Güney Koridoru ve Yeni Çözüm süreci...

Asım Akansoy

 

5 Şubat tarihinde yayınlanan bir habere göre, Münih'te Güvenlik Konferansı dolayısıyla TC Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile de bir araya gelen ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Kıbrıs konusunda sessizce çalıştıklarını ve kimsenin bundan haberi olmadığını söylemişti.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın bir üst düzey yetkilisi ise Kerry ve Davutoğlu’nun görüşmelerinde Kıbrıs Sorunu dâhil bir dizi konuyu ele aldıklarını bildirdi ve “Amerika Birleşik Devletleri, BM’nin iyi niyet misyonu çerçevesinde, iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyonla adayı yeniden birleştirmeye yönelik müzakere sürecini destekliyor” şeklinde bilgi verdi. Malum, ardından ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Nulan'ın adayı ziyaret etmesi ile birlikte uzun süredir iki liderin üzerinde uzlaşamadığı ortak metin konusunda uzlaşı sağlanıyor ve görüşmelerin Salı günü başlayacağı duyuruluyor.

30 Ocak tarihli Haberal Kıbrıslı Gazetesi'nde Emre Diner imzalı önemli bir söyleşi yayınlandı. Söyleşi, bir dönem ABD Dışişleri Bakanlığı'nda müsteşar yardımcılığı görevi sürdürmüş Yunanistan, Türkiye ve Doğu Akdeniz bölgesi ile ilgili sorumluluklar üstlenmiş Büyükelçi Matt Bryza ile yapılmıştı. Bryza şu anda, Türkiye merkezli Turkas Enerji AŞ'nin Yönetim Kurulu üyesi.

Bryza'nın aktardıklarından elde ettiğim bilgilere göre:
-Kıbrıs'ın Afrodit bölgesindeki petrol ve gaz rezervinin yapılan tahminlerin dışına çıkarak 3'te 1 oranına düştüğü dolayısıyla, daha fazla sondaj yapmadan sadece Afrodit'te bulunan gaz için yatırım ya da sıvılaştırma terminali konusunda ciddi anlamda belirsizlik söz konusudur
-Yani gündemde olan kaynağın özellikle İsrail gazı ile ilgilidir
-Doğu Akdeniz'de bulunan Kıbrıs ve İsrail gazı için en ekonomik model ise, İsrail-Kıbrıs-Türkiye üçlüsü üzerinden gazın borularla Avrupa'ya aktarılmasıdır
-İsrail (Leviathan) - Kıbrıs - Mersin doğal gazı hattı 470 kilometre uzunluğunda ve maliyeti 2.5 milyar dolar değerindedir
-Sıvı gaz terminali için Kıbrıs  (soruna gönderme yaparak) belirsizlik taşımaktadır. Kendileri şirket olarak bu gazın Türkiye'ye borularla taşınması projesine taliptirler. İsrailli işadamları da bu yatırıma sıcak bakmakta olup, Kıbrıslı iş adamlarının siyasi sorun çözülünce projeye dahil olabileceklerdir.

“Güney Koridoru” olarak bahsedilen yatırımın gerçekleşmesinin kaçınılmaz olduğundan ve doğalgazın jeopolitik ve ticari bakımdan mantıklı bir proje olduğundan bahsediyor Matt Bryza.

Yine 5 Şubat tarihli İsrail Jerusalem Post Gazetesi'ne göre, ‘Türkiye, uçak gemisi olarak da fonksiyon görebilecek olan çok amaçlı amfibi saldırı gemisi ihalesini tamamlayarak Doğu Akdeniz’de potansiyel olarak beklenmedik bir deniz üstünlüğüne kavuştu.’
Gazete, bu kararla beraber ‘İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın tehdit algılamalarının artması, İsrail’in doğalgazını daha önce planladığı şekilde Güney Kıbrıs’taki LNG terminali üzerinden Yunanistan yoluyla Avrupa’ya mı, yoksa denizaltından bir boru hattıyla Türkiye’ye mi sevk edeceğine ilişkin kararını etkileyecek’.  Bu bağlamda, Türkiye yeni uçak gemisi ve hizmete sokmayı planladığı diğer deniz unsurları daha devreye girmeden Doğu Akdeniz’deki stratejik dengeyi değiştirdiği gibi, Türkiye’nin komşularına dayatacağı talepler de değiştirecektir, şeklinde konu yorumlanmıştır.

Yukardaki bilgiler, Kıbrıs Sorununda çözüm için “yanıp tutuşan” bölge güçleri arasındaki ilişki ve büyük kavganın ipuçlarını vermekte. Elbette burada Avrupayı, Rus enerji tekeli Gazprom'a olan bağımlılıktan kurtulmaya çalışan ABD'nin Rusya ile olan büyük rekabeti de göz ardı edilmemelidir.
*                                                    *                                            *
Biz Kıbrıslı Türkler bu süreci çok değerli bir fırsata dönüştürebilir miyiz?  Başlayan bu süreç ile Kıbrıs adasını Federal çözüm çerçevesinde ele alıp,  AB normları çerçevesinde birleştirebilir miyiz?

Ancak bu noktada gözümüzü sadece "görünen"e dikemeyiz. "Görünen"in ardındaki küresel kavgayı çok iyi analiz etmeli ve bu süreçte ada toplumlarının avantajlı çıkacağı bir ortamın nasıl yaratılabileceği üzerinde odaklanmalıyız. Çünkü çok kaygan bir zeminde çok güçlü küresel aktörlerin bulunduğu bir alana çekilmiş bulunuyoruz.

Bu noktada çözüm çok önemli olmakla birlikte, sürecin umut pompalamak veya kayıtsız kalmak üzerine değil soğukkanlı, uzlaşıya ve ciddiyete dayalı bir anlayışla örülmesi gerekir.

Cumhurbaşkanı bu anlamda gerek Dışişleri Bakanı gerekse Meclis ile yakın çalışmak zorundadır. Bunun dışında bir tercih yapması ve bu süreci müzakereciliğin dar sokaklarına indirgemesi kabul edilemez, kabul etmeyeceğiz!  Çünkü iyi bilinmelidir ki bu ciddi süreç müzakerecilerle çözülemez, siyasi irade bağlamında halkın temsilcileri ile çözülebilir.

Üstelik bahsettiğim gibi konu, Sarayönü meydanında değil, çok ötesinde seyredecek ve etkin olmaz isek, beğenip beğenmediğimize bakılmaksızın çözüm o sularda şekillenecektir...