Felsefenin Başkentinden “Mizah” ve “Dayanışma” Üzerine Notlar

Niyazi Kızılyürek

 

23. Dünya Felsefe Kongresi Ağustos ayının başlarında Atina’da toplandı. Dünyanın her yerinden binlerce felsefeci ve ‘bilgelik-dostu’ Atina’ya üşüştü. Ana konusu “Araştırma ve Yaşam Tarzı Olarak Felsefe” olan kongrede Jürgen Habermas gibi büyük felsefecilerin yanı sıra, felsefe öğretmenleri, yazarlar, akademisyenler, öğrenciler ve meraklılar da yer aldı. Katılımcıların Atina’da bilgelik kuşu Minerva’ya rastlayıp rastlamadıkları bilinmez ama konferansın dolu dolu geçtiğine şüphe yoktur. Yüzlerce konuşmacı çeşitli konularda sunum yaparken, dünyanın dört bir yanından gelen izleyiciler de felsefe kongresine büyük ilgi gösterdiler. Konuşmacılar arasında “Felsefe ve Mizah” konusunda çalışan ve aynı başlık altında bir sunum yapan Lydia Amir de vardı. Amir, genellikle gülmenin spontan bir şey olduğunu düşündüğümüzü ama gerçekte bunun böyle olmadığını, çünkü eğitim sisteminin insanlara neye güleceklerini öğrettiğini belirttikten sonra, egemen değerlerle başa çıkmak istiyorsak, insanlara farklı biçimde gülmelerinin öğretilmesi gerektiğini vurguladı. “Toplum bize nelere güleceğimizi öğretiyor, felsefe de toplumun gülme anlayışını eleştiriyor” diyen Lydia Amir, günümüzde insanların şaka ve fıkrayla güldüğünü, bunda Amerika televizyonlarının komik dizilerinin de etkisi olduğunu, oysa bu dizilerde esprilerin çok mekanik olduğunu ve neye güleceğimizi adeta bize önceden işaret ettiklerini belirtti. İnsan yaşamında mizahın çok önemli olduğuna, karşılaştığımız zorluklar ve iç çelişkilerimiz karşısında espri yaparak gülmenin hayatı daha fazla katlanabilir kıldığına inanan Amir, mizahın trajik durumları komikleştirebileceğini ve biraz geri çekilerek daha sakin düşünmemize imkân tanıdığını ifade etti. Fakat insanın bunu yapabilmesi için “gülünç biri” olduğunu kabullenip benimsemesi gerekiyor. Amir, ancak “gülünç biri” olduğunu anlayan insanın gülünç olmaktan kurtulacağını ileri sürerek, felsefe tarihinde büyük düşünürlerin mizahla yakından ilgilendiklerini anlattı. Örneğin Platon iki farklı mizah anlayışından söz eder ve Aristofanes’in komedyalarında rastladığımız mizahla, düpedüz gülünç olan arasında ayırım yapar. Platon’da gülünç olan, kendini tanımayan, kendi hakkında bilgi sahibi olmayan, kendi üzerinde düşünmeyen kişidir. Yani, gerçekte gülünç kişi, kendini tanımayan kişidir. Amir, bu noktada bir hatırlatma yaparak bir noktanın altını çizdi: “Sokrates çağdaşları tarafından alay ediliyordu ama o topluma gülüyordu.”
Felsefe Kongresinin ‘Onur Oturumunda’ konuşan yaşayan en büyük düşünürlerden Jürgen Habermas’ın konuşmasında fazla bir ‘espri’ yoktu belki ama sarsıcı değerlendirmeler vardı. Habermas, “Kozmopolitlik” olarak belirlediği konuşma konusunu ağırlıkla Avrupa Birliği’nin yaşadığı krize ve krizden çıkış yollarına ayırdı. Habermas, uluslararası düzeyde iktidar icra eden yapıların demokratik meşruiyetten yoksun olduklarını, bu yüzden de uluslararası hukukun ‘anayasallaştırılması’ gerektiği üzerinde durdu ve bunun zorluklarına değinirken, Avrupa Birliği’nin yaşadığı krizi örnek verdi. Yurttaşların ulus-ötesi kurumların işleyişine katılımlarının devletlerarası işbirliğinin çok gerisinde kaldığını belirten Habermas, bunun meşruiyet sorunu yarattığını belirtti. Habermas, ulus-ötesi iktidar odaklarının demokratik meşruiyetten yoksun olduğu sürece sık sık teknokratik yönetimlerle karşı karıya kalacağımızı, fakat ulus-ötesi demokrasiye geçmenin de hiç kolay olmadığını söyledi. Habermas, Avrupa Birliği’nin yaşadığı krizin bu zorluğa iyi bir örnek teşkil ettiğini belirterek, krizden çıkmak için işbirliği ve dayanışmaya gerek duyulduğunu, bunun ise ancak “daha fazla demokrasi” ve “daha fazla Avrupa” ile mümkün olabileceğini belirtti. Dayanışmanın, uzak bir akrabamıza uzatılan yardım eli gibi ahlaki bir yükümlülüğe veya yasal bir zorunluluğa değil, siyasi bir çerçeveye ve hukuksal temellere oturtulması gerektiğini, bunun ise ancak daha fazla Avrupa ile mümkün olabileceğini ileri sürdü. “Dayanışma, siyasi bir eylemdir” diyen Habermas, Avrupa’da siyasi partilerin ya popülizm yüzünden ya da korktuklarından dayanışma şiarını ön plana çıkarmadıklarını belirtti ve Avrupalı yurttaşlara bir çağırıda bulunarak siyasi birlik için daha fazla gayret sarf etmelerini istedi. Siyasi birlik, ekonomik güç odaklarının üstünde siyasi denetim kurabilmek ve piyasa ile siyaset arasında demokratik bir denge oluşturabilmek için de yaşamsal öneme sahiptir.
Başka meziyetlerinin yanında mütevazılığı ile de bilgeliğini sergileyen Habermas, tıklım tıklım dolu olan salona son sözlerini söylemeden önce oturum başkanına dönerek, “konuşmamı bitirmek için daha ne kadar vaktim var” diye sordu…