Gökşin Sipahioğlu 54 yıl sonra günah çıkardı

İbrahim Özejder

 

Bütün kaynaklar 6-7 Eylül olaylarının başkışkırtıcısı olarak İstanbul Ekspres gazetesini gösterir. Gazetenin o günkü yazı işleri müdürü, sonradan dünyaca ünlü SIPA fotoğraf ajansını kuran Gökşin Sipahioğlu idi. Sipahioğlu 5 Şubat 2009’da açılan bir sergisinde, 54 yıl öncesiyle ilgili günah çıkarmaya çalıştı.

Elinde 6 Eylül 1955’te ikinci baskı yaptığı gazetenin manşetini göstererek ve gelen soruları da yanıtlayarak kendini şöyle savundu:
“…biz haberi ‘bombalandı’ diye değil, ‘hasara uğradı’ diye verdik… Yunan hükümeti ‘ilgimiz yok’ dedi, ben olduğu gibi koydum… İkinci baskıdan başka çaremiz yoktu…
- Haber asılsız mıydı?
“Asılsız olan kısmı bombalanmış olmasıydı, hasara uğradı diyorum, camları falan parçalanmış… Vali bir an evvel askeri, tankları çıkarsaydı hiç bir şey olmayacaktı… O zaman bu haberleri vermemek olmazdı.”

Haklı değil

Sipahioğlu son cümlesiyle kışkırtıcılık değil normal bir habercilik yaptığını iddia ediyor.  Günümüze de ışık tutması açısından haberi ve Sipahioğlu’nun söylediklerini analiz etmek gerekir. Buna göre Sipahioğlu haklı değil çünkü:

- Ortam bu kadar gerginken ve Yunan hükümeti de ‘ilgimiz yok’ demişken neden haber manşet yapılıyor?
-  Manşette ‘Bombalandı’ yazmamış da ‘Atamızın evi bomba ile hasara uğradı’ diye yazması kışkırtıcılığı ne kadar azaltır?
- Başlık altında ‘Sabaha doğru vuku bulan bu menfur hadise infial uyandırdı’ ifadesindeki infial (kızgınlık) kelimesi yeterince kışkırtıcı değil mi? Kimin infialinden sözediyorsunuz?
- Aynı baskıda Kıbrıs Türktür Cemiyeti Genel sekreteri Kamil Önal’ın ‘Mukaddesata el uzatanlara bunu çok pahalıya ödeteceğiz, ödeteceğimizi alenen söylemekte de bir mahzur görmüyoruz’ gibi açıkça kışkırtıcı bir demecini niye yayınlıyosunuz?
- 20 bin olan normal tirajınız yerine, neden bunun 15 katı gibi abartılı bir sayı olan 290 bin adet baskı yapıyorsunuz? Bu kadar gazetenin, üstelik akşam saatlerinde yapılan ikinci baskının Kıbrıs Türktür Cemiyeti üyelerinin elden dağıtımıyla satılacabileceğini nereden biliyorsunuz?

Sipahioğlu bu soruları yanıtlayamaz ve dolayısıyla gazetesini ‘kışkırtıcı’ damgasından kurtaramaz. Bu arada biliyoruz ki, İstanbul Ekspres gazetesi o günkü iktidarın yarattığı ‘besleme’ gazetelerinden birisidir ve 6-7 Eylül organisazyonunda özel bir rol almıştır.

 

--------------------------------------------------------------------------

 

6-7 EYLÜL FELAKETİ VE MEDYADA KIŞKIRTICILIK

• Eğer 1955’teki gibi masum insanlar ölecekse, dükkanlar evler yakılıp yıkılacaksa, yüzlerce kadına tecavüz edilecekse, yalan, çarpıtılmış haber, yayınlar mısınız? Kışkırtıcı ifadeler kullanır mısınız?

• Bugünlerde mülkiyet meselesi etrafında hiç çekinmeden yalan ve kışkırtıcı haberler servis ediliyor.

6-7 Eylül faciasının üzerinden tam 60 yıl geçti…

1955 yılında 6 Eylül akşamı başlayan ve 7 Eylül’de sona eren olaylarda, İstanbul büyük bir yıkım ve yağmaya sahne odu; 12 kişi öldürüldü, 300 kişi yaralandı, 400 kadına tecavüz edildi, 4.214 ev, 1.004 işyeri, 73 kilise, bir sinagog, iki manastır, 26 okul ile aralarında fabrika, otel, bar gibi yerlerin bulunduğu 5.317 mekân saldırıya uğradı.

Felaket büyük ama ölü sayısı azdı. Çünkü saldırganlara “ölü olmasın” emri verilmişti. Olayın organize olduğu mahkeme kayıtlarına da geçti, mesela çaldıkları mallarla trene binerken yakalananların çok uzak şehirlerden yağma için geldikleri tesbit edildi(Sivas’tan 145, Trabzon’dan 117, Kastamonu’dan 116,Erzincan’dan 111 kişi gibi).

Tarihçiler 6-7 Eylül 1955 için “mozaik çatladı, bu tarihten sonra Türkiye’de azınlıklar için  herşey daha kötüye gitti” saptamasını yapıyor. 6-7 Eylül saldırıları esas olarak Rum azınlığa yönelikti, ancak Yahudiler, Ermeniler, Beyaz Ruslar ve hatta bazı Türkler de yağmadan nasibini aldı. Rumların o gün 120-150 bin arası olan nüfusu bitmeyen göçlerle bugün 2.500’e kadar düştü.

Sebep Kıbrıs mıydı?

6-7 Eylül İstanbul trajedisini bizzat yaşayan, acısını her zaman hisseden, iki ay önce kaybettiğimiz büyük insan Panayot Abacı, “bunlar hep siz Kıbrıslılar yüzünden başımıza geldi” diye bize hep takılırdı. Bu bir şakaydı elbette ancak saldırının da Kıbrıs’taki gelişmeler bahane edilerek organize edildiği doğruydu.

O günlerde Türkiye Dışişleri Bakanı başkanlığında bir heyet, Londra Konferansı’nda İngiliz ve Yunan heyetiyle Kıbrıs sorununu görüşüyordu. Bu konferans, Türkiye’yi uluslararası anlamda, Kıbrıs sorununa taraf ülke yapan diplomatik milad olarak da bilinir.

Hürriyet gazetesi ayni günlerde, İstanbullu Rumların bağış toplayıp Kıbrıs’ta Türklere karşı kullanılmak üzere Enosis yanlısı Rumlara yolladığını yazdı. Yalan ve kışkırtıcı bir haber.

Kıbrıs Türktür Cemiyeti ve güdümlü diğer örgütler de bu haberlere dayanarak, kışkırtıcı açıklamalarla gerilimi tırmandırmaya çalışıyorlardı.

İstanbul Ekspres diye bir gazete

Atatürk’ün Selanik’teki evine bomba atıldığıyla ilgili bir haber 6 Eylül günü önce radyo haberlerinde yayınlanır. İstanbul Ekspres adlı tirajı 20 bin civarlarında olan bir gazete, ayni gün akşam saatlerinde 290 bin adetle ikinci baskı yaparak, Kıbrıs Türktür Cemiyeti üyelerince bütün İstanbul’da elden dağıtılır.

Aynı baskıda Kıbrıs Türktür Cemiyeti genel sekreteri Kamil Önal “Mukaddesata el uzatanlara bunu çok pahalıya ödeteceğiz, ödeteceğimizi alenen söylemekte de bir mahzur görmüyoruz diye yazdı. Organize gruplar harekete geçirilirken, halktan bazı kesimler de galeyana getirilir.

Atatürk’ün evine bomba atan kişinin Oktay Engin adlı bir Türk olduğu sonradan öğrenilir.  Engin’in, 22 Şubat 1992 - 18 Eylül 1993 tarihleri arasında Nevşehir Valiliği görevinde bulunduğunu dikkate alırsak, 6-7 Eylül olaylarının nasıl adım adım devletin resmi ve gizli kurumlarınca organize edildiğini rahatlıkla anlayabiliriz.

Gazetecilik ve kışkırtıcılık

6-7 Eylül olayları, gazetecilik mesleği açısından da derslerle doludur. Bu felaketin deneyimine dayanarak, gazeteciliğin toplumsal sorumluluk boyutunu hakettiği seviyeye oturtmamız gerekir.  İktidar veya siyaset bazı hesaplarla kitleleri kışkırtmaya niyetlenebilir. Eğer sonuç 6-7 Eylül faciası gibi olacaksa, siz gazeteci olarak ne yapacaksınız? Eğer 6-7 Eylül’deki gibi masum insanlar ölecekse, dükkanlar evler yakılıp yıkılacaksa, yüzlerce kadına tecavüz edilecekse, binlerce insan göç etmek zorunda kalacaksa, yalan, çarpıtılmış haber, yayınlar mısınız? Kışkırtıcı ifadeler kullanır mısınız?

6-7 Eylül 60 yıl kadar uzakta kaldı. Ancak yalan haber, kışkırtıcı yayınlar bizi hiç terketmedi. Bugünlerde mülkiyet meselesi etrafında hiç çekinmeden yalan ve kışkırtıcı haberler servis ediliyor. Birçok gazeteci de bu tür haberleri doğrulamadan yayına veriyor. Belli ki yalan haberlere inanıp da sorgusuz sualsiz evinden atılacağını düşünen insanların nasıl bir ruh haline bürünebileceği ve bunun hangi facialara yolaçabileceği hesap edilmiyor.

Gazetecilik siyasal düşüncenin en iyi ifade aracıdır; ancak bu ifade aracı yalan haber ve kışkırtıcılığı içeremez.

6-7 Eylül’ün 60. yılında medyanın toplumsal sorumluluğunu bir daha hatırlayalım.

 

-------------------------------------------------------------------------

 

6-7 Eylül, Komünistler, NATO, Kıbrıs, Çıplak Resim, Kıtlık-yokluk

BASINA İBRETLİK YASAKLAR

• 6-7 Eylül olaylarını komünistlerden başkalarının yaptığı yolunda yazı ve yorumlar yasaktır

Dönemin Demokrat Parti hükümeti, 6-7 Eylül olaylarında gazeteleri kışkırtma aracı olarak kullanır ama olaylardan sonra da ilk iş olarak Türkiye basınına çeşitli yasaklar koyar. Bu Türkiye tarihinin en ağır yasaklarından biridir. Günah keçisi bulunmuştur; Yeni bir anti komünizm dalgasıyla, olaylarla ilgisi bulunmayan solcular suçlu ilan edilir.

Hıfzı Topuz ‘Türk Basın Tarihi’ adlı kitabında, basının maruz kaldığı ağır baskıları şöyle anlatır:

“Sıkıyönetim ilan edilir. Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar basın toplantısı düzenlerler. ‘Suçlu basındır! Gazeteler halkı kışkırtmıştır, olaylar bu yüzden çıkmıştır! Komünist parmağı da vardır bu işlerde! Solcular Türkiye’nin dışardaki itibarını bozmak istemişlerdir. Onlar hazırlamışlardır bu gösterileri’ denir.

Ölü komüniste dava açılır

Polis fişlerinde ne kadar sicilli komünist varsa tutuklanır(Aralarında Aziz Nesin, Nihat Sargın, Kemal Tahir, Asım Bezirci, Hasan İzzettin Dinamo ve Hulusi Dosdoğru'nun bulunduğu yaşayan fişlenmiş komünistler ile ölmüş dört komünist hakkında dava açılır). Basına karşı büyük baskı başlar. En olmadık nedenlerle gazeteler kapatılır.

Fırın kuyruğu resmi yasak

10 Eylül’de Sıkıyönetim Komutanı Korgeneral Nurettin Aknoz’un açıkladığı (ve bazılarına ne alaka diyeceğimiz) yasaklardan bazıları:
- Halkı heyecanlandıracak haberlerin yayınlanması yasaktır. Meclisteki görüşmeler halkı heyecanlandıracak nitelikteyse yazılmayacaktır.
- Hükümeti tenkit etmek yasaktır.
- NATO devletleri ile ilgili haberler yasaktır.
- Darlık, kıtlık ve yokluk haberleri yazılmayacaktır (örneğin ekmek almak için fırınların önünde sıra bekleyenlerin resmini koyamazsınız)
- 6-7 Eylül olaylarını komünistlerden başkalarının yaptığı yolunda yazı ve yorumlar yasaktır.
- 6 Eylül olayları ile ilgili haber ve resimler yasaktır.
- Magazin sayfalarında halkı heyecanlandıracak resim ve yazılar yasaktır. Çıplak kadın resmi basmak da yasaktır.
- İkinci baskı yapmak yasaktır.

Telefonla bildirilen yasaklar

Daha sonra sıkıyönetimden telefonla gazetelere her gün yeni yasaklar bildirilir:
- Kıbrıs’taki olaylarla ilgili haber vermek, resim basmak yasaktır(12 Eylül 1955)
- Öğrenci birlikleri ve başka dernekler hakkında yapılan kovuşturmalarla ilgili haber basılamaz. (12 Eylül 1955)
- Heyecan verici cinayet haberlerinin geniş biçimde yazılması yasaktır(17 Eylül 1955)
- Sıkıyönetim mahkemeleri ile ilgili haber basılamaz(17 Eylül 1955).
- Bugün Hürriyet gazetesinde tahrip edilen dükkanların sayısı çıkmıştır, iktibas edilmesi yasaktır. (17 Eylül 1955)
- Beşiktaş’ta bir çuval içinde yanık ceset bulunmuştur, yazılması yasaktır. (29 Eylül 1955)

Daha sonraki günlerde sıkıyönetim komutanı, Ulus, Hürriyet, Tercüman, Hergün, Medeniyet, Dünya, Vatan, Zafer ve İstanbul Ekspres gazetelerine kapatma cezaları verir.