Göç etti (!)

Cenk Mutluyakalı

Göç etti!..
‘Eşit işe eşi ücret’ bilemeden.
‘Eşit’'liğin eşiğini görmedi ki...
Göç etti!..
Kıbrıs'tan değil Kıbrıs'a...
Bir 'inşaat'ta çalışıyordu.
Yedi gün!..
Günde 10-12 saat falan...
Günlüğü 90 lira geliyordu.
Saati 5 lira galiba...
Düştü.
Başını vurdu.
Öldü!..
‘Göç Yasası’na girmese de...
Göç etti, dünyadan...
Eylem yapan olmadı ardından...

***

- Kimmiş ölen, sordular, ilk duyulunca...
- Kıbrıslı mı?
- Yok...
- İşçi yani...
- İşçi...

***

Muhabbet burada bitti!..

***

Bu öyküden son 4 senede 45 kez falan yazıldı...
Üç aşağı, beş yukarı hep aynı oldu muhabbet...
Her yeni sabah, yeni bir iş günüydü, ‘yarını’ bilmeden...
Güvencesizdi...
Garantisizdi...
‘Müfettişler’ pek denetlemezdi çünkü ‘mesai dışı’ saatlere denk gelirdi en tehlikeli işler...
‘Denetim’ görmedi, mesai bilemedi, göç etti...
Yasadan değil...
Hayattan...
Şu fani dünyadan...

***

Kiminin ‘gemiyle’ gitti tabutu, azının uçakla...
Kiminin gidemedi...
Cenazesinde nutuk atacak kimseler olmadı...
‘Rayban’ gözlüklü eylemler kadar ‘şenlik’li vedalar yaşamadı.
Güneş gözlüğü bilmedi ki...
Gözlerine giren teri nasıl silerlerdi sonra...
Zorlanırdı mutlaka...

----------------------------------------

Altını çizdim

“soruyu kötü havalara ver hep ama hep yeni aşklara mı diner içindeki fırtınalar
soruyu merakıma ver bir kelebek kanat çırptığında rüzgar nereye gider”
Akgün Akova
(Sevdiim Kadın Adları gibi)

 

 

 

 

 

--------------------------------------

Haftanın notları

• Fark ettim ki, sendika başkanlığı koltukları, ‘siyasi parti’ koltuklarından bile daha ‘tutkallı’... Kolay kolay kalkamıyor, oturan!

• ‘Sendika koltuğu’ demişken, çok farkılıklarımız oldu, çok tartıştık... Ama Leymosunlu ‘candır’ sonuçta... Erol Şeherlioğlu, TIP-İŞ Başkanlığını Sıla Usar’a devretti. Çok seneler emek verdi... Sıla Leymosunlu olmasa da daha bir can elbette... Yeniden yeniye :)

• Lefkoşa’da belediyemiz ‘personel sayısı’ anlamında, Avrupa’daki pekçok kentle yarışır herhalde... Tamam, büyük yatırımları anladık da, otları sökmek, çer çöpü toplamak bu kadar mı zor yani?

• Bir de övgü belediyeye... ‘Engelsiz araç’ uygulaması başlattı, engellileri taşıyor. İyi işler de oluyor!

• Canım fena halde ‘tavuk göğsü kazandibi’ çekti. Memlekette satılanların hiçbiri İstanbul Taksim’deki Saraymuhallebicisi tadına yanaşmıyor.

• Lig maçlarımız da bitti ya, özledim, tribünlerde buluştuğumuz dostları... Neyse ki, ‘düğün kuyrukları’ yetişiyor imdada...

-----------------------------------------------

Dudağımda yarım kalmış bir ezgi gibi…
Yıkadık, geçmişle geleceği…
Islak gözlerinde…
Ama yalnız…
Ama birlikte…

 

(Fotoğraf Şevki Yoldaş)

--------------------------------------------------

Hangisi?

- ‘Sence bu bir dönüm patates kaç para eder” demişler Agop’a...
Bakmış önce tarlaya...
Ve sormuş:
- ‘Alacak mıyım, satacak mıyım?”
...
Öyle ya...
Değişir duruma göre...
Siyasete dair ‘tutarsızlık’ tam da bu fıkra gibi işte...
...
Memlekette her gelişmeye siyasetin bakışı böyle...
- İktidar mıyım?
- Muhalefet mi?

Hesaplı kitaplı...
Tepki her neyse...
Değişir duruma göre!..

---------------------------------------------

Barikat!

Barikatlarda artık ‘vize kağıdı mühürlü’ temsili devlet gösterisi kalktı ya...
12 sene önceden beri söyleniyordu bu.
Yani insan hayatını iyileştirme konusundaki hızımız 4 bin 380 gün!..

Şimdi kimi ‘görevliler’ diyormuş ki, “Tüm gün ayakta duramayız biz...”
Kulübeleri yolun kenarına çekiniz o halde...
Ama alışkanlık şu.
Kamu görevi ‘yurttaşa hizmet’ gibi görülmüyor yurdumda...
Yurttaşın ayağına gitmek, ‘eziyet’ adeta...
Vize kalktı!..
Sıra ‘barikatlarda’...
12 sene sürmesin bu da.

----------------------------------------

‘Çifte Nikah’ ve kendimiz olmak

Kitabı masamda buldum.
Öyle anlaşılıyor ki Sevil Emirzade, her zamanki o yüksek nezaketiyle ‘rahatsız etmeyelim’ diyerek, bırakmış, gitmiş....
Ne kadar güzel bir insan, Sevil Emirzade...
“Kıbrıs Türk ağızlarına saygımla, unutulabilir kaygımla” diye not düşmüş, “Çifte Nikah” isimli kitabına...
Folklorik bir oyun kaleme almış, Kıbrıs ağzıyla...
44 farklı geleneğimizi katmış içine, 103 deyimimizi, 7 atasözümüzü, 8 batıl inanışımızı, 11 manimizi, 40 kadar da eski unutulmuş sözcüğümüzü...
Profesyonel ya da amatör tiyatrolarımız ne kadar ilgi gösterir, bilemem, elbette kendi kritleri önemli...
Ama öğretmenlerimiz, okullarımızda mutlaka denemeli...
Kültürümüzü, folklorumuzu yeni kuşaklara aktarmak adına...
Sevil Emirzade, sunum yazısında Nietzsche’nin “kendin ol” sözünü anımsatıyor...
Kendimiz olmaktan çoktan çıkdığımız bu coğrafyada, umarım, böylesi çalışmalar kütüphane köşelerinde kaybolmaz.
Elbette henüz okumadım!..
Başucumda ‘okunma sırasını bekleyen’ kitaplara eklenecek...
Okumasam da önerebilirim yine...
‘Evladiyelik’ neticede...