Görünmeyen Yaralar, Duyulmayan Çığlıklar

Salih Sarpten

Zaten standartlar açısından oldukça sıkıntılı olan okullarımızın koridorlarında, sınıf aralarında, serbest zaman alanlarında ve dijital platformlarda sessiz ve derinden gelen bir tehlike katlanarak büyüyor: Akran zorbalığı.

Bu tehlike çoğu zaman görünür değildir. Ama etkisi uzun süre devam eder. Çünkü akran zorbalığı, yalnızca bir davranış sorunu değil; sistemin adalet ve değer yargılarıyla ilgili bir göstergesidir.

Akran zorbalığı; bir öğrencinin başka bir öğrenciye karşı bilinçli, tekrar eden ve güç dengesizliğine dayanan olumsuz davranışlar sergilemesidir. Bu davranışlar sadece fiziksel değildir.

  • Fiziksel zorbalık (itme, vurma, eşyaya zarar verme)
  • Sözel zorbalık (hakaret, alay, lakap takma)
  • Sosyal zorbalık (dışlama, dedikodu, yalnızlaştırma)
  • Dijital zorbalık (mesaj, sosyal medya, fotoğraf paylaşımı yoluyla zarar verme)
  • Psikolojik zorbalık (tehdit, korkutma, baskı kurma)

Fiziksel ve sözel zorbalıklarla daha sık karşılaşır olsak da diğerleri çok daha tehlikelidir. Çünkü fark edilmeleri zordur ve etkileri derindir.

Okullarımızda Zorbalık Neden Bu Kadar Çok Artıyor?

Zorbalığı artıran asıl neden yapısal sorunlardır. Unutmayın zorbalık çoğu zaman öğretmen yokken gerçekleşir.

  • Ekran bağımlısı çocuklar,
  • Kalabalık sınıflar,
  • Öğretmenlerin aşırı ders yükü,
  • Rehberlik hizmetlerinin yetersizliği,
  • Denetimin olmaması,
  • Empati ve değer eğitiminin önemsenmemesi,
  • Sadece sınavlarda yüksek not almaya odaklanmış bir okul kültürün varlığı. Bütün bunlar zorbalığı artıran en temel etmenlerdir.

En Kritik Nokta: Tanıklar (Sessiz İzleyiciler)

Akran zorbalığı, tek bir olaydan ziyade bir davranış örüntüsüdür. Zorbalık yapanların genellikle yüksek bir sosyal statü ya da güce sahip olan; daha iri, daha güçlü veya daha popüler olarak algılanan çocuklar oldukları görülmektedir.

Zorbalık olaylarında genellikle üç rol vardır: Zorba, mağdur ve tanık.

Araştırmalar gösteriyor ki zorbalığın devam etmesini sağlayan en önemli faktörlerden biri sessiz kalan tanıklardır. Çünkü zorbalık çoğu zaman izleyici olduğu için devam eder.

Bu nedenle modern yaklaşımlar şunu hedefler: Zorbayı değiştirmek kadar, tanığı güçlendirmek de önemlidir.

Peki, Ne Yapmalıyız?

Eğitim bilimi araştırmaları aşağıdaki uygulamalarının zorbalığı belirgin şekilde azalttığını göstermektedir.

  1. Açık ve Net Kurallar: Öğrenciler ve veliler neyin kabul edilebilir, neyin asla kabul edilmez olduğunu kesin ve net bir biçimde bilmelidir.
  1. Kesin Müdahale: Zorbalık görmezden gelinemez. Eğitimi yönetenler bu konuda tolerans göstermeden devreye girmeli, aynı zamanda zorbalıkla mücadelede öğretmene, öğrenciye ve veliye destek hizmeti vermelidir.
  1. Güçlü Rehberlik Sistemi: Psikolojik destek erişilebilir olmalıdır. Bunun için daha fazla Psikolojik Danışman ve Rehber Öğretmen istihdam etmeli, okul rehberlik servisleri her açıdan güçlendirmelidir.
  1. Öğrenci Katılımı: Öğrenciler çözümün parçası haline getirilmelidir. “Sosyal Duygusal Öğrenme” ilkeleri sisteme entegre edilmeli, karar alma mekanizmalarına öğrenciler de dahil edilmelidir.
  1. Pozitif Okul İklimi: Okullarda saygı ve empati kültürü başat olmalı, bu konuda taviz verilmemelidir. Bir öğrencinin başarılı sayılması sadece sınav notuna göre değil, okul içindeki sosyal iletişim, saygı ve empati kültürü becerileri de dikkate alınarak belirlenmelidir.

Bu konuda yapılan en büyük hatalardan birisi de akran zorbalığını sadece “zorba öğrenci” üzerinden tanımlamaktır.

Zorbalık bir çocuğun ihmal edilemez hatası olabilir, ama “yaygın zorbalık” bir sistemin sorumluluğudur.


Anlayana Gülmece

Amiral ve Onbaşı

Gece tatbikatı yapan savaş gemisinde, gözetleme kulesindeki askere hitaben komutanın şu emri duyulur:

Asker, yakınımızda herhangi bir gemi var mı?

- Sanırım evet komutanım... Tam karşımızda yanıp sönen bir ışık görüyorum.

Biraz hiddetlenen komutan yeni emrini vermekte gecikmez:

  • Hemen mesaj gönder, 20 derece doğu tarafımızda olmazsa çarpışacağız.

Bunun üzerine karşıdan mesaj gelir:

  • Haklısınız çarpışmak üzereyiz, 20 derece batıda olmanız lazım.

Daha da öfkelenen komutan şu emrin gönderilmesini ister:

  • Ben amiralim ve bu da benim gemim, hemen 20 derece doğuya gitmeni emrediyorum.

Karşı taraftan durumun anlaşıldığını belirten ve şu cümleyle biten yeni bir mesaj gelir:

  • Ben bir deniz onbaşısıyım ve burası da bir deniz feneri her şeye rağmen rotanızı değiştirmeyecekseniz birazdan çarpışacağız...

Okumuş muydunuz?

Hayal gücü bilgiden daha önemlidir.
Albert Einstein