önemsedi.
Ya ne oldu?
Ya ‘Müslüman Cemaat’ idi bu toplum…
Ya ‘azınlık’…
Ya ‘sınır bekçisi’…
Ya ‘yavru’…

***

‘Ciddiye alınmamak’ –halk tabiriyle ‘adam yerine konmamak’- ciddi bir sorundur. Komplekslere ve başka davranış bozukluklarına yol açar.
Kıbrıs Türk Toplumu’ndaki bazı davranışları buna bağlamak mümkün. Mesela komplekslerimiz var: Biz 1974’e kadar ‘Kıbrıslı Rumların azınlığı olmadığımızı’ ispatlama gayretiyle eziklik yaşıyorduk. 1974 sonrasında işe bu sefer ‘Türkiye’nin yavrusu’ olmadığımızı, ‘farklı olduğumuzu’ anlatma derdindeyiz.
‘Büyük balık’-‘küçük balık’ meselesi biraz… Korkumuz var, o da kompleks yapıyor.
Kıbrıslı Türkleri ciddiye almayan, küçük gören, idaresini ve idamesini üstlenenlerin yarattığı bir diğer etki ise, ‘kendi kendine yetme’ konusunda zafiyetlere yol açtı.
Tüm bunlar olup biterken toplumsal algı, toplumsal bellek, toplumsal irade gibi kavramlar bölük pörçükleşti.
Zaman zaman ‘ben halkım’ falan sesleri çıktıysa da, sonuçta ‘azınlık’ mı, ‘cemaat’ mi, ‘yavru’ mu, ‘Türk’ mü, ‘Kıbrıslı’ mı, ‘Kıbrıslı Türk’ mü, ‘Kıbrıslıtürk’ mü, ‘Kıbrıs Türkü’ mü sorularının cevabı hiç bulunamadı.
‘Federal Kıbrıs’ın parçası’ mı olacağız, ‘KKTC’yi ilelebet yaşatacağız’ mı, ‘Türkiye’ye entegre’ mi olacağız mevzuları hep muallakta kaldı.
Ya da herkes kendine göre bir cevap verdi ama ortak payda oluşmadı.

***

‘Hedefsiz’lik kötüdür. ‘Kimlik karmaşası’ fenadır. ‘Ciddiye alınmamak’ yıkıcıdır.
‘Günübirlik yaşam’ felsefemizin temellerinde bunlar rol oynamış gibi görünüyor.
Geçmişimizi silmek, bu etkileri ortadan kaldırmak mümkün değil. Dün bitti.
Umut bugün ve yarında artık…
Ve kafa yormak lazım, ‘nasıl’ diye…
Yoksa boş verip bugünü de mi idare edelim?
Hep yaptığımız gibi!..