Germek mi lazım yoksa germemek mi? (Keşke)

Serhat İncirli

Ortada bir sorun varsa; bu sorunu çözmenin bence en doğru yanı, sorun nedeniyle gerginlik yaratmak değil, sakin kalabilmektir…

-*-*-

Mesela şu anda Türkiye’deki medya ve bazı siyasiler; Kıbrıs’ta beş – altı çocuğun Türk tarafına taş atmış olmasını ağır bir şekilde abartıyorlar!

-*-*-

Çocuklar taş atıyor; onları kınayanlar arasında Cumhurbaşkanı Yardımcısı bile var!

-*-*-

Bu neden yapılıyor?
Yani evet doğrudur o beş – altı çocuğun yaptığı tabii ki kınanması gereken bir şeydir ama dünkü Avrupa gazetesinin de yazdığı gibi, “abartmak” doğru değildir!

-*-*-

Eğer abartıyorsanız, bu demektir ki siz ya şov yapıyorsunuz ya da ortalığı gerip, var olan sorunu çözümsüzlüğe mahkum etmeyi hedefliyorsunuz… 

-*-*-

KKTC’nin içinde de sıkıntılar çok…
En basit şekliyle mesela Türkiye’nin 25 milyar TL’lik destek planı veya paketi, tam doğru bir şey değildir!
Hatta “yalandır” bile diyebiliriz!

-*-*-

Öyle bir anlatılıyor ki; sanki Tayyip Erdoğan, gidecek TC Merkez Bankası’ndan parayı nakit olarak çekecek; konteynerlere yükleyip, gemiyle KKTC’ye gönderecek ve Özdemir Berova da bu nakit parayı Mağusa Limanı’ndan teslim aldığı gibi, piyasaya sürecek!

-*-*-

Masal!
Masal değilse mesel!
Mesel değilse de işimiz hikaye!

-*-*-


 
Şimdi!
Sendikalarımız yarın yine genel grevde…
Grev dendi mi akan sular durur…
Ve durmalı…

-*-*-

Hükümete düşen, ortamı germemek!

-*-*-

Ne yapılabilir mesela?
Sendika yöneticileri Başbakan ile görüşür…
Başbakan, kafasındaki seçim tarihini arkadaşlarla tartışır…
Hatta hayat pahalılığı kavgası dahilinde, sendikaların talepleri dinlenir…
Buna göre Meclis oturumuna geçilir…
Hayat Pahalılığı “yasa” haline getirilmez, geri çekilir…

-*-*-

Haaa seçim tarihi mi?
Bilemedim!
Haziran olmaz!
Süre bence yetmez!

-*-*-

Eylül olur mu?
Konuşmak lazım!
Eylül’de seçim yapılacak; hükümet Ekim’de falan göreve başlayacak, bir ay sonra da bütçe mi konuşulacak?

-*-*-

Evet; ülke gerçekten berbat durumda!
İran savaşı nedeniyle tüm Dünya’da ciddi sıkıntılar var!

-*-*-

Evet, hükümet gidebilir belki de gitmeli de yenisi geldiğinde “sihirli değnek” beklemek saçmalıktır!

-*-*-

Meseleyi Ünal Üstel düşmanlığına taşımak bana ciddi anlamda komik geliyor artık… 
Çok yazılar yazdım bu konuda!
Yani Ünal Üstel değil de başka bir UBP’li vekil ya da kişi başbakan olsaydı, İran savaşı çıkmayacak mıydı?

-*-*-

İç borçlanmanın sorumlusu tek başına Özdemir Berova mı?

-*-*-

Hayır!

-*-*-

İktidar ve muhalefetin ve sendikaların da anlaması gereken bence şudur; gerginlik işimize hiç yaramaz! Artık “erken seçim” de anlamını yitirdi; Aralık’ta yerel seçimle birlikte geneli de yapılır ve seçime bütçe geçirilmiş halde gidilir!

-*-*-

Ama asıl olan mevcut hükümetin gitmesi ve yerine başka bir hükümetin gelmesi değildir!
Mesele, iktidar ve muhalefetin, bu ülkedeki gerçeği kabullenmesidir!

-*-*-

Bu ülkedeki gerçek nedir?
Bu ülkedeki gerçek, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğüdür!

-*-*-

Gelin tüm gücümüzü bu konuya odaklayalım!
Gelin, o beş veya altı ya da sekiz Rum çocuğun yanlış olduğunu haykırırken, aynı anda gerginlik yaratma hedefinde olanlara da benzer haykırışla “şooo yerimo - brüyooo” çekelim!

-*-*-

Gelin, yarın Nikos Hristodulidis ile konuşurken, acil durumumuzu “diplomatik anlamda elimiz zayıflar” endişesi ya da saçmalığı ile uğraşmadan, Rum lidere de aktaralım!

-*-*-

Gelin, bu ülkede beş – on Kıbrıslı kaldık; Ünal Üstel’i temizleyeceğiz diye, aciliyetimizi ertelemeyelim!

-*-*-

Efendim sendikalar grevden vazgeçsin dediğim yok!
Dediğim, sadece yok olma endişemizin sendikacılar tarafından da Üstel’e anlatılmasıdır!

-*-*-

Şu anda, Kıbrıs’ta yaşayan her kişi – her seçmen, Kıbrıs meselesinin çözümsüzlüğünün devamı halinde; geleceğin bok çukuru olacağını anlamasıdır… 

-*-*-

Külliyeler inşa ederek, camiler yaparak, her tepeye bayrak dikerek, sürekli hamasi nutuk sallayarak, günaşırı 25 milyar TL’lik para yardımı yapılıyormuş gibi açıklamalar yaparak, EOKA abartıları ile uğraşarak geldiğimiz nokta, şu andaki noktadır!

-*-*-

Şu andaki noktamızı anlatmaya da gerek yoktur!

-*-*-

Özetleyeyim; Aralık’ta seçim… 
Ama öncesinde ne pahasına olursa olsun, “hükümet yıkılsın”ı bir yana bırakıp; Tufan Erhürman ile Nikos Hritodulidis’in ilerleme kaydedebilmelerine odaklanmak!

-*-*-

Keşke sendikalar mesela yarın 5 bin kişiyle ara bölgede iki liderin buluşacağı, BM Temsilcisinin konutuna en yakın noktaya kadar yürüse! 
Müsaade edilen noktaya kadar!

-*-*-

Taşkınlığa gerek yok!
Yeter ki orada olalım!
C’mon Nikos, C’mon Tufan sloganlarıyla!

-*-*-

Ve keşke, aynı miktarda Kıbrıslı Rum da aynı anda Güney istikametinden, yine görüşme mekanına yaklaşılabilecek en yakın mesafeye kadar gelebilse…

-*-*-

Hatta keşke BM ile konuşulsa; iki taraftan da yürüyenler, konuta kadar gidebilse ve kucaklaşılsa!

-*-*-

Keşke!

-*-*-

Germeden!
Kırmadan!

-*-*-

Haaaa, “bu senin tavrın ve düşüncen değil” diyen de olabilir!
Doğrudur!
Zaman zaman bazı şiddet içeren protesto veya eylem yöntemleri düşündüğüm doğrudur ama gerçekler acıdır!

-*-*-

Neyse!
İyi pazarlar!


 


Yaklaşık 40 yıldır hep çözümü yazıyorum… Sadece çözümü konuşuyorum… Kıbrıs sorununun kesinlikle çözülmesini destekliyorum… Ama neredeyse, “Bi ara çok konuştum… Hiç faydasını görmedim, bıraktım” sözü noktasına geldim… Bu sözü ilk kez “Organize İşler – Sazan Sarmalı’nda” bir duvar yazısında gördüm… Aslında bu söz, Sagopa Kajmer adını kullanan Türkiyeli müzik sanatçısı Yunus Özyavuz’a aittir… Ve bence bu sözle asıl anlatılmak istenen, benim ve belki hepimizin geldiği “tükenmişlik” noktasıdır… Yazık yazdık, söyledik söyledik; sonuç sıfır! Böyle devam edecekse, bırakıp gideceğiz hissi doldu içime…