Genel Sağlık Sigortası'na sıra gelir mi?

Cenk Mutluyakalı

Sağlık Bakanı, yönetsel bir ciddiyet ve sorumlulukla davranmıyor; saygısız, hoyrat ve kaba bir yöntem izliyor.

Bu hükümetten ya da bu yönetim anlayışından kalıcı bir çözüm beklemek saflık elbette...

Karaktersiz bir idare var ortada!

Sendika da hekimlerin hastaneleri erken terk ettiği ve özel işlerine koştukları pratikle yüzleşmekten kaçıyor.

***
Toplumun nitelikli, erişilebilir ve eşitlikçi sağlık hizmeti alabilmesi; hekimlerin kamu hastanelerinde tam ve düzenli mesaiyle çalışmasını, poliklinik ve hizmet sürelerinin nüfusun ihtiyaçlarına göre planlanmasını gerektirir.

Bu gereklilik, bireysel tercihlerle değil; siyasal irade ve idari sorumlulukla sağlanabilir.

Günlerdir grev sürüyor, gerilim büyüyor. Ancak kimsenin açıkça konuşmak istemediği hakikat görmezden geliniyor.

Hep yinelediğim gibi... Hekimlerin üzerindeki iş yükünü, tükenmişliği ve sistemin hoyratlığını görmezden gelmek haksızlık olur. Buna karşın mesainin “kısa” tutulmasının temel nedeni bu koşullar değildir. Asıl neden, özel hastane ya da kliniğe yetişme telaşıdır. Hekimlerin bu koşuşturması içinde sağlıklı bir sistem kurmak mümkün değildir.

***
Hadi geliniz, hep birlikte bir yalanı yeniden söyleyelim ve yeniden inanalım ortak yalanımıza…

Hekimlerimiz 7 gün 24 saat kamu hastanelerinde görev yapıyorlar ama dışarıdaki özel hastane ve özel kliniklerde bize bakan hekimler, yakınlarımızı ameliyat eden cerrahlar; devlet hastanelerindeki hekimlerin yapay zekâ ile üretilmiş kopyasıdır (!)
Kendileri değil (!)

Paranız ya da ahbabınız varsa ayakta kaldığınız bir sağlık sistemi bu... Devlet hastaneleri için buna bir de “sabrınız ve tahammülünüz varsa” eklenmeli…

Yurttaşın hem sendikaya hem Sağlık Bakanlığı’na isyanı bu yüzden… Bakan'ın hoyratlığı karşısında sağlık sistemine güvensizlik büyürken, sendikal söylem ile yurttaş deneyimi arasında da belirgin bir kopukluk vardır.

***
Kamusal sağlığı “sistem” üzerinden değil de duygusal ve kişisel bir yerden konuşuyoruz.

Biri anlatsın lütfen…
Devlet hastanelerinde neden saat 13.00’ten sonra poliklinik kapıları kapanıyor? Öğleden sonra "özel"e geçen poliklinik hizmetleri, gece neden "acil"e yığılıyor?

Sahi… “Genel Sağlık Sigortası” niye hâlâ gündeme gelmiyor örneğin?

***
Şimdi karşılıklı maaş manipülasyonları bitmişse, biraz daha gerçekler üzerinden konuşabiliriz belki…

Kamusal sağlığın güçlü olduğu sistemlerde iki temel ilke öne çıkar. Birincisi; kamu sözleşmesinin önceliği ve tam zamanlılık esasıdır. Hekim, kamusal sistemde çalışıyorsa, bu çalışma açık biçimde tanımlanmış saatler ve yükümlülükler çerçevesinde yürütülür.

İkincisi ise kamu hekimliği ile özel kazanç arasında yapısal bir çıkar çatışmasının oluşmamasıdır.

Benim düşüncem değil bu, uluslararası kongrelere, yayınlara, araştırmalara yansıyan saptamalar...

***
Genel Sağlık Sigortası” tartışmasının sürekli ertelenmesi de dikkat çekicidir. Oysa kamusal ve özel sağlık hizmetlerini tek bir finansman çerçevesinde buluşturan bu model; hem hekimlerin çalışma rejimini netleştirir hem de yurttaşın hizmete eşit erişimini güvence altına alır.

Yurttaşın ödediği prim karşılığında, hizmeti nereden aldığına bakılmaksızın sağlık hakkını kullanabilmesi, kamusal sağlık sisteminin toplumsal meşruiyetini güçlendirir.

Bunlar hassas dengeler… Sağlık bütünüyle öyle...

Ama bu hassas dengeleri konuşabilmek için sanırım algılara oynamaktan vazgeçmek gerekiyor önce...
 

"Toplumun nitelikli, erişilebilir ve eşitlikçi sağlık hizmeti alabilmesi, hekimlerin kamu hastanelerinde tam ve düzenli mesaiyle çalışmasını; poliklinik ve hizmet sürelerinin nüfusun ihtiyaçlarına göre planlanmasını gerektirir. Bu, bireysel etik ya da mesleki adanmışlık meselesi değil; doğrudan kamu politikası ve idari sorumluluk alanıdır."
 

(World Health Organization, Health Systems Governance for Universal Health Coverage, WHO, 2014.)