Gergin insanlık

Neşe Yaşın

Bir şeye kalbim kırılıyor ve içime gömüyorum onu. Sonra yıllarca dolanıyor o anın hatırası benimle. Kalp kırığı iyileşmiyor. O an ifade etsem, karşımdakine bunu söylesem başkalarının da tadını kaçıracağım, saçma bir alınganlık diye algılanacak diye yapmam genelde bunu. Sonradan dönüp dönüp o anı ziyaret ettiğimde daha da hırslanırım ama. Herhangi bir nedenle daha hassas bir ruh hali taşıdığım zamanlar vardır, ya da bir çeşit aşil topuğundan vurmadır bu davranış benim için. Pervasızca davranan bu insanlara karşı başka bir yerde patlayabilirim sonra. Herkes hayretle bakabilir bunda bu kadar alınacak, mesele edecek ne var diye. Geçmişten gelen bohçadan habersizdirler çünkü.

İnsan psikolojisi çok karmaşık. Karşı taraf da bu küçük kabalıkları yaparken geçmişteki bir hesaplaşma eksenindedir belki de. Bazen gizli kıskançlıklar ya da mikro iktidar savaşlarıdır buna yol açan. Çok zaman harcamak istemem böyle şeylerle, hayat akışının önünü tıkarlar çünkü. Geride bırakmaya, kimseye çaktırmadan kendimi iyileştirmeye çalışırım ama her zaman mümkün değildir bu. Esas sorun aşağılandığım ya da suçlandığım şeyle ilgili kuşku taşımamdır. Çok basit bir şey, bir plaj lokantasında oturuyoruz ve garson bir bardak içine konmuş çatal bıçakları getiriyor. Ben de onları alıp arkadaşlarımın tabaklarının yanına yerleştiriyorum ki biri beni tersliyor. Ben incelik yaptığımı düşünüyorum oysa. Buradaki hijyen kaygısı geriyor beni. İncelik yapacağım derken yanlış bir şey mi yaptım diye düşünüyorum. Daha sonraları bu arkadaşla her lokantaya gidişimde bu anı hortluyor.

Geçen gün bir markette benzer bir şey başıma geldi. Tek bir sepet almıştık ve arkadaşımın alışverişi de benim taşıdığım sepetteydi. Diğer müşteri ile araya ayraç koyup çıkarmaya yeltenirken “Bekle, acelemiz yok” diye tersleniyorum. Sonra öncelikle onun alışverişini çıkarmaya yönelirken yine tersleniyorum. Ve hemen kendimi suçluyorum. Özensiz davrandım galiba narin bir şeyi kıracağımdan korktu diye. Günüm mahvoluyor ama.

Öyle çok hikâye dinliyorum ki başka arkadaşlarımdan. Farklı kişilerle ilişkilerinde yaşadıkları kırılmaları anlatıyorlar. Karşı tarafın küçük intikam hallerini, bir yüz ifadesi, bir jestle yapılmış salvoları. Akıllı psikolog kesiliyorum hemen, analizler yapıyorum, tavsiyelerde bulunuyorum. Kelin merhemi olsa misali.

Geçenlerde okumuştum, Finlandiya’da çocuklara öğretilen bir doğru iletişim yöntemi varmış. Birisi sana karşı, suçlayıcı, saldırgan bir cümle kurduğunda o cümleyi tekrar edip zaman kazanma hem de gerçekten doğru anlayıp anlamadığını denetleme. Şöyle bir diyalog yani.” Orası benim yerim kalk yerimden” e  “Burası senin yerin mi? Kalkmamı mı istiyorsun?” diye karşılık vermek. Anında tepki gösterip karşı saldırıya geçmekten daha iyi sanki.

Bazen hiç tanımadığın insanlar durduk yerde kırıyor kalbini. Hayata öfke dolu, savunma olarak kötülüğü kuşanmış insanlar bunlar. O an karşıdakinin davranışını anlamaya yönelemiyorsun, kalbin kırılıyor, içini acıtana öfke duyuyorsunç

Çocuklara en öncelikle öğretilmesi gereken doğru iletişim bana kalırsa. Karşılaşacakları haksız suçlamalar, kabalıklarla nasıl başa çıkabilecekleri. En önemlisi empati geliştirebilmeleri ve farklılıkları küçümsemek, aşağı ya da üstün görmek yerine bir zenginlik olarak algılayıp hayattaki armoniyi yakalayarak değerini bilmeleri.

Öyle çok kalbi kırık insan var ki sokakta. Herkesi birbirine düşman yapabilen bir çatışma kültürü içindeyiz. Her an gardımızı almamız bekleniyor.

Bazı ülkeler çok daha kötü bu anlamda. İnsanlar gelecek kaygıları ve bugünün tatminsizliği ile gergin durumda.

Özel günler, festivaller, eğlenceler biraz da bunun için var. Bu yazıyı hızla bitirip Limasol karnavalı için yola çıkmayı planlıyorum. Bakalım renk canlılığı, müzik ve eğlence moralimi düzeltmeye yetecek mi? Maskeler, kostümler bana biraz ürkütücü gelir aslına bakılırsa. Yine de önemli bir işlevi var bu pagan ritüelin, eminim bundan.