Genç ve olumlu düşünceler…

Tayfun Çağra

 

Aradan 41 yıl geçti.
Dün 41 yıl doldu ama “dün gibiydi” diyemiyoruz artık…
Nasıl diyelim ki!
“O gün doğanlar 10 yaşında oldu” dedik 10 yıl sonra,
Ardından, “üzerinden 20 yıl geçti” dedik,
Daha sonra “30 yaşına geldi o gün doğanlar” diye çoğalttık yılları,
Ve 40 yaşında oldular sonunda…
Çoluk çocuğa kavuştular, belki torunları bile oldu o gün doğanların…
Öte yandan ne oldu; 41 yıl geçmesine rağmen Kıbrıs sorunu hâlâ yerli yerinde duruyor.
74’ten sonra her iki tarafta da doğanlar birlikte bir yaşamı, birlikte çalışmayı, komşuluk etmeyi, aynı kahvede tavla oynamayı, mahallede ortak molehiya ayıklamayı bilmedikleri için belki Kıbrıs sorununun çözümü gibi bir ağırlığı da üzerlerinde pek hissetmiyorlardır.
Ama bu durum aslında avantaja da çevrilebilir. Sevgili Sami Özuslu’nun Kıbrıs’ın güneyinden RIK’ten Kyriakos Pierides ile Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Shulz’a sordukları sorulardan birinde cevabını bulduğu gibi…
Belki 30’lu, 40’lı yaşlar da biraz gecikmiş olabilir ama daha genç yaşlar birlikte yaşamayı daha kolay başarabilirler.
Sami, Shulz’a “iki toplumdaki gençler AB’de, birleşmiş bir ülkede birlikte yaşama fırsatını nasıl anlayacaklar” diye sorduğunda Shulz’un bu konuda hiç düşünmediğini, böyle bir soru beklemediğini, o anda o odada bunu düşünmeye başladığını anlıyoruz, oysa biz bunu senelerdir düşünüyoruz.
Shulz da bu soruya dediğim çerçevede yanıt vermeyi tercih ediyor; “Eski jenerasyon için geçmişin hatıraları ve gerilimlerini unutmak daha zor. Yeni jenerasyon böyle değil. Güneyli ve kuzeyli farklı vatandaşlar olarak birbirlerini görmek ve kabul etmek daha kolay, farklı ülke ve kimlik olarak değil.”
Bu cevabın doğruluğunu günümüzde ortak etkinliklere, iki taraftan arkadaşlıklara ve kuzeyden güneye geçip ortak okullarda eğitim alan çocuklara baktığımızda anlayabiliriz.
Shulz’un bir Avrupalı bakış açısı veya sorunları çözüm yöntemi olarak dikkatimi çeken bir cevabı da şuydu;
İki toplumun eşit bir zemine kurulacak geleceğinin nasıl garanti altına alınacağını anlatırken “…sorun sadece federal bir yapı ile çözülebilecek bir konudur. İnsanların geçmişte o kadar üzücü ve acı deneyimleri oldu ki birbirlerini affetmeleri gerekiyor” cümlesini kuruyor.
Oysaki biz bunu “İnsanların geçmişte o kadar üzücü ve acı deneyimleri oldu ki bunları unutmaları mümkün değil” şeklinde bitirirdik.

***

Anlatmaya çalıştığım şu;
Fiili ayrılıkla geride bıraktığımız 41 yılı bitirebilmek için artık farklı açılardan bakmak, çözümü mutlaka sağlayacak genç, yeni anlayışları geliştirmek çok önemli… Şimdi yeniden bu dönemde başlayan müzakerelerde dile getirilen olumlu yaklaşımların eskiden olduğu gibi hep kırılan umutlarla bitirilmemesi en büyük dileğimiz.
İşte onun için de “ama işte o şunu dediydi, bu bunu yaptıydı, kan döktüydük, can verdiydik, bunlar nasıl unutulur?” yaklaşımını artık bırakmak gerekiyor.
Tamam unutmayalım ama başka kanların dökülmemesi, başka canların gitmemesi de onları geride bırakmaktan geçer.