Gazetecilik mekteplerinde veya kurslarında öğretilen “gazetecilik” ile Kıbrıs adasının her iki tarafında yapılan gazetecilik, bahsettiğimiz mekteplerde veya kurslarda “öğretildiği” anlamda veya değerde “ideal” değildir!
-*-*-
Türkiye’de bu meslek, “ilkesel” veya “etik” anlamda tamamen yerlerde sürünür haldedir!
-*-*-
Gazeteciliğin temel kuralları vardır…
Temel ilkeleri…
Etiği falan…
-*-*-
Haliyle eli kalem tutan veya ağzı laf yapan herkes, “ben de gazeteciyim” dememelidir!
-*-*-
Peki demekte midir?
-*-*-
Üç ayrı coğrafyadan söz ettim; bu coğrafyaların mesela iki tanesinde, Türkiye ve KKTC’de, dileyen, “gazeteciyim” diyebilmektedir!
-*-*-
Haaa çeşitli meslek örgütlerine “üyelik” falan aranmaktadır…
-*-*-
Bizde de Sarı Basın Kartı Komisyonu’nun koyduğu kuralları yerine getirmeyene “basın kartı” verilmez ve kişi resmi ya da yasal anlamıyla “gazeteci” sayılmaz ama bu da ayrı bir tartışma konusudur!
-*-*-
Gazetelerin “tanıtma kartları”ndan tutun, kişilerin kendi bilgisayarlarında kendileri için hazırlayabildikleri onlarca farklı “basın kartı” söz konusu olabilir veya yurt dışından herhangi bir “gazetecilik” örgütünden “belge” ya da “kart” alanlar olabilmektedir!
-*-*-
Amacım, hedefim veya bu yazıdaki “aklım”; birine gazetecilik öğretmekle ilgili değildir…
-*-*-
Son zamanlarda, ceza yasaları ile getirilen bir sınırlamadan söz etmek istiyorum…
“Masumiyet karinesi”nin, kamuya mal olmuş kişiler için de geçerli olması…
-*-*-
Bunu hala tartışıyor olmanın bir anlamı yok…
-*-*-
Çünkü kamuya mal olmuş – ünlü bir kişinin açık isim ve görüntüsü yayınlanamayabilir ama adının ilk harfleri hatta mesleği, ne yaptığı, geçmişte ne yapıyor olduğu açıkça yazılabilir…
-*-*-
Dediğim gibi, hedefim birini ya da birilerini eleştirmek değildir…
-*-*-
Sadece düşüncelerimi, yazıya dökmeye çalışıyorum…
-*-*-
Mesela, Başbakanı aklamak gibi bir niyetim yok…
Ama “gazetecilik”te, başbakanın aklanmaya ihtiyacı da yok!
-*-*-
Başbakanla ilgili olarak yazılanların neredeyse tamamı, “masumiyet karinesi” çerçevesinde “cezayı gerektirebilir…”
-*-*-
Yazmamak mı lazım?
Elinizde gerçekten belge varsa, kanıt, görüntü, film, fotoğraf bulunuyorsa, yazmanın da ötesinde polise ihbar bende vatandaşlık görevidir…
-*-*-
Ama mesela, kendisi hakkında yazılanlara tepki gösteren Başbakan’a karşı, “müsteşarın rüşvetten tutuklandı, bir kurumun başkanı rüşvetten tutuklandı, bir de daire müdürü yine rüşvetten tutuklandı” deyip, “sen de suçlusun”da karar kılmak; doğrudan Başbakan’ı aklamaktadır…
-*-*-
Nasıl mı?
E Başbakan’ı savunmak gibi olmasın, yine yanlış anlamaları engellemek için bunu yazıyorum ama aynı Başbakan, bahsedilen üç kişiyi de görevden almıştır; kaldı ki o üç kişi de kesinlikle, devam eden yasal süreç kapsamında “masum”dur!
-*-*-
“Ben suçlu olduklarından eminim” diyemezsiniz!
Mahkeme karar vermediği müddetçe, o kişi kesinlikle “suçlu” değildir!
-*-*-
Vicdanen ne düşündüğünüz, kaynaklarına çok güveniyor olmanız veya hisleriniz önemli değildir… Elinizdeki belgeler ne isterse söylesin; “masumiyet karinesi” gazeteciliğin esaslarının esasıdır…
-*-*-
Haaaa, “kamuya mal olmuş kişi”, bundan “ayrı tutulmalıydı” noktasına ben de katılıyorum ama artık yasayı “yemiş” bulunmaktayız…
-*-*-
Gelelim bir başka konuya…
-*-*-
Son zamanlarda, “Türkiye’deki bazı gazeteler yazdı” diyerek, “yüzde yüz eminmiş” gibi, bazı iş insanlarımız aleyhine yazılar yazılmaktadır…
-*-*-
Bu insanların görüşleri alınmamıştır…
Açık isimleri ve fotoğrafları yayınlanmaktadır…
Oysa gazetecilik ilkeleri açısından, bu insanlar, “kesinlikle masumdur…”
-*-*-
Şimdi, “bu insanlara karşı haber ve yorumların kaleme alınmasının sebebi, Türkiye’deki doymak bilmeyen rüşvet müptelası bazı yöneticilerdir” demek, ne kadar gazetecilik değilse; aynı insanlarla ilgili “kanıtlanamamış, mahkeme kararı da olmaksızın” en ağırından suçlamaları yazmak, sadece gazetecilik günahı değil; insanlık ayıbıdır!
-*-*-
Yorum yapmak mı?
Yorum yapmak elbette herkesin hakkıdır!
Dedikodu yapmak da haktır!
Buyurun yapın!
-*-*-
O zaman, “Türkiyeli siyasi mafya, Kıbrıslı çok başarılı iş insanlarından rüşvet istedi; onlar da vermeyince, aleyhlerine karalama kampanyası başlatıldı” demek de “yorum” olmaz mı?
-*-*-
Sizin yorumlarınız, sizin yazdıklarınız “doğru”, da benim şu anda yazıklarım “eğri” midir?
-*-*-
Kıbrıs’ta gazetecilik mesleği, manipülasyon, dezenformasyon ve propaganda üçgeninde yıllarca “mağdur” edilmiştir…
-*-*-
Gerek Kıbrıslı Rum, gerekse Kıbrıslı Türk gazeteciliği yıllarca yalanlarla, manipülasyonla, dezenformasyonla Kıbrıs meselesinin kana bulanmasına sebep olmuşlardır…
-*-*-
Misyon gazeteciliği diye bir kavram geliştirilmiştir…
-*-*-
Aynı gazetecilik türü hala hem Güney hem de Kuzey basınında kesinlikle yaygındır…
-*-*-
Çözüm düşmanlığı yapmaya meraklı olanlar, bazı gerçekleri gizleyerek, bazı yalanları da gerçekmiş gibi yazarak, amaçlarına hizmete çalışmışlardır!
-*-*-
Şu anda da bazılarının, bazı amaçları için “gazetecilik” yapıyor olması, severek yapmaya çalıştığımız ve ekmek paramızı kazandığımız mesleğimizin asla iyileşmeyecek yarasıdır…
-*-*-
Bu ülkede, kesinlikle meslek örgütleri, hükümet, muhalefet, polis, asker, sendikalar, iletişim fakültelerinin değerli hocaları bir şekilde bir araya gelip, çok kapsamlı bir şekilde, meseleyi tartışmak, değerlendirmek ve sapasağlam bir statüye kazandırmak zorundadır…
-*-*-
Aksi takdirde, meclisten dilediğiniz kadar yasa geçirin, mevcut sosyal medya olanakları ile, dileyen “gazeteciyim de gazeteciyim” diyerek; her türlü tetikçiliği veya yalanı, dilediği şekilde yazabilecektir…
-*-*-
Haaa birkaç kelimeyle de bu konuyu yazabilirdim…
-*-*-
Nasıl mı?
-*-*-
KKTC’de gazetecilik mi?
Öldü demeyin sakın!
Ölmedi!
Çünkü gerçek anlamıyla etiğiyle ilkeleriyle hiç olmamıştı ki!