Geri bıraktırılmış zibidi –  zavallı Kıbrıslı Türkler?

Serhat İncirli

Türkiye’nin Diyarbakır ilinde geçtiğimiz hafta çok değişik bir şiddet olayı yaşandı…
İrem Pala adlı kadın tekvandocu, rakibine yenildi. 
Rakibine yenilen İrem Pala, karşılaşmanın hemen ardından, antrenörü Orhan Baytekin tarafından tokatlandı…
Görüntüleri her sanal arama motorundan bulunabilir… 
Kadına şiddet, sporcuya şiddet, tek başına şiddet, ahlaksızlık, yanlış, çirkinlik… 
Neyse, antrenör Baytekin görevden alındı tabii ki… 

-*-*-

Ancak, bana göre asıl “şiddet” görevden alma olayı sonrası yaşandı… 
Tokat yiyen İrem Pala, babası Murat Pala, antrenör Orhan Baytekin ve o ana şahit olan öğrencilerden Ahsen Sümbül olanları medya mensuplarına anlattı. 

-*-*-

Şok şok şok!
Milliyet gazetesinden aldığım ya da çaldığım bilgiye göre, İrem Pala, "Antrenörüme tokat atmasını isteyen bendim. Bana tokat atmasaydı şok içerisinde kalacaktım. Maçı kaybettim, stresleydim" dedi. 
Antrenör Orhan Baytekin ise "Bana dedi ki, ‘Hocam Allah rızası için bana bir tokat at.’ Bende tokat attım ama gülerek tokat attım" ifadelerini kullandı.

-*-*-

Kocamdır döver de sever de!
Veya hocamdır, döver de eğitir de!

-*-*-

Bu mantık, bu felsefe ilkeldir…
Çok geri kalmış bir bakış tarzıdır…
Sporcu, “Beni tokatla hocam yoksa şok içinde kalırım” demiş olabilir…
Ki görüntüler öyle demiyor!
Kadın sporcu başını öne eğmiş minderden ayrılırken, ensesine sert bir tokat yiyor… 

-*-*-

Tahminim şudur ki, hiç tepki vermediğine göre, bu hoca, benzerini veya benzerlerini daha önce de yapmıştır…

-*-*-

Sporcuyu Faiz Sucuoğlu olarak alın… 
Öyle düşünün…
Antrenörü de malum ekip olarak hayal edin…

-*-*-

Faiz Sucuoğlu, çıktığı tüm maçları kazanmış olmasına rağmen herkesin gözü önünde darp ediliyor…
Ancak tıpkı tekvandocu kadının babasını, arkadaşını yanına alıp, “hocamdan beni tokatlamasını istedim” dermiş gibi; yediği tokadı atanları affetme “zorunluluğuna” giriyor…

-*-*-

Zihniyet aynı zihniyettir…
Anavatan isterse bizi dövebilir!

-*-*-

Ersin Tatar da diyor ki, “… Müdahale ilk kez mi oldu? Mehmet Ali Talat’ı da Türkiye seçitirmedi mi?”…

-*-*-

Yani, hoca o maçta da talebesini tokatladı, demek ki şu anda tokat masgarasına çevirmeleri kadar doğal bir şey olamaz!

-*-*-

Kardeşim, “tekvandocu kadına şiddet” veya “KKTC demokrasisine ya da UBP’nin içine müdahale”; olması gerekenin doğal şekli değildir…

-*-*-

Kocamdır ister döver ister sever!
Hocamdır, tokatlar da eğitir de!
Eti senin kemiği benim!
Geçti bunlar…
Dediğimiz gibi, ilkelliktir, çağ dışılıktır!

-*-*-

Hala, “kurtarıcımdır, o olmasaydı ne yapardık” diyerek, bitmek bilmeyen bir “diyet borcu”ndan söz etmek; sürekli dayak yemek, aşağılanmak, “savunulacak” bir şey olamaz…

-*-*-

Kadın tekvandocuyu tokatlayan adam, suç işlemiştir…
Kadın tekvandocu, ailesiyle birlikte ezilmişliğin, yoksulluğun, itaat ve biat kültürünün, geri kalmış ülke yaşam tarzının örneğidir…

-*-*-

Faiz Sucuoğlu, Ersin Tatar, UBP’lilerin tamamına yakını ve bütün yaşananları seyreden bizler de geri kalmış zibidi Kıbrıslı Türkleriz… 
Ama Ersin Tatar ve Faiz Sucuoğlu ile tüm UBP’lilerin anavatanından gelip de memleketin demokrasisin içine geçmişte veya şu anda “mıçanlar”ın, o hocanın kafasından daha farklı bir kafaya sahip olmadığı nettir!
Bu kafayla gidersek, daha çok tokat yiyeceğiz!
Ve kalkıp, “ben istedim, hocam vurdu” diyeceğiz!
Sadece bir tokatla kalınsa bir şey değil; hoca, tokat ötesi dilediğini yapacak; biz de “istediydik, istediydik” diye basın toplantısı düzenleyeceğiz!

-*-*-

Kısacası sevgili CHP’li kardeşlerim; mesele, Kıbrıslı Türk toplumunun yok olmaması için, geri kalmış veya geri bıraktırılmış zibidi zavallılar olmaktan vazgeçmeleri ile de alakalıdır!


Sıradan bir devlet, sıradan bir iş 
kazası ve Fatma Taşçı’nın katli!

Ersin Tatar ve anavatanının eşit egemen devleti KKTC’de sıradan bir Pazar günü!
Saat 09.00…
Yer Güzelyurt…
Bir narenciye paketleme fabrikası…

-*-*-

Bir iş kazası yaşanıyor… 
Polis’in verdiği bilgiye göre, portakal yüklü forklift, fabrika içerisinde çalışmakta olan Fatma Taşçı’ya çarpıyor… 
Ve Fatma Taşçı ağır yaralanıyor, hastaneye götürülürken yolda hayatını kaybediyor…

-*-*-

Fatma Taşçı’nın 69 yaşında olduğunu belirtiyor Polis…
Kim bilir, belki kütüğe doğduktan 5 yıl sonra da kaydedilmiş olabilir…

-*-*-

69 yaşında ve hala çalışan bir kadın…
Ve günlerden Pazar…
Asgari ücret…
Acaba diyorum, “tatil günü” çalıştırıldığı için, bire iki yövmiye alacak mıydı?

-*-*-

Sonra protokol sırasına göre yazacak olursam; Türkiye’den gönderilen üç beş memur, büyükelçi, sonracığıma büyükelçiliğin kahvecisi, çaycısı falan ve Ersin Tatar ile saz arkadaşları geliyor gözümün önüne… 

-*-*-

Bir de geleceğe yürümemizi sağlayacak işbirliği protokolleri falan…
69 yaşında olduğu belirtilen ancak belki de 73 hatta daha büyük yaşta bir kadın eziliyor forkliftin altında…
Hem de Pazar günü…
Yukarıda belirttiklerim, hamasi sallamalara devam ederken…
 
-*-*-

Sahte devlet KKTC mi demiştiniz?
Bu olay, “sahte” bile olmadığının apaçık kanıtı değil mi?
“Hayır devletimiz sahte değildir” mi diyorsunuz!
Olabilir!
Ama gayet açıktır ki, Fatma Taşçı’nın katilidir!
Allah rahmet eylesin… 

Dünya’nın yeni “salgın korkusu” olan maymun çiçeği virüsünün 12 ülkede yaklaşık 100 kişide tespit edilmesinin ardından bir açıklama yapan Dünya Sağlık Örgütü (WHO) "Tespit çalışmaları arttıkça vaka sayısının da artmasını bekliyoruz" dedi. Çiçek aşısı yapılanlar daha şanslıymış… Ben bu aşının izini kolunda taşıyan nesildenim… BBC’ye göre, küresel aşılama faaliyeti sonrasında 1980'de yeryüzünden silinen çiçek virüsü ile maymun çiçeği arasında genetik benzerlik bulunuyor. Bu yüzden çiçek aşısı yapılan kişiler maymun çiçeğine karşı da bir miktar koruma sahibi olabiliyor. Ancak virüsün 40 yıldan uzun süre önce yer yüzünden silinmesi ve ardından aşılama faaliyetlerinin durdurulması, genç nüfusu bu virüse daha açık hale getiriyor…