Geçen haftadan; Küçücük köylerinde doğup büyüyen üç genç okumak için büyük şehre gelmişlerdi, korkuyorlardı ama başarmak zorundaydılar.
İlk yarı yıldaki kararsızlıktan sonra artık alışmışlardı diyebiliriz büyük şehrin hayatına… Daha doğrusu alışmak zorundaydılar. Keçinin sütü, tavuğun yumurtası yoktu ama bulduklarını yediler, içmek zorunda kaldıkları şeyleri içtiler. Sağlıkları bozulmadı dersek yalan olur, ya okulun sağlık birimine, ya da yakın buldukları bir hastaneye koşup durdular.
***
Sosyal hayat konusunda şanslı sayılırlardı çünkü yalnız başlarına gelseler ilişki kuracakları birilerini bulmakta oldukça zorlanacaklardı. Şimdi birbirlerine arkadaştılar, onun için de yalnızlık sıkıntısını çok yaşamadılar. Ancak bölümleri ayrı olduğundan okulda bu sıkıntıyı yaşamaya başlamışlardı. Başlarda çok umursamadılar ama sonradan bunun böyle gidemeyeceğini düşündüler. Mutlaka ki okulda da, derslerde de ve derslerin dışında da birlikte ‘takılacakları’ arkadaşlarının olması gerekiyordu.
***
Üçü de yeni arkadaşlıklar kurmak için çalıştılar. Kolay olduğu söylenemezdi çünkü küçücük köyden, ilişkilerin kısıtlı olduğu bir ortamdan, farklı kişiliklerin olmadığı bir yerden çıkıp da çok farklı kişilikleri içe sindirmek, alışmak ve onlarla arkadaşlık kurmak çok kolay olmasa gerekti.
***
Zorluk yaşadılar… Hatta bu zorlukları aşmak için neredeyse her gece yurt odasında ‘psikoloji toplantıları’ gerçekleştirdiler. “Tamam, köyümüzden, yaşantımızdan memnunuz ama bu böyle gitmez, başka arkadaşlara da, başka hayatlara da ihtiyacımız var, farklılıkları da hayatlarımıza katmamız gerekiyor” dediler ve yaptılar.
***
Ayrı ayrı arkadaşlıklar kurdular… Kendi bölümlerinden, kendi sınıflarından kız, erkek arkadaşlar edindiler. Taviz verdiler… Biraz tuhaf gelse de beğenileri, alışkanlıkları, yadırgasalar da konuşma tarzlarını, arkadaş ilişkilerini uymak zorunda kaldılar. Kendileri de o arkadaşlara yeni şeyler öğretmenin keyfini yaşadılar.
***
Köy yaşamlarından bahsettiler… Yaptıkları üretimden… Okula gidip gelmelerinden… Erken yatmalarından, erken kalkmalarından… Başta komik şeylerdi bunlar arkadaşları için ama daha sonraları ilgiyle dinlemeye başladılar. Çok merak ettiler, hatta sene sonunda köylü gençlerin köylerine bir ziyaret planladılar…
***
Bu ziyaretin haberi gitti köye… Beş haneli köy büyük bir heyecana kapıldı. Köye gidecek olanlar yaklaşık 10-12 kişi olabilirdi. Hazırlıklar, kalacakları günler boyunca yiyecekleri, içecekleri hazırlandı. Rahat edecekleri yeni yataklar bile alındı. Geliş günleri yaklaşırken daha da bir hızlandı hazırlıklar… Planlar yapıldı köyde… Görevler verildi… Her günün sorumluları atandı. Dayanıklı yiyecekler, içecekler ve her gün taze yapılacaklar… Her işin sorumlusu vardı.
***
Ve geliş günü geldi. Tren garında karşılandı gençler… Köyün gençleri kucaklandı önce, ardından da bir bir tanıştırıldı diğerleri… İki eski araba ve bir traktör kasası öğrenciler ve eşyaları için hazırdı. Doğa ve arkadaşlarının anlattığı köy yaşamı başlıyordu. Bu kez büyük şehrin çocukları heyecanlıydılar… Elleri ayakları karıştı önce, ne yapacaklarını bilemediler. Bereket ki köyün insanları onları çok rahatlattılar.
***
Sabah kalktılar, alışık olmadıkları bir köy kahvaltısını hazır buldular. Gezdiler yeşilin içinde, dağı, taşı öğrenmeye çalıştılar… Hayvanların oynayışlarını, cilveleşmelerini, oradan oraya atlayışlarını seyrettiler. Öğlen geldiler, muhteşem bir sofra buldular, akşam geldiler, yanan ateşte kızaran sucuğun, köy ekmeğinin tadını aldılar. Muhteşem günlerdi. Unutamayacakları bir tatildi.
***
Giderken önerdiler; Neden bu yaşamınızı başka insanlara tanıtmıyorsunuz? Bir-iki kulübe daha yapın, birkaç yatak daha alın, bize verdiğiniz yemeği, içeceği önlerine koyun, siz de para kazanın. Bu yaşama para verecek o kadar çok insan var ki!
***
Bu öneri kabul gördü. Önceleri yavaş yavaş başladı. Gençler okurken bu hazırlık sürdü. Başlarda azdı geliri ama masrafı da çıkarıyordu. Çok da reklamı olmamıştı henüz… Ta ki gençler okulu bitirip gelene kadar… Mühendisi de, ekonomisti de öğretmeni de köye geri döndüler. Eko-yaşamın başına geçtiler. Köyü şehere, şeheri köye taşımışlardı. Okul bu işe yaramıştı. İki yaşamı birbiriyle kaynaştırmayı başarmışlardı. O küçücük köy, küçücüklüğünü korumaya devam etti ama yaptığı işle oldukça büyümüştü artık.