Güney Afrika – İsrail Soykırım Davası

Çiçek Göçkün

İki hafta önce yine Yenidüzen Pazar’da bahsetmiştim Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail’e karşı açtığı soykırım davasından. Geçtiğimiz Cuma, UAD ilgili davada ara kararını açıkladı. Öncelikle mahkeme, İsrail’in davayı reddetmesi yönündeki talebini kabul etmedi ve davanın esasını görüşeceğini bildirdi. Yani asıl dava aslında şimdi başlıyor. Bunun ardından da Güney Afrika’nın başvurusunda talep ettiği ihtiyati tedbirlere dair kararını açıklayan mahkeme, öncelikle ölüm ve yerinden edilme sayısının oldukça yüksek olduğu, yiyecek, barınma, sağlık gibi konuları da kapsayan insani durumun çok endişe verici olduğu gibi bulgulara değinerek ihtiyati tedbir kararı üretilmesinin gerekli olduğu kanaatini paylaştı. Bir önceki yazımda da bu aşamada mahkemenin davayı esastan inceleyeceği yönünde ve ihtiyati tedbir kararı üretmeyi uygun göreceği yönündeki olasılığın en güçlü olasılık olduğunu yazmıştım. Uluslararası kamuoyunun da genel beklentisi bu yöndeydi ve bu beklenti gerçekleşmiş oldu. Beklentilerin bir miktar dışında olan ise, kararlaştırılan ihtiyati tedbirlerin içeriği oldu. Güney Afrika ateşkesin gerekli bir ihtiyati tedbir olduğunu iddia ederek diğer tedbirlerle birlikte talep etmişti. Ancak mahkeme heyeti başkanı Yargıç Donoghue, tedbirleri açıklarken de belirttiği üzere tedbir kararı gerekli olmakla birlikte davacının talep ettiği tedbirlerin birebir aynısı olacak şekilde bir tedbir kararı üretmeyi mahkeme uygun görmedi. Bunun yerine, davanın dayandığı 1948 Soykırım Sözleşmesi’ndeki yükümlülükler hatırlatılarak, İsrail’in Gazze’de soykırım olarak adledilebilecek faaliyetlerden kaçınmasını ve yine sözleşmenin bir zorunluluğu olan soykırımın önlenmesi yönünde elinden gelen tüm önlemleri almasını emretmiş ve bir ay içerisinde İsrail’in bu önlem ve uygulamalara dair Güney Afrika’ya iletilmek üzere mahkemeye bir rapor sunmasına hükmetmiştir. Bunun yanısıra, Gazze’deki insancıl durumun da iyileştirilmesi yönünde İsrail’in önlemler alması ve harkete geçmesi gerektiğine emretmiştir.  Mahkeme, kararın okunmasını bitirirken ihtiyati tedbir kararlarının da taraflar üzerinde bağlayıcı olduğunu hatırlatma ihtiyacı duymuştur. Yine bir önceki yazıdan hatırlanabileceği gibi, UAD kararları devletler üzerinde bağlayıcı olmakla birlikte, uygulatma gücü veya bunu gözetecek bir kolluk kuvveti söz konusu olmadığı için İsrail’in bu karar karşısında siyaseten nasıl bir tavır takınacağı merak konusu olarak kalmakla birlikte uluslararası arenada İsrail’e karşı edinilmiş bu küçük hukuki zafer uzun vadede atılacak hukuki, siyasi ve askeri tüm adımların belirleyicisi olma niteliğini taşıyor.


Hristodulis’in 14 Maddelik Önlem Paketi

Kıbrıslı Rum Lider Hristodulis Kıbrıslı Türkler’e yönelik 14 maddelik önlemler paketini en nihayet yayınladı. Aylardır böyle bir hazırlığın olduğu ve BM Genel Sekreteri’nin şahsi temsilci ataması ile bağlantılı olarak kamuoyu ile paylaşılacağı ifade ediliyordu. Ocak 2024 sonunda Maria Cuellar’ın adaya yapacağı ilk ziyaret öncesinde, Kıbrıs Rum Liderliği bu maddeleri açıklamayı uygun buldu. Peki bu maddeler içerisinde neler var ve bu önlemleri nasıl değerlendirmeliyiz? İlk nazarda bu 14 maddelik paketin oldukça sığ bir önlemler paketi olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Hatta önerilen siyasi adım ve araçların, gerçek anlamda müzakere ve yakınlaşmaya yol açan ya da zemin yaratan önermeler bile olmadığı aşikar. Pakette yer alan önlem önerilerinin hemen hemen hepsi, zaten temel insan hakları pernsipleri çerçevesinde Kıbrıslı Türkler’in hakkı olan ancak Kıbrıs sorunu bahane edilerek erişimlerinin engellendiği, kısacası aslında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin insan hakları karnesinde düşük not aldığı alanlar. Dolayısıyla bu haklara erişimin kolaylaştırılması, açılımdan ziyade, devletin bunca zamandır yerine getirmediği sorumluluklarını yerine getirmesidir. Hristodulis yönetimi, Kıbrıslı Türklere Kıbrıs Cumhuriyeti’nin birer vatandaşı olduklarını hatırlatmak istediği yönünde siyasi mesajını iletmiş olmakla birlikte, bu mesajı iletirken aslında çok uzunca bir süredir vatandaşı kabul ettiği insanların haklarına erişimi engellediği gerçeğini de dolaylı olarak kabul etmiş oldu. Benim bu noktada ilgili önlem paketi ile yapabileceğim değerlendirme maalesef ki bununla sınırlı kalıyor. Buradan hareketle de samimi bir ilerleme, yakınlaşma ve çözüme dair bir umut ışığı yaratma yönünde hiçbir önemi olmayan ve bence iddia edildiği gibi Cuellar’ın gözünü boyamaya dahi yetmeyecek bir basit önermeler dizisi ile müzakere zemininde nerede durulduğunu bize göstermiş olduğunu söyleyebiliriz.  


İlk Türk Uzay Yolcusu: Alper Gezeravcı

Geçtiğimiz hafta boyunca, elbette ki konunun ilginçliği oldukça açık olduğu üzere, Türk Hava Kuvvetleri Pilotu Alper Gezeravcı’nın uzaya ticari seyahat düzenleyen firma Axiom’un Ax-3 görevi ile uzaya seyahatini izledik ve konuştuk. Fırlatılan roket ile Uluslararası Uzay İstasyonu’nda bir module tutunacak ve yaklaşık 14 gün boyunca istasyondaki yörüngede kalacakları bu görevde, Türk uzay yolcusu Alper Gezeravcı’ya ayrıca Michael López-Alegría, Walter Willadei ve Marcus Wandt eşlik ediyor. López-Alegría Axiom’un maaşlı personeli olarak görevin komutasından sorumlu, İtalyan Walter Villadei de görevin pilotu. İsveçli Marcus Wandt ve Türkiyeli Alper Gezeravcı da bu görevde uzman/yolcu olarak yer alıyorlar.

Bu seyahat evet oldukça ilginç çünkü ilk kez Türkiyeli birisi uzaya seyahat ediyor. Milli duyguları kabartması yönünde de büyük bir başarı sayılabilir. Yaklaşan yerel seçimler öncesi bu duyguların kabartılmasına da oldukça ihtiyaç bulunduğu belli. Ancak bunun dışında bu seyahatin getirileri ve götürüleri ile ilgili merak edilenler de oldukça fazla.

Örneğin bu seyahate Türkiye’den birisinin katılabilmesi için ayrılan bütçe tam anlamıyla bilinmiyor. Bilinen sadece seyahate katılım ücretinin 55 Milyon Amerikan Doları olduğu. Bunun yanında Gezeravcı’nın hazırlık ve ekipman ihtiyacı ile roket fırlatma istasyonuna gerçekleştirdiği seyahatlerin ne kadara mal olduğuna dair bir bilgi veya paylaşım yok. Resmi kaynaklardan açıklandığı üzere Gezeravcı uzayda bulunduğu bu sürede 13 farklı deney gerçekleştirip sonuç verilerini bilim insanları ile paylaşacak ve uzaya dair bilimsel araştırma ve teknoloji geliştirme çalışmalarına büyük katkısı olacak. Bu deneylerin Astronomi, tıp, genetik, malzeme bilimi alanlarında olduğu da paylaşılan bilgi içerisinde. Buna rağmen Gezeravcı’nın bir bilim insanı olarak niteliklerine ve özelliklerine dair de pek bir bilgimiz bulunmuyor. Tek bildiğimiz Hava Kuvvetleri Pilotu olduğu ve Elektronik Mühendisliği alanında uzmanlığı olduğu. Kendi alanındaki uzmanlığına ilişkini bir değerlendirme yapmamız elbette söz konusu değilken, uzay ortamında birden fazla farklı alanda deney uygulamasını kendi başına nasıl gerçekleştireceği ve elde edilen verinin bilimsel kullanılabilirliği ile ilgili en azından biraz şüpheli yaklaşabiliriz gibi.

Özetle kendine ait olmayan bir teknolojiyi kullanmak ve bilimsel güvenirliliği en basit tabirle şüpheli olacak deneyleri gerçekleştirmek için en az 55 milyon dolar ücret ödeyerek, bir vatandaşı uzaya göndermiş olmanın “haklı” gururunu anlamakta ben biraz zorlanıyorum.