Görüşme Sürecinin Ekonomiye Etkisi!…

Kutlay Erk


Kıbrıs sorununu çözmek için liderler önemli bir aşama içinde; bu aşamayı da kazasız belasız geçerlerse ve hele ki Eylül’ün sonlarına doğru da New York’ta BM Genel Sekreteri ile zirve yaparlarsa, çözüm eşikte demektir.

Bu durumdan mutsuz olup da görüşme sürecinin olumlu gelişmesini engellemek isteyenler var. Bu amaçla değişik yöntemler deniyorlar. Görüşme heyetine hükümetin bir temsilcisinin alınması talebi bunlardan biri… Bir diğeri de, görüşme süreci nedeniyle ekonominin zarar gördüğü, durma noktasına geldiği iddiası… Bu tez doğru olabilir mi?

Görüşmelerin ekonomiye etkisi var ancak olumlu etkisi, olumsuzlardan çok fazla… Görüşme süreci, belirsizlikler de yarattığı için, yatırım iklimi olumsuz etkileniyor. Ancak bu durum tüm Kuzey Kıbrıs için geçerli değil, sadece Rumlara geri verileceği olasılığı olan bölgeler için söz konusudur. Örneğin, mal ve hizmet üretimi yatırımları Rumlara verilmeyeceğinden emin olunan bölgelerde devam ediyor. 

Bazı özel şirketler, ithal ettikleri yabancı ürünlerin acenteliklerini kaybedeceği endişesini taşıyor. Bu kısmen doğrudur, büyük ölçüde gerçeğin kendisi değildir ama… Birçok yabancı ürün, Türkiye’de de üretilmektedir ve Kuzey Kıbrıs pazarı için Kıbrıslı Türk acentesi vardır. Çözümden sonra şans ondan yana olacak çünkü en azından ithalat süresi ve masrafları düşük olacak ve rekabette avantajlı olacaktır. Ayrıca, AB kurallarına göre münhasır acentelikler olamayacağı için de gerek Türkiye gerekse diğer ülkeler ürünlerinin Kıbrıslı Türk acenteliği tehdit altında değildir. “Büyük balık küçük balığı yutar; Kıbrıs Rum sermayesi daha büyüktür, Kıbrıs Türk sermayesini yutar” diyenler olabilir. Bu eskidendi… Şimdi düstur değişti, “hızlı balık, yavaş balığı yer”… Maharet hızlı balık olabilmekte…

Her şey bir yana… Görüşme sürecinin donduğu, örneğin 2010 – 2015 döneminde, ekonomi gelişmiş miydi? Sorunlar yok ve pazar faaliyetleri çağıl – çağıl mıydı?! Hayvancı mutlu, narenciyeci göbek atar, sanayici üretmekten telef olmuş, tüccar mal yetiştiremez, süt ve süt ürünleri tüketime ve ihracata yetmez, memleket turistten geçilmez, inşaat sektörü talebi karşılayamaz mıydı?! Ekonomik nedenlerle eylem yapan yok, teşekkür eden çok, pazar faaliyetlerinin yoğunluğundan pazardan geçilmez miydi?! Çok eskiden değil, Akıncı’nın cumhurbaşkanı seçilmesinin hemen öncesinden yani 2015 baharına kadar olan süreden bahsediyoruz… Ve 2015 ortasında görüşmeler başladı, pazar faaliyetleri mayna mı etti bu yüzden?!.

Türk lirasının değer kaybı, dolayısıyla halkın satın alma gücünün düşmesi ve Pazar faaliyetlerinin gerilemesi Kıbrıs sorunu görüşme sürecinden mi kaynaklanıyor?! Türkiye – Rusya çatışması ve dolayısıyla da Rus pazarının Kıbrıslı Türk mal ve hizmet ürünlerine kapanması görüşme sürecinden mi kaynaklanıyor?! Sahi, kuraklık da mı bu nedenle oldu?! Aslında patatesi ihraç etmekte hiç sorun yoktu da, “aha bu görüşmeler, patates ihracatımızı batırdı” diyen mi var? TÜK’ü kurtarmak için %3 fon konup, yaratılan pahalılıkla tüketicinin Güney Kıbrıs pazarına kayması ve Kuzey Kıbrıs pazarında durgunluk yaşanması da görüşmeler nedeniyle mi oldu?!. Örnek çok…

Amaaa, amaaa, gelelim bu kesimin zurnasının sessiz deliğine… Bunlar genellikle de taşınmaz mal varlığı yüksek olan insanlar; nasıl ve nereden edindikleri bu yazı için konu edilmeyecek… Görüşme sürecinin taşınmaz mal değerini artırdığı, taşınmaz mala spekülatif yatırımın çoğaldığı ve dolayısıyla bu kesimin görüşme süreci nedeniyle mal varlığı değerinden kazançlı çıktığı da bir gerçek ama onlar bunu söylemiyor…

Göze batmasın, biri kalkıp da emlak vergisini yüksek değerden talep etmesin gibi nedenlerle, sus – pus…
Kıbrıs sorununun çözümünde, kişisel menfaatlerinden kayıp yaşayacağına inanlar, halkın kaybedeceği söylemleri ile kendi istikballerini kurtarma derdindedir. Kıbrıs sorunu çözülsün, Kıbrıslı Türk’ün ürettiği patatesi, sütü ve süt ürünleri, narenciyesi elinde mi kalır, yoksa ilk mevsiminde ihraç pazarlarına mı girer? Turizm sektörü vizilder mi yoksa ilk turizm mevsimi açılışında, “nerde barındıracağız bu kadar turisti?” mi denir? Üniversiteler, Bologna Sürecine dahil olur da önlerindeki en büyük engel kalkar ve ilk öğrenim yılı açılışında Avrupalı öğrenciler de almaz mı? Reklam olmasın ama, Fiat arabayı kim satacak, İtalya’dan ithal eden Rum acente mi, Türkiye’den ithal eden Kıbrıslı Türk acente mi? 1974 öncesi bile kuru bakliyat ve şeker Kıbrıs’a Türkiye’den ithal edilirdi, çözümden sonra başka ülkelerden ithal edilecek bakliyatın ve şekerin rekabet şansı mı olacak?!

Sonuç olarak, görüşme sürecinin ekonomideki olumsuz etkisi, Kuzey Kıbrıs ekonomisinde devede kulak, olumlu etkisi devede hörgüç… Hükümetlerin ekonomideki olumsuz etkisi devede hörgüç, olumlu etkisi devede kulak… Çözümsüzlüğe oynayanların ‘Kıbrıs görüşmeleri ekonomiyi batırıyor’ iddiasına söylenecek tek söz “yok deve”!...