Geleceği Eğitimde Aramak

Salih Sarpten

Tartışmasız, Eğitim Bilimi’ndeki en önemli unsur insandır. Biyolojik bir varlık olarak hayatına başlayan insanoğlu, sosyal ve kültürel çevresiyle ile etkileşerek ikinci boyutu olan kültürel boyutunu geliştirmektedir.

Geliştirdiği kültürü, miras olarak yeni kuşaklara aktarmakta ve böylece sürekli bir devinim içerisinde kültür gelişmeye devam etmektedir. Bu olgu eğitimin ta kendisidir aslında… Çünkü eğitim, insan davranışlarını değiştirmedeki en önemli araçtır.

Bir ülkenin gelişimi, o ülke bireylerinin ve bir bütün olarak toplumunun taşıdığı niteliğe bağlıdır. Bunun temelinde de eğitim sisteminin sahip olduğu anlayışlar yatmaktadır… Gelecek, bizden daha fazla demokrasi, daha fazla insan hakları, daha fazla etik değerler, daha fazla etik değerler istiyor… Bu da eğitimin işidir…

İşte bu yüzden eğitim, eğitim, rast gelelikten uzak, ciddi planlama ve programlamayı gerektirmektedir. Çünkü eğitimin belirlenmiş hedeflere ulaşmak gerekliliği vardır.

Kıbrıs’ta bir çözüme ivedilikle ihtiyaç duyulduğu toplumca ortaya konmuş önemli bir iradedir. Bu çözümün “federal” bir yapıyla gerçekleşmesi gerekliliği, yine bu toplumun değerlerinden ortaya çıkan önemli bir tezdir… O halde yapılması gereken “federalist” anlayışı içselleştirmektedir.

Burada da yine en büyük görev eğitime düşmektedir… Gelişmiş ve demokratik toplumun gereği olan bilgili, ilgili ve eleştirel bakabilen bireylerin yetiştirilmesi eğitim sistemlerinin olmazsa olmazları arasındadır. İşte tam da bu noktada bireylerin;
• Medya seçimleri tercihinin sorumluluğu taşıması,
• Bireylerin, güncel olayları algılama ve ilgilerini yoğunlaştırması,
• Küresel ve yerel kültürlerde yanlış veya kötü temsiliyeti ayırt etmesi,
• Dürüstlük, sorumluluk ve etik kurallara bağlılık geliştirmesi,
• Farklılıklara saygı duyması, farklı görüşlere tahammül etmesi,
• Her türlü şiddete karşı duruş sergilemesi,
• Eşitlik, duyarlılık, adillik, dayanışma ve paylaşım adına toplumsal hayata aktif olarak katılma davranışları kazanması, eğitimin en önemli hedefleri arasında olmalıdır.

Hiç kuşku yok ki eğitim sistemimiz birçok açıdan eleştiri almaktadır. Pek tabidir ki bu eleştiriler, eğitime bakılan değerler penceresi ile doğrudan ilişkilidir. Ancak geleneksel anlayışlarla 21. Yüzyıl ihtiyaçlarının karşılanamayacağı da aşikardır... O halde yapılması gereken şey; geleceği eğitimde aramak, eğitimi de geleceğin ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandırmak olmalıdır.

-----------------------------------

Buraya Dikkat
 

“Teknoloji”yi Çocuklardan Yasaklasak da mı Saklasak, Yasaklamasak da mı Saklasak!

Facebook bir ülke olsaydı, üye sayısı açısından dünya nüfus sıralamasında Çin ve Hindistan’dan sonra üçüncü sırayı alırdı. Prof. Dr. Acar Baltaş, bir makalesinde bilginin ve teknolojinin hızını şöyle anlatıyor: “Cep telefonlarından ilk mesajın 1992 yılında atıldığı hatırlanırsa, bundan 20 yıl sonra günümüzde, her gün yeryüzünde yaşayan insan sayısından fazla mesaj atılmasına anlam vermekte zorlanır ve o zaman nasıl haberleştiğimize kendimiz de hayret ederiz. 50 milyonluk bir satış sayısına ulaşmanın radyo için 38, TV için 13, İnternet için 4, Ipod için 3, Facebook için 2 yıl aldığını alıyor…”

Geçen yıl aldığımız arabamız artık bize eski geliyor. Altı ay önce büyük bir heyecanla evimizin salonuna yerleştirdiğimiz televizyonun değiştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Birkaç hafta önce aldığınız cep telefonunuz veya tabletinizin artık eski teknoloji olduğunu hissinden kurtulamıyorsunuz…

Bir yandan teknolojinin baş döndürücü bu hızına hayret ederken, diğer yandan da çocuklarımız bu hızla yarışırcasına teknolojiyle arkadaş olmasına daha büyük hayretler içerisinde kalıyoruz. Dahası, doğru davranışın hangisi olduğuna da karar veremiyoruz…

Teknoloji ile çocuklarımızı nasıl buluşturmalıyız? Ne kadarına izin vermeli, ne kadarına engel olmalıyız? Anlamlı yanıtlar bulamadığımız çok soru var… Ancak kesin olan bir şey var; çocuklarımız ve teknolojiyle olan imtihanımız önümüzdeki yıllarda çok daha çetin olacak…

--------------------------------------------

Gülmece


Zenginlikte Bakış Açısı

Babadan kalma paralarla zengin olan iki farklı köyün ağası bir iş için gittikleri şehirde karşılaşırlar. Tabi haliyle zenginlikleriyle övünecekler… Biri, biraz gerilerek, biraz da gururlanarak hemen söz başlar:
- "Bizim orda sabah güneş doğmadan biniyoruz arabaya, akşam oluyor biz hala çiftliğin öteki ucuna yetişemiyoruz."

Buna karşılık, öteki zenginden yanıt gecikmez:
- "Yahu bizim de vardı öyle bir arabamız ama geçenlerde satıp yeni modelini aldık."