Geleceğe bırakılan mektup

Sami Özuslu

 

Ey mektup arkadaşım!
Sana ‘mektup arkadaşım’ dedim, çünkü kim olduğunu, ne olduğunu bil(e)miyorum.
Hangi dili kullandığını, ne tür bir canlı olduğunu tahmin edemiyorum.
Çünkü sana yıllar, on yıllar, belki yüzyıllar öncesinden yazıyorum.
Dediler ki bize, “Dünya yıkılacak, uygarlık yok olacak...”
Ben de karar verdim: Madem öyle, geleceğe bir not düşeyim kendimce...
Belki bir işe yarar, bu mektubu bulanlar bizim devirlere dair bazı ipuçları elde eder.
Neden bunu yapıyorum?
Çünkü biz ve bizden önceki devirlerde de hep eskilerin bıraktığı kalıntılarla, yazıtlarla, belgelerle öğrenebildik geçmişi...
Tek hücreli ilk canlıdan itibaren, dünya tarihini bilim insanları hep geçmişe giderek araştırdı, buldu, yazdı, kayda geçirdi.
İlkel insanın ne yediğini, nasıl yaşadığını o döneme ait bulgular, izler taşıdı kitaplara, filmlere...
Arkasında hiçbir şey bırakmayan ya da bıraktıkları yok olan uygarlıkları bilemedik, öğrenemedik hiç...
Sadece arkada izi kalanlardan haberdar olabildik.
İşte bu yüzden bırakıyorum sana bu mektubu...
Biliyorum...
Bu kağıtta yazılanları anlamak için çok uzun yıllar çaba sarf edecek senin neslin...
Kullandığım dilin şifrelerini çözmek, harflerden kelimelere, cümlelerden paragraflara nasıl bir sistematik içinde yazdığımızı çözmek kolay olmayacak.
Biz de öyle yaptık çünkü...
Mağaralardaki resimciklerin, işaretlerin neyi anlattığını anlamakta zorlandık. ‘İnsanoğlu’ dediğimiz bizim neslin bireyleri, kendi neslinin öncüllerini belki de tamamıyla hiç anlayamadı.
Ama sen ve neslin, eğer bu dünyada hala yaşam varsa hala, kendinizi çok şanslı sayın.
Zira biz bu dünyayı yok etmek için elimizden geleni yaptık!
Kendimizi ‘düşünen hayvan’ diye tanımladık, ama ‘düşünme’ kısmını es geçen o kadar ‘insan’ yaşadı ki bu gezegende!..
Hiçbir yırtıcı kuşun, hiçbir vahşi yaratığın yapmadığını, yapamayacağını biz insanlar, insanlara yaptık!
Mesela izi kalmışsa, Polonya diye bir ülke vardır, bizim ‘Doğu Avrupa’ dediğimiz bölgede... Krakow şehrinden eser kalmışsa eğer, bir görün orada neler yapıldığını...
Yahut Hiroşima’ya, Nagazaki’ye gidin... Uzakdoğu’yu bulursanız eğer, Japonya adlı bir ülkenin kentleri bunlar...
İrice bir deniz var, adı Akdeniz...
Onun hemen Doğu’sundaki coğrafyada, aklınıza gelmeyen canilikler yaptı bizim neslimiz!
Hayvan nesillerini birer birer tükettik.
Bitki türlerini teker teker yok ettik.
Doğaya beton diktik, yeşili, maviyi sildik.
Kendi kendimizi öldürdük, katlettik.
‘İnsan’ diyorduk biz kendimize...
Siz ne diyorsunuz şimdi, bil(e)mem.
Ama lütfen bizim gibi olmayın!
Bu mektubu bulan dost...
‘Maya Takvimi’nin Sonu’ndan sonsuz selamlar, sevgiler...

İmza: Birisi