‘GENİŞ TABANLI SEÇİM İTTİFAKI’

Sami Özuslu

2020 Cumhurbaşkanlığı seçimleri siyasal yaşantımızda bir tür ‘milat’tı. Detaya girmeye gerek yok ama seçim sürecindeki doğrudan, aleni ve sınırsız müdahaleler sandığa yansıyan iradeyi tersyüz etti.

Seçime giren diğer adaylar ve onlara destek veren partilerin tamamı müdahale mağduru oldu. Demokratik yaşam kolay kolay atlatılmayacak bir travma yaşadı. Toplum ‘bundan sonrasının çok daha zor olacağı’ mesajını net biçimde aldı.

Sokaktaki ortalama insanın siyasi tabloyu algılama şekli özetle ve aşağı yukarı şöyledir:

‘Bu ada yarısında Türkiye’nin istemediği kişi ve partilerin artık seçilme imkanı yoktur. En azından AKP iktidarı değişinceğe kadar...’

‘Sessiz çoğunluk’taki algı buna benzer bir noktadadır.

Bundan sonraki seçimlerde, hele önümüzdeki genel seçimlerde ‘başlangıç atmosferi’ bu olacak.

Rakamı bilinmeyen yeni yurttaşlıklar, kütüklere eklenecek yeni seçmenler de işin cabası...

İradesi elinden alınmış, bunu en çıplak haliyle görümüş, kimi kızgın,kimi üzgün, ama geneli bezgin ve umutsuz bir kitleden söz ediyoruz. Özellikle muhalif parti kadroları ‘yeni bir yenilgi’yi kaldıracak durumda değil.

Siyasette 24 saat bile uzun sayılır. Politik iklim süratle değişebilir. Bugünkü algı da, siyasal duruşlar da, seçmenin eğilimleri de farklı bir yine evrilebilir.

Ancak bu ‘durduk yerde’ olmaz, olamaz.

Aktif çaba lazımdır. Ya da ‘Godot’ gelirse, gelir...

***

Elbette Godot gelmeyecek. Dolayısıyla bir şeyler yapmalı. Her parti mutlaka elinden geleni yapacak, daha fazla seçmeni yanına almaya çalışacak, vekil sayısını artırıp meclis ve hükümette yer almaya gayret edecek.

Buna şüphe yok...

Lakin şüphe kaldırmayan bir başka gerçek daha var: 2020’ye müdahale edenler bu seçimler de sessiz kalmayacak!

Tersini düşünmek saflık olur.

Parti kurultayları dahil Kuzey Kıbrıs’taki her türlü siyasi işler Ankara’da ve burada görevlendirdiği kişiler tarafından dizayn ediliyor.

Ne zaman yapılacağını -hatta yapılıp yapılmayacağını- henüz bilmediğimiz erken seçimde AKP iktidarının UBP’ye destek vereceği anlaşılıyor.

Kurultay sürecinde ne olur, ne kalır belli değil belki ancak oradan da ‘Ankara’nın istediği’ bir sonuç çıkma olasılığı yüksek görünüyor.

***

Lafı uzatmaya gerek yok aslında...

Kıbrıs Türk siyasal yaşamını benzeri görülmemiş bir operasyonla paçavraya çeviren 2020 müdahalesinin yeni bir versiyonunu izlemek üzereyiz.

O ‘milat’ta mağdur olanlar bellidir. UBP adayı ve ona aleni destek çıkanların dışındaki adaylar ve partiler 2020’nin bir benzerini yaşadıktan sonra ‘bağırmak’ yerine neden seçim öncesi birlikte ‘bir şeyler’ yapmasınlar?

‘Solda birlik’ diye anılan ittifaklar da denenebilir elbette ama buradaki kasıt çok daha ‘geniş tabanlı bir işbirliği’dir.

Siyasi partilerin yönetim kadroları, seçilmişler ve seçilmek için aday olmayı planlayanlar bu öneriye ‘pratik’ nedenlerle itiraz edebilirler.

Ancak hiç kimsenin bu topluma ‘yeni bir milat’ yaşatma şansı da hakkı da olmasa gerektir.

Koşullar farklı olabilir, ancak 1990’da denenmiş bir DMP, yani Demokratik Mücadele Partisi örneği vardır.

Dikkat edin: Tarihte en fazla dış karışmacılığın olduğu iki seçimden biri 2020 Cumhurbaşkanlığı seçimiyse, diğeri de 1990’da 15 gün arayla yapılan Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimidir.

Her ne kadar DMP o seçimleri kaybettiyse de, takip eden birkaç yıl içerisinde siyasla atmosfer taban tabana değişmiş, UBP ‘tek başına iktidar’ iken kısa sürede ‘tarihte ilk defa muhalefet’e düşmüştü.

Evet, kolay olmamıştı.

Şimdi de olmayacak.

Ama denemeye değer sanırım...

Eğer niyet varsa bir yol bulunur. Eğer ‘irade’yi ele alma niyeti varsa, gerekli ‘asgari müşterekler’de uzlaşılır.

Tarihi değiştirmek, toplumların kaderine yön vermek zor kararlar ve risk almayı gerektirir.

O ‘moment’ geldi gibi...