“Geriye dönüp baktığımda, 50 yıldır uğrunda mücadele ettiğimiz hedeflerimize ulaşabildiğimizi söyleyemem. İkiye bölünmüş adamızı birleştiremedik, dünyadaki sömürü düzenini ortadan kaldıramadık, uluslararası hukuk içine giremedik; ister ‘alt yönetim’ deyin ister ‘işgal’, kendi vatanımızda kendi kendimizi yönetmeyi, irademize sahip çıkmayı, çözüm ve barış yapmayı başaramadık! Doğamıza, çevremize, ormanlarımıza, denizimize, insanımıza ve en önemlisi kültürümüze, kimliğimize gerektiği gibi sahip çıkamadık…”
Bunlar halk bilimi araştırmacısı Kani Kanol’un sözleri…
Hüzünlü, yürek sızlatan ama tam anlamıyla acı bir gerçek.
Dahasını da söyledi…
Kim çıkıp “haksız” diyebilir ki?
“Düne göre daha zenginiz ve daha çok konfora sahibiz. Ada yarımızda daha çok araba, daha çok ev, villa, arsa, tarla, otel, kumarhane, kerhane ve üniversite var. Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın bugün artık Kıbrıs’ın bir parçası değil, Türkiye’nin bir bölgesi haline geldiğini sanırım herkes kabul ediyordur…”
***
Işık Kitap Fuarı’nda bu yıl onur ödülleri yine sonuna kadar hak edilmiş isimlere sunuldu...
Kani Kanol ve Costas Costa… Edebiyat-Sanat Hizmet Ödülü ise Ümit İnatçı’ya verildi.
Kürsüdeki konuşmalarını içim burkularak, derin bir suskunlukla dinledim ve hepsini yürekten alkışladım.
Tam da aynı gün “müzakereler” vardı.
Heyecan duymuyor kimseler, ne yazık...
Liderler “daha fazla görüşmek” üzere sözleşirken, kendi halklarına “nasıl uzlaşamayacaklarını” anlattı.
Bir ömrü Kıbrıs’ın kültürüne adayan Kani Kanol’un sözleri içimizi acıtsa da umutsuz değildi.
Ödülünü alırken “Bu kavga bitmedi halen” diyordu.
Umarım…
Costas Costa’nın da vurguladığı gibi...
“Yurdumuzda sanat ve kültür; nefret ve bölünme karşısında din, ırk, renk ayrımı gözetmeksizin tüm insanları bir araya getirebilecek en önemli güçtür…”
Dilerim o güç, kendini yeniden gösterir.
O güç kazanır...
***
Siyasetin dilinde —özellikle de kuzeyde— “bölünme” sözcüğü neredeyse silindi.
Barış kavramının yerini “çözüm” aldı.
Çözümün içeriği ise "kendine istemek" üzerine genel nir muğlaklık…
Dönüp dolaşılan yer: Çözümsüzlük.
Bir zamanlar “barış” dediğimizde; birbirimize yaklaşmayı, birbirimizin acısını anlamayı ve aynı ülkeye ait olduğumuzu hatırlamayı anlatıyorduk.
Şimdi ise sadece modelleri, statüleri ve şartları konuşuyoruz.
Yankı odalarımızda kendi seslerimize alışıp giderek bencil bir yalnızlığa çekiliyoruz.
Kani Kanol’un yarım asırlık emeğinde de Costas Costa’nın sözlerinde de Ümit İnatçı’nın duruşunda da hep aynı kavga var aslında: Birbirimizi anlamak… Kimseyi “öteki” kılmadan bu adayı birlikte paylaşabilmek…
Umarım bir 50 yıl sonra geriye dönüp bakıldığında Kıbrıs; birbirini daha çok anlayan, üreten ve ortaklaşan insanların yurdu olur.
O gün birileri arkasına baktığında, bugün vazgeçmeyenleri saygıyla hatırlar.