Gavrulmuş gannavuriiii

Serhat İncirli

Can Yücel’in dediği noktada mıyız?
Ne demişti veya nasıl yazmıştı Can Yücel?

-*-*-

Bazen; hayat yorar insanı... 
Şarkılar yorar, 
Beklemek yorar,  
Özlemek yorar, 
Affetmek yorar, 
Hoş görmek yorar,  
Boş vermek bile yorar,  
Ve insan susar, 
Her şeye, herkese rağmen... 
Elinden gelen tek şeyi yapar; Bağıra bağıra susar…

-*-*-

Çok yorulduk!
Hatta bittik!
Bağıra bağıra sustuk!
Ya da susturulduk!

-*-*-

Haaaa mücadeleden vaz mı geçelim?
Bilemiyorum!
Vaz geçenler çok gibi görünüyor!

-*-*-

Ama yine de Özdemir Asaf’ın sözleri ya da dörtlüğü var aklımda!

-*-*-

Ne demişti Özdemir Asaf?

-*-*-

“Kaybedeceğini bile bile, / neden mücadele ediyorsun, dedi. / Öleceğini bile bile yaşadığını / Unutmuştu. O an bozmadım.”

-*-*-

Kaybettik mi?
Mücadeleden vaz mı geçelim gerçekten?
Vaz mı geçmek şart mı oldu?

-*-*-

Yoksa, “niye vazgeçelim ki; sonuçta ölüm da var! Hepimiz bir gün öleceksek…”

-*-*-

Hain miyiz?
Yoksa milliyetçi mi?

-*-*-

Mesela kim Türk milliyetçisidir?
Erdoğan’ın her dediğine “he” diyen mi?
Yoksa Erdoğan’ı “bilen” mi?

-*-*-

Hadeeee, nereden çıktı bu Erdoğan?

-*-*-

Neyse!

-*-*-

Yorulduk demiştik ya en başta!
Çok yorulduk hem de!

-*-*-

Yaş da dayanmış 60’a!
Düşündükçe daha bir üzülüyor insan!
Boşa geçen bir ömür!
“Federasyon da federasyon!”…

-*-*-

Seçimler!
“Başkaldırıyorumlar”la harcanan bir hayat!

-*-*-

Fıkra bu ya!
Evet Fıkra!

-*-*-

Erdoğan KKTC’ye gelmiş!
15 Kasım!
Konuşma yapıyor!

-*-*-

Erdoğan sert!
İki devletli çözüm!
Daha sert!
Alkışlar, alkışlar, alkışlar!

-*-*-

Bu arada bir Kıbrıslı seyyar satıcı, nereden geldiyse, nereden çıktıysa, “gavrulmuş gannavuriiii – gavrumuş gannavuriiii” diye bağırarak, protokolün karşısındaki tribünlerde oturanlara satmaya çalışıyor!

-*-*-

Tabii ki Erdoğan da adamı işitiyor!

-*-*-

Ancak, ne Erdoğan, ne de karşı tribündekiler “gavrulmuş gannavuri”nin ne olduğunu biliyor!

-*-*-

Dedik ya, fıkra, hemen kızmayın!
Gülün, ya da ağlayın!

-*-*-

Erdoğan kızıyor tabii ki!
Bakıyor, kimin “gavrulmuş gannavuriiii” diye bağırdığını göremiyor, ne denildiğini de bilmiyor, korumalar, polisler, askerler, protokol şaşkın!

-*-*-

Erdoğan hiddetleniyor; “… Kimin bu şekilde bağırdığını görürsem, onu Güney Kıbrıs’a kadar kovalarım” diyor! 

-*-*-

Türkiye’de olsa, gariban gannavurici “Silivri”de de, burası daha oraya gelmedi!

-*-*-

Neyse, Erdoğan’ın sözlerini televizyondan dinleyen üç beş yüz kadar Kıbrıslı, Göçmenköy’de bir birinden habersiz toplanıp, tören alanına doğru bağırarak yürüyüşe geçiyor; “gavrulmuş gannavuriiii…”

-*-*-

Fıkra bu kadar!
Bu fıkranın metodolojisi de yok!


Midilliyi bekleyelim mi beklemeyelim mi?

Ronald Reagan bir aktördü…
Sonra Amerika’ya başkan olmuştu…

-*-*-

Konuşmalarında bazı mesajları vermek için zaman zaman fıkra da anlatırdı… 

-*-*-

Anlattığı bir fıkra ya da hikaye özetle şöyleydi…

-*-*-

İki kardeş varmış. Biri aşırı iyimser (optimist), diğeri ise aşırı kötümsermiş (pesimist).

-*-*-

Çocukların babası bu sıkıntıyı aşmak için onlarca uzmana, psikiyatriste, psikoloğa baş vurmuş…

-*-*-

Bir gün bir uzman babaya şöyle bir öneri sunmuş:
“Pesimist olanı en sevdiği, en popüler oyuncaklarla dolu bir odaya koyalım, mutlu olsun, kesin düzelir… Optimist olanı da iyimserlikten vaz geçirmek için midilli (at) boku dolu bir odaya kapatalım, o da iyimserlikten vazgeçer” demiş…

-*-*-

Baba ikna olmuş…

-*-*-

Anneye de konuyu aktarmış, o da onaylamış… 

-*-*-

Ve denemeye karar vermişler…
Pesimist yani kötümser olanı oyuncaklarla dolu odaya kapatmışlar… 

-*-*-

Optimist yani iyimser olanı da boklu odaya…

-*-*-

Bir gün sonra kapıları açmışlar…

-*-*-

Kötümser olan bir köşede oturmuş, ağlıyor ve “… Bu oyuncaklar çok güzel ama bir gün biri gelecek ve hepsini benden alacak” diye söyleniyormuş!

-*-*-

İyimser olanın odaya girmişler; havalara sekiyor, dans ediyor, eğleniyor ve çok mutlu…
Baba sormuş; “bu iyimserlik, bu olumlu davranış niye oğlum?”…
Çocuk yanıtlamış: “Baba, midilli her an gelebilir, sessiz ol!”

-*-*-

Kıbrıs sorunu mu?
Bu sorun, gübre ile dolu bir oda!
Ve biz de çocuk değiliz!
Ama, yalnızca gübreye mi bakacağız, yoksa bir midilli aramayı da deneyecek miyiz?

-*-*-

Ortada bir midilli olup olmadığından emin olabilirsiniz!
Ancak asıl mesele, artık midilli beklemeyi tamamen bırakıp bırakmadığımızdır.

-*-*-

1963'ten beri olmadı. Artık hiç olmaz… Federasyon artık mümkün değil… İki devlet dışında seçenek yok… Rumlar kabul etmez… Rumlar bizi istemez… Rumlar bizi kesecek… Türkiye asla onaylamaz… Garantiler meselesi kesinlikle çözülmez… Mülkiyet sorununu nasıl çözeceksiniz? Asla olmaz! 

-*-*-

Bunları mı düşünelim yoksa midilliyi aramaya devam edelim mi?

-*-*-

Sevgili Tufan Hocam, midilli var mı – bekleyelim mi?