Geçmişle yüzleşmek

Erdinç Gündüz


Geçen günkü yazımda, kardeşlerini, oğullarını hatta annelerinin öldülmesini emreden Osmanlı Padişahlarından söz ederken “geçmişle yüzleşme” demiştim ya ? Bol bol  özel  ‘e-mail’ aldım yazdıklarımla ilgili olarak.  Belli ki, bazıları,  geçmişle yüzleşmekten rahatsız olmadı. Bazıları ise  hiç hoşlanmadı okuduklarından.  Hatta birkaç kişi, bunları yazmaktan amacımın (!) ne olduğunu bile sordu.
Yazdıklarımdan hoşlanmayarak bana kızanlara kızamıyorum doğrusu. Çünkü –demiştim ya- bu bir eğitim meselesi.  Yıllar boyunca kafalar neyle doldurulmuşsa çoğunluk tarafından onlar ‘gerçek’ kabul edildi hep.  ‘Gerçek’ olduğu enjekte edilenlerin yeniden araştırılması diye birşey  hiç olmadı  ne eğitimimiz ne de özel alışkanlıklarımız arasında.  Çünkü  ‘gerçek’le karşılaşmak,  hayal kırıklıkları yaratabileceği  gibi korkutucu da olabilirdi.   
Yakın tarihimizde  de uzak tarihimizde  de çoğunluğun bilmediklerimiz o kadar çok ki... Aslında  bilmediklerimiz bildiklerimizden daha çok.  Bunları öğrenmek isteyenlerin sayısı  da çok. Ama öte yanda, “Neden kaşıyorsun ?  Bırak olduğu gibi kalsın...” diyen de çok.
     ***
Araştırmacı yazar dostum Dr. Nazım Beratlı’nın kitaplarından birinde, Mağusa’nın Osmanlılar tarafından fethi sırasında,  -hani kendini çarkın ortasına atıveren-  ‘Cambulat’ diye bir ‘kahraman’ olmadığını,  nakletme sırasında mezarında kemik bile bulunamadığını okuduğumda çok şaşırmıştım.  Çünkü bize öyle öğretilmemişti.
Kıbrıslı Türklerin kökeni konusunda da beni tahrik edip, bu konuda da ne bulursam okumamı (hiç gocunmadan) sağlayan  da Dr.Beratlı dostum oldu.
Ama... Daha yakın tarihimizde, örneğin,
21 Aralık 1963 gecesine gelinceye kadar, hem Rum cephesinde hem Türk cephesinde neler olup bittiğini; 
Leymosun, Baf, Erenköy, Geçitkale çarpışmalarının nasıl ve neden başlayıp ne şekilde sonuçlandığını, bir Kıbrıslı Türk olarak,  gerçekten merak edilmediğine inanmıyorum ben.
TMT’nin, EOKA’nın, EOKA-B’nin içyüzünü, nasıl ve kimler tarafından kurulduğunu, perde önünde ve perde gerisinde neler olup bittiğini bilmek istemez mi insanlarımız ?
‘Vatan ve milletin çıkarları uğruna’  adı altında, kimlerin kimlerin hayatlarına son verdiğini, kimlerin oturduğu masanın arkasında ‘öldürün’ emri verdiğini öğrenmek istemez mi halkımız ?
1974’ün I’nci ve 2’nci harekatlarında neler olduğunu, hangi tarafın ne kadar kayıp verdiğini (sadece insan kaybı değil) öğrenmek istemiyor mu Türk halkı ?
Daha yakın tarihte, Anna Planı tarışmalarının devam ettİği sürede, hem Türk hem de Rum taraflarında, kapalı kapılar ardında neler olup bittiğini, oynanan oyunları hiç mi merak etmiyor mu Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum da ?
Benzeri çok soru var. Hiçbiri ama hiçbirinin düzgün ve doğru yanıtlarını resmi tarih kitaplarında bulmanız mümkün değil. Ama şu da bir gerçek :
Geçmişle yüzleşmeyi kabul etmiyorsanız, geleceğinizi sağlam temeller üzerine oturtmanız da mümkün değil.