Gençler: “Biz Buradayız ve Değiştireceğiz”

Salih Sarpten

Bütün toplumlarda varlığı önemsenen çocuk ve gençler, toplumların geleceğini hazırlayan birey olma özelliğinin yanında bugünün en dinamik kesimini oluşturma adına da son derece önemli bir fonksiyonu yerine getirmektedir. Bu olgu bir toplumun sahip olduğu en önemli potansiyeldir. Bu nedenledir ki; ülkelerin en önemli zenginlikleri sahip oldukları çocuk ve genç nüfusun ta kendisidir.

İşte bu zenginlik; “biz buradayız ve değiştireceğiz” diye haykırıyor… Ve eğer gençler bir şeyi istiyorsa onu gerçekleştirme gücüne de sahiptirler.

Çünkü onlar; teknoloji ile arkadaş olmalarının ötesinde teknolojik, bireysel dünyaları içinde birbirlerine sıkı sıkıya bağlı,  kültürel değerlerine sahip çıkan küresel dünya vatandaşlarıdır.

Çünkü onlar; cep telefonu ekranı, bilgisayar ekranı, hatta TV ekranı karşısında iseler bile aynı anda birden fazla faaliyette bulunabiliyor: Cepten SMS atarken, bilgisayar ekranında hem “skype”de yazışıp hem de ödevini yapabiliyorlar… Bir yandan yeni şeyler keşfederlerken, bir yandan da bu keşiflerini “facebook”da paylaşabiliyorlar…

Çünkü onlar; özgürlüğüne düşkün,  tatminsiz, zor beğenen ama isteklerini ısrarla ifade eden ve tercihlerini açıkça ortaya koyan geleceğin değil bugünün bireyleridir.

Yaratığımız sistemler bu büyük zenginliği göremiyor, hissedemiyor, anlayamıyor… Eğitimde, trafikte, sağlıkta, hukukta ve sosyal yaşamın daha birçok alanında çocuk ve genç odaklı bir anlayıştan yoksun olduğumuz ortadadır. Oysa onlar hep bir ağızdan “dur bir dakika bu oyunda başrol benim” diyor…

İşte tam da bu yüzden gençlik, geleceğe havale edilen bir yaş grubu değildir. Zaten gençlik, bir yaş sorunu veya atlatılması gereken bir dönem de değildir. Çünkü gençlik bugünün ta kendisidir… Gençlik, sürekli aktif ve dinamik olma halidir. Gençlik dürüstlüktür, doğruluktur; kandırılmaya karşı tahammülü olmayan bir yaklaşımdır... Gençlik, müdahale edilmiş adetlerin, transfer edilmiş uygulamaların, uydurulmuş senaryoların kabul görmediği bir yerdir… Gençlik, ne istediğini bilmenin en heyecanlı kısmıdır…

Daha açık bir ifadeyle; gençliğin ne olduğunu ya da ne olmadığını bilmeyen, tanımlayamayan ve ona uygun yaklaşımları gösteremeyen olguların ömrü çok kısadır. Çünkü gençlik, böyle gelmiş ama böyle gitmeyecek diyebilmektedir…

Ülkeyi yönetenlere bıkmadan usanmadan söylenmelidir; çocuk ve gençleri önemseyen uygulamaları hayata geçirmelisiniz, onlardan yana taraf olmalısınız… Firiklerini dinlemeli, görüşlerine değer vermelidir…  Onları koruma ve yaşamlarını sağlıklı bir şekilde sürdürme sorumluğunuz var…

Böylesi bir eğitim sistemine inat, “biz buradayız ve değiştireceğiz” diye haykırmak ne güzel… Ne harikasın genç kardeşim...

---------------------------------

Anlayana Gülmece

Eski Müdür - Yeni Müdür

Eski daire müdürü, yerine atanan yeni daire müdürüne tavsiyelerde bulunduktan sonra 3 adet zarf verdi. Her biri numaralanmıştı… Eski müdür yenisine, ileride her başı sıkıştığında bir zarfı açmasını söyledi. Ve yeni müdür ise başladı. İlk iki ay isler yolunda gitti. Fakat sonra sorunların ardı arkası kesilmedi. Ne yapacağını bilemeyen yeni müdür, en sonunda birinci zarfı açtı. Zarfta söyle yazıyordu:
- Kendinden önceki müdürü suçla...

Yeni müdür hemen bir basın toplantısı ayarladı ve sorunlar için kendinden önceki müdürü suçladı. İşler bir süre yolunda gitti. Fakat sonra daha da büyük sorunlar çıktı. Yeni müdür gecikmeden ikinci zarfı açtı. Zarfta şu yazıyordu:
- Sistemi suçla…

Yeni müdür hemen sistemin yanlış olduğunu, bu sistemle işlerin yürütülemeyeceği yönünde açıklamalarda bulundu. İşler düzelir gibi oldu ancak kısa bir süre sonra tam bir kaos yaşandı… Bunun üzerine yeni müdür tereddüt etmeden üçüncü zarfı da açtı. Zarfta şu yazıyordu:
- 3 zarf hazırla…

---------------------------------

Aklınızda Bulunsun

Derslerin Başlangıç Saati

Bir dersin hem eğitim yıl içindeki, hem de bir eğitim günü içinde süresi, bu sürelerin başlangıç ve bitiş saatleri eğitim bilimi ilkelerine göre belirlenir. En azından çağdaş eğitim sistemlerinde durum böyledir… Bu ilkeler; çocuğun pedagojik gelişimi, coğrafi koşullar, sosyal olgular ve kültürel değerlerle ilişkilidir. Eğitim bilimi açısından durum böyle iken sadece toplumsal baskıyı göğüslemek adına günü kurtarma çözümler üreterek eğitim süreçleri ile oynamak ne derece doğrudur!

Durumu abarttığımı hatta “alt tarafı dersler yarım saat ileriye alında, bunda ne bilimsel olarak ne sıkıntı var!” diye düşünebilirsiniz… Oysa sorun; derslerin, yarım saat ileriye alınması değildir… Sorun; bilimsel ve çağdaş veriler yerine, toplumla inatlaşma adına siyasi kararlar alma, bütünlüklü çözüm yerine palyatif çözümlerle kaosa aday yeni durumlar ortaya çıkartmaktır. Kanımca yöneticilerin yanıtlanması gereken esas sorular şunlardır:

• Coğrafik koşullar ve bilimsel çalışmalar esaslı "kış saati" uygulamasına neden geçilmediği anlamlı bir şekilde açıklayabilir mi?
• Bu sorunun yanıtı “Türkiye ile ticari ilişkiler” ise yeniden düzenlenen mesai saatleri, Türkiye ile önemli ticari ilişkilerimizi bozmayacak mı? (Bu durumu anlamada ciddi sıkıntı çekiyorum)
• Yaşananların yasal, yapısal ve idari anlamda pek çok boyutu bulunduğu ortada… Bu nedenle böyle parça parça iş yapılacağına, bütünlük bir çalışma yapılması gerekmez mi?