Shakespeare Romeo ve Juliet adlı oyununda şöyle der:
“Adın ne değeri var?
Şu gülün adı değişse bile
Kokmaz mı aynı güzellikte...”
Eğer şair veya edipseniz ve söz konusu gül ise, bu türden mısralar dizebilirsiniz elbette.
Fakat, işiniz siyasetse ve devlet modelleri hakkında konuşuyorsanız, “adın bir önemi yok, önemli olan içeriktir” diyemezsiniz!
Çünkü, üniter devlet, federal devlet ve devletler birliği olan konfederasyon, birbirlerinden çok farklıdırlar ve çok farklı “kokarlar.”
Ret Cephesi: “Adın bir Değeri Yok, Önemli Olan İçeriktir!”
Kıbrıs Rum toplumunda federal çözüme karşı çıkan ama bunu açıkça söylemeye cesaret edemeyen bütün siyasi güçler -bunlara genel olarak ‘Ret Cephesi’ deniyor- yıllardan beridir “çözümün adı önemli değil, önemli olan içeriktir” deyip duruyorlar.
Bazıları “federasyona evet ama doğru içerikle” diyor. Örneğin DİKO, Tassos Papadopullos’un izinden giderek bunu söylüyor.
Diğer federal çözüm karşıtları da “önemli olan içeriktir” diyor.
Onlara, “iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı federasyon konusunda ne düşünüyorsunuz” diye sorulduğunda, her zaman aynı yanıtı verirler: “İsim önemli değil, önemli olan içeriktir!”
Ve tabii bunun ne anlama geldiğini herkes biliyor! Bu türden bir yanıt, “federasyona hayır” demenin dolaylı bir yoludur.
Söz konusu Federal Devlet ise, Adın Değeri Vardır!
Kavramlar içerikleriyle birlikte anılırlar. Federal devlet nasıl tanımlanırsa tanımlansın, bir adı ve asgari müşterekler ve temel prensiplerden oluşan somut bir içeriği vardır.
Ne üniter devlettir ne de konfederasyon!
Eğer adını açık açık söyleyemezseniz, içeriğine de sahip çıkamazsınız.
Nitekim, Kıbrıs’ın güneyinde “Ret Cephesi” federasyonun içeriğine karşı olduğu için “adın önemi yok, önemli olan içeriktir!” diyor.
“İsteyen Federasyon, İsteyen Konfederasyon Desin”-miş!
Bazıları da son zamanların moda deyişiyle, “bir çözüm yapalım, isteyen adını federasyon, isteyen de konfederasyon koysun” diyor!
Bu olsa olsa bir sofizm olabilir!
Çünkü, federal devleti istediğiniz kadar gevşek bir yapı üzerine kurun, yani, federal hükümete bırakılacak yetkileri sınırlayın ve geri kalan bütün yetkileri oluşturucu devletlere bırakın, Kıbrıs bağlamında yine de iki temel ilkeyi dikkate almak zorunluğundan kurtulamazsınız:
-Siyasi eşitlik ve toplumların yönetime etkin katılımı.
-Egemen eşitliğin dışlanması!
Bu ilkeler uzun müzakerelerden sonra oluşan Çözüm-Müktesebatının temel taşlarıdır. Bütün BM kararlarında değişmeyen temel ilkelerdir. Bu taşları yerinden oynatmak mümkün değildir!
Rum olsun, Türk olsun, bütün Federasyon karşıtları yıllardan beri bu taşları yerinden oynatmak için uğraşmışlardır. Fakat, başardıkları tek şey, Kıbrıs’ı çözümsüzlüğe mahkum etmek olmuştur.
Çözümsüzlüğe son vermek ve “Kıbrıs Açmazından” çıkış yolu bulmak istiyorsak, yapılması gereken şey, “burnumuzu hassaslaştırıp” Federasyonun “kokusunu almaktır”:
-Kıbrıslı Türkler bakanlar kurulunda yer alacak ve Kıbrıslı Türk bakanlardan en az birinin onayı olmadan hiçbir karar alınamayacak!
-Oluşturucu devletlerin yetkileri ne kadar çok olursa olsun, “egemen eşitlik” söz konusu olmayacak!
Kısacası, ne siyasi eşitliğin inkar edilmesi mümkündür, ne de eşit egemenliğin kabulü!
Ve açıktır ki, siyasi eşitliğin kabul edildiği ve egemen eşitliğin dışlandığı bir devlet yapısı, buram buram “federasyon kokar!”