GARANTÖRLERE RAĞMEN

Sami Özuslu

Cenevre zirvesi son derece öğretici oldu.

Herkes gördü ki, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum liderler çözüm için samimiyetle çalışıyorlar.

Gerek Akıncı, gerekse Anastasiadis verdikleri sözleri tuttular ve harita teatisi gibi önemli bir aşamaya geçtiler.

Karşılıklı sundukları ve kasaya kilitlenen haritaları olduğu gibi kabul etmediler, müzakere etmek üzere itirazlarını BM’ye yazdılar.

Diğer önemli başlıkları görüşmeye, pürüzleri gidermeye çalıştılar.

Dönüşümlü Başkanlık’ta da uzlaşıya yakın bir aşamaya geldiler, ama son noktayı koymadılar.

Üstelik tüm bu kritik adımları, her iki taraftaki ‘her ne şekilde olursa olsun her türlü çözüme karşı’ unsurlarının çıkardığı gürültüye rağmen attılar.

Bu yüzden liderleri ve müzakere heyetlerini tebrik etmek gerekiyor.

BM Genel Sekreteri Guterres Anastasiadis ve Akıncı’ya ‘Oscar’ ödülünü layık gördü.

Oysa liderler sadece Oscar’ı değil, her türlü ödülü hak ediyorlar.

Nobel Barış Ödülü dahil…

*  *  *

Hak ediyorlar, çünkü sadece içerideki çözüm karşıtları değil, aynı zamanda ‘anavatan’ dediğimiz garantörlerin naz ve niyazlarına rağmen çözüm yolunda ilerlemeye devam ediyorlar.

Cenevre’nin öğrettiği ikinci gerçek budur.

Defalarca yazdım: Ankara ve Atina’nın ve de Londra’nın çıkarlarının birebir örtüşeceği, diğer uluslararası aktörlerin ve çıkar odaklarının da tatmin edileceği bir moment yakalamak neredeyse imkansız…

Ve hep bu yüzden liderlere “cesaretle yürüyün” çağrısı yaptım.

Cenevre’de Türkiye ya da Yunanistan’ın ‘mızıkçılık’ yapma ihtimali çok yüksekti. Nitekim öyle oldu. Kocias erteleme talep etti, Çavuşoğlu da bunu kabul etti.

Tahminim odur ki iki ülke Dışişleri Bakanları ‘danışıklı dövüş’ içindeydi. Önceden Cenevre’ye gideceği kendi Sözcüsü tarafından duyurulan Erdoğan’ın sonradan vazgeçmesi, Çipras’ın da ‘giderdim-gitmezdim’ şeklindeki demeçleri, Ankara ile Atina arasında henüz ‘halledilmemiş meseleler’ olduğunun işaretiydi.

Halledilmemiş meselelerin Kıbrıs’la ilgili olduğunu da sanmıyorum.

*  *  *

Kıbrıslı liderler İsviçre’de manzarayı çok net gördü.

Garantörler çözüme hazır değiller.

Ama ‘hazırmış’ gibi de görünmek zorundalar.

Masadan kalkamıyor, kaçan taraf pozisyonuna düşmeyi göze alamıyorlar.

Lakin çözümsüzlüğün devamı anlamına gelecek statükonun yıkılmasına da yanaşmıyorlar.

Hesapları nedir, kendileri biliyor. Biz bilmiyoruz.

Dolayısıyla Kıbrıs sorununda artık bir gerçeği fark etmenin zamanı geldi.

Hep ezberlediğimiz ‘taraflar’ kavramını gözden geçirmek lazım artık.

‘Türk tarafı’ ile ‘Rum-Yunan tarafı’ yok aslında…

Bir yanda ‘Kıbrıslılar’ var. Bu adada yaşayan ve çocuklarının da göçmeden yaşamasını isteyen…

Diğer yanda ise bu adada çıkarları olan ‘garantör devletler’ var.

Uluslararası bir sorun olan Kıbrıs sorunu çözümlenirken garantörlerin de çıkarlarını gözetmek gerekiyor, evet.

Ama öncelik bu adadaki insanların olmalı.

Cenevre’nin öğrettiklerinden sonra Akıncı ve Anastasiadis’in göstereceği liderlik ve cesaret çok daha büyük önem kazandı.

Garantörler Kıbrıslılarla birlikte çözüme ya yardımcı olacaklar, ya da garantörlere rağmen gelecek bu adaya barış!..