Göyvert gitsin!

Serhat İncirli

Sağlık gibisi yok!
Bir başarı öyküsü mü yoksa ağır bir “saplantı hali” mi bilemem ama hayatımın son beş yılında, sağlığıma belki de ilk kez bu kadar ciddi ilgi gösteriyorum!

-*-*-

Önem veriyorum da diyebiliriz!

-*-*-

Önce doktor, akabinde bisiklet ve yürüyüş derken diyetisyen ve şimdi de spor hocası ile devam eden bir süreç…

-*-*-

Çok mu geç kaldım?

-*-*-

Keşke 30’larımda bu kadar çok önem vermiş olsaydım!

-*-*-

Peki, şu anda bunları niye yazıyorum?
Birincisi, artık Kıbrıs meselesi ya da KKTC’deki çözülemeyen – çözülemeyecek sıkıntıları yazmak “baydı”!
Sıkıcı gelmeye başladı!
Bıktırdı!

-*-*-

İkincisi, belki okuyan olur da dikkate alıp benim gibi geç başlamaz!

-*-*-

Haaa çok mu geç kaldım?
“Zararın neresinden dönerseniz kardır” mı diyelim?
Dedik bile!

-*-*-

İlkokulda aşırı zayıftım!
Hatta bu yüzden doktora bile götürülmüşüm!

-*-*-

Orta okula başladık, boy kısacık, göbek de var, orta ikinci sınıfta voleybol takımına girdim, pasörüm!
Lakabım şişko!
Ya da “pasör”!

-*-*-

Lise sonuncu sınıfa kadar daha çok pasörlük yaptım!
Bu arada basketbol ve futbol da oynadım!

-*-*-

Üniversitede de voleybol devam etti falan… 

-*-*-

Akabinde askerlik!

-*-*-

Askerde herkes sigaraya alışır, ben biraya alıştım!

-*-*-

Spor devam!
Lakap “şişko” ama kilo 85’lerde ve boy da 1.90!

-*-*-

Derken Londra!
Spor fazlasıyla var!
Enfes salonlar, harika yüzme havuzları derken, tam 29’uncu yaşımda önce ayak bileğimi sonra kolumu kırıyorum!

-*-*-

Derken, tam altı ayda, Dünya’nın en ünlü ama aynı zamanda en zararlı “fast food” restoranlarına yaptığım yatırımlara, akşamları publarla devam ediyorum!
Ve 30’uncu yaşımda 140’ları görüyorum!
Kilo!

-*-*-

İngiliz Ulusal Sağlık Hizmetleri, beni zayıflatıp sağlıklı yapmak için ciddi para harcıyor!
O parayı sağlığım için değil de cebim için kullansam, Rum’lardan ganimet iki arsaya iki villa yapardım açıkçası!

-*-*-

140 – 155 arasını hatta bazı terazilerde 160’ı görmeye başlıyorum!
Nefes alamıyorum!
Merdiven çıkamıyorum!

-*-*-

Bir İngiliz doktor bana diyor ki, “odadaki yangın söndürme cihazı 20 kilo ağırlığında, sen bu cihazlardan iki tanesi ile beraber yürüyorsun, çalışıyorsun, yatıyorsun, kalkıyorsun ve seks yapmaya çalışıyorsun!”…

-*-*-

Açlık şekeri, 350’lerin üzerini gösteriyor!
Ve bir gün bir doktor, “hem tip 2 şekersin hem de obezsin, her an ölme riskin var” dediğinde, 54 yaşındayım!

-*-*-

Ne yapayım?
“Yürrrrü anca gidersin” demiyor tabii ama “yürüyüş yap” diyor!
Bisiklet sür!

-*-*-

133 kiloya kadar kendi başıma idare ediyorum… 
Günde 10 dakika ile başlayan bisiklet sürüşlerim ve yürüyüşlerim, iki saate çıkıyor falan…

-*-*-

Eğer bir gün yürümezsem, o gün rahatsız oluyorum… 
Saplantı diyelim!

-*-*-

Müthiş bir diyetisyen desteği ile önce şekeri hayatımdan çıkarıyorum yani tip 2 şeker hastası sayılmayacak rakamlara geliyorum; akabinde de yavaş yavaş 110 kilonun 3 aşağı iki yukarısına dengeliyorum!

-*-*-

Alkolü sıfırlayamadım!
Herhalde sıfırlamayacağım da ama çok azalttım sayılabilir!

-*-*-

Yine de çok dikkatli olmak lazım!
Havada, hiç alışık olmadığımız toz bulutları dolaşıyor!
Gece ve gündüz hatta bazen iki gün arasındaki sıcaklık farkı çok acayipleşti gibi!

-*-*-

Ve ne kadar “saplantı” ya da “titiz” bir şekilde dikkat etsem de; Cuma akşamı bir üşütme, bir titreme, bir terleme!
Cumartesi hafif rahatlama ama kesiklik!
Cumartesi akşamı ve Pazar tam gün sekkos!

-*-*-

Pazar günü yine yürüyüşümü zor da olsa yapıyorum, terliyorum, rahatlıyorum, duşumu da alıp dinleniyorum ve İngiliz liginden muhteşem maçlar izliyorum ama yine de kesiklik var…
Dayak yemiş gibi bir durum!
Sürekli burun akıntısı!

-*-*-

Bol sıvı tüketme; birkaç ağrı kesici ve Pazartesi işe devam!

-*-*-

Kıbrıs meselesi mi?
Bizim hayat pahalılığı değişiklik önergesi mi?

-*-*-

Annemin babası filozof gibi bir insandı!
Stresi, derdi içine atmayacaksın derdi kendi dilinde, “göyvert gitsin re moromu!”… 
100 yaşın üzerini gördü!

-*-*-

Tıpkı yürüyüş gibi!
Taktık!
Kıbrıs meselesine canım!
İlla ki federal çözüm olacak!
Ama nasıl federal çözüm?
İki bölgeli, iki toplumlu, iki toplumun siyasi eşitliğine dayalı falan!

-*-*-

Altını doldurun!
Ben mi dolduracağım?
Nikos ile Tufan doldursun!
Ama Erdoğan doldurtmuyor!

-*-*-

Göyvert gitsin re moromu!
Sakin sakin yürümeye devam!
Sana ne Erdoğan’dan!
Çok da Erdoğan’ın şeyindeydi, umurundaydı yani!

-*-*-

Ne demişti Mustafa Akıncı?
“Biz görevimizi yaptık, süremiz doldu!”…
Oradayım!
Çok usandım!
Sabahtan akşama kadar keyifli bir şekilde bisikletimi sürmek; sezon da açılıyor, denize girmek istiyorum!
Küfür de edecektim ama dedem aklıma geldi; “göyverdiyorum galiba be dede!”… 

-*-*-

Dedemin “göyvert gitsin”inin İngilizce kitabı bile var; “Fuck it!”… 
Türkçe’ye de çevrilmiş, “siktir et!”… 
Yeter artık!

-*-*-

Federal çözüm, federal çözüm, yok hayır iki devletli çözüm derken, dedelerim, nenelerim, annem – babam, herkes göçtü!
Bari kalan ömrümüzü “göyvertmiş” tamamlayalım!
Tek derdim, “bugün yürüyüş yapamamak” olsun!

-*-*-

Üstüne bir de Tottenham küme düşecek!
Amaaaan, dert çok!
Fenerbahçeliler ne desin?

-*-*-

Gönlümüzce sevemedik!
Gönlümüzce yaşayamadık!
Bizden geçti!
Arkadan gelen kaldıysa, onlar düşünsün; ben ışıkları söndürdüm!
Göyverttim re göyverttim!

-*-*-

Haaa benimkisi bir başarı öyküsü mü?
Elbette!
54 yaşında 160 civarında kiloyu, beş yıldan kısa bir sürede yaklaşık 50 kilo aşağıya çektim!
Yediğime içtiğime diyetisyenimin verdiği listeye mümkün olduğunca uyarak dikkat ediyorum ama tekrar edeyim, keşke 30 sene önce yapsaydım!
Yaşı 30’larda olup – kilo sıkıntısı bulunan ve bu yazıyı okuyanlaradır son paragrafın mesajı!


Değerli spor hocamız Deniz Erdağ ile… Elbette önümüzdeki aylarda vücut geliştirme şampiyonasına katılmak için değil ama daha sağlıklı kalmak için çalışıyoruz…