Fayyum’un izini sürerken “Unutulmamak”

Serkan Soyalan

   Çalışmalarını büyük bir keyifle takip ettiğim Luna Tülay Okan’ın, Lefkoşa’da açtığı Luna Tülay Art Home sanatsal üretimlerini sanatseverlerle buluşturmaya başladı.

   Luna Tülay Art Home’da almış olduğu eğitimle, eserler vermeye başlayan Gaye Azizoğlu’nun ilk kişisel sergisi de bu kapsamda sanatseverlerle buluşacak.

   Küratörlüğünü Luna Tülay Okan’ın yaptığı; Gaye Azizoğlu'nun ilk kişisel sergisi "Unutulmamak" 29 Mart 2024 tarihinde Rüstem Kitabevi Sanat Galerisi’nde olacak.

   Sergi ile ilgili bir tanıtım yazısı kaleme alan Okan, “Unutulmamak”ı şu satırlarla anlattı:

   Geçmişten bu güne hiç değişmeyen tek bir istek vardı El Fayyum portrelerinin derin bakışlarında… Sadece duymak isteyenlerin duyabileceği bir fısıltı gibi… Yıllar geçse de üstünden yeniden duyulmak yeniden görülmek, yeniden, yorumlanmak isteyen… ‘Unutulmamak’

   Mısırlılar, öldükten sonra ruhun yaşadığına ve o ruhun kendi vücudunu aradığına inandıklarından, mumya yapımına önem vermişlerdir. Ve mumyaladıkları kıdemli insanların yüzlerine kişiyi tanımlayan masklar yapmışlardır.

   Mısır topraklarında var olan bu gelenek üzerine gelen Grek ve Roma kültürü inançlarının harmanlanması ile oluşan karakteristik bir portre dili olmuştur Fayyum portreleri. Milat’tan önce bir ve üç yılları arasında yapılmış olan portreler El Fayyum bölgesinin yeraltı mezarlıklarından çıkarılmışlardır. Ve gün yüzüne çıkarıldıkları, bilinmeye başlandıkları 19’uncu yüzyıldan itibaren sanat tarihi, portre ressamlığında önemli bir yer edinmişlerdir.

   Delici bakışlarla kendilerine bakan izleyiciye; yaşamın geçiciliğini, ölümün farkındalığını anlatmak ister gibidirler.

   Fayyum portrelerinden, kendi duygularına uzanan bağı yakalayan Gaye Azizoğlu’nun pastel boya tekniği ile yaptığı röprodüksiyonlarından ilerleyerek kişisel yorumlarına evrildiği portreleri yeni versiyon ikon resimleri gibidir. İçimizdeki ölümlülere saygı duruşu yapan sergiye tüm sanatseverler davetlidir.”


Girne Kalesi

   Havanın güzel olmasını fırsat bilerek, yurt dışından gelen konuklarımla birlikte rotamızı Girne Kalesi’ne çevirdik. Kalabalık Alman turist kafilesi ile birlikte, bizler de giriş yaptık tarihi kaleye ve hiç acele etmeden, yavaş yavaş, tüm ince detaylarını inceleye inceleye, zaman tünelinde gerilere bir yolculuk içinde gezdik 7’nci yüzyıldan günümüze kadar dimdik ayakta duran bu kaleyi. Hem de çantamda yanımda götürdüğüm Girne Kalesi ile ilgili notlarımı ara sıra çıkarıp okuya okuya, o günleri kafamda canlandıra canlandıra.

   Kaleye giriş yaptığımız köprü, bizleri kaleyi çevreleyen hendek üzerinden kaleye ulaştırdı. Kayıtlar, 1400’lü yıllara kadar bu hendeğin içinin sularla dolu olduğunu söylüyor bize.

***

   Bizanslılar, Girne Kalesi’ni Kıbrıs üzerine yoğunlaşan Arap-İslam akınlarına karşı inşa etmişler. Bilindiği üzere Kıbrıs adasına denizden ilk Arap hücumu Osman bin Affan hala halife iken Şam'da vali olan Muaviye'nin isteğiyle 649’da olmuştu. Bu seferde Araplar, Bizans İmparatorluğu'nun Kıbrıs valisinin merkezi olan Mağusa'nın 3 kilometre kuzeyindeki Salamis-Konstantia'yı kısa süren bir kuşatma sonucu ellerine geçirdiler, sonrasında da belirli bir tazminat ödendikten sonra, adadan çekildiler.

***

   Yine kaleye dönecek olursak, dikdörtgen bir plana sahip olan Girne Kalesi’nin kesin inşa tarihi bilinmese de, temel kalıntıları 7’nci yüzyılda yapıldığını işaret etmektedir.

   Kaleye Lüzinyanlar döneminde ilaveler yapılmış, Venedik döneminde son şeklini almıştır.

   Kalenin büyük bir kısmı 1208-1211 yılları arasında Kral John Dibelin tarafından yaptırılmış. Bu restorasyon çalışmaları 1373 yılındaki Cenevizliler kuşatması ile ara bulmuş, daha sonra yeniden devam etmiştir. Girne Kalesi, Lüzinyan krallarının barış zamanlarında dinlenme, savaş zamanlarında da sığınma yeri olmuştur.

   İç bahçede oturmuş, kahvelerimizi yudumlarken bu bahçeden kimlerin gelip geçtiğini düşündüm. Nice zaferler burada kutlanırken, zindanlardan ne feryatlar yükselmiştir kim bilir?

***

   1373 yılında yaşanan Ceneviz akınlarında büyük zarar gören kale, 1489 yılında Venediklilerin eline geçince savunma planlarına uygun olarak önemli değişikliklere uğradı. Kale yapılırken o dönemin savunma taktikleri, zırhlı şövalye ve okçulara göre düşünüldüğünden, 1489'dan sonra kaleyi kontrole alan Venedikliler, Osmanlı topçu saldırılarını göz önüne alarak yeniden Kuzeybatı ve güneydoğu kulelerini eklemeler yapılmış, Osmanlılar döneminde tekrar değişiklikler yapılıp restore edilmiştir.

***

   1570 yılında kale direniş göstermeden Osmanlıların eline geçmiş ve yaklaşık üç asır boyunca da Osmanlıların elinde kalmış. Direniş gösterilmemesi, kalenin bütünlüğünü koruyarak günümüze kadar ulaşmasını sağlamıştır.

   İngiliz Sömürge İdaresi döneminde, yani 1878-1960 yılları arasında ise kale, Polis Okulu ve hapishane olarak kullanılmış, polis adaylarını ve mahkûmları ağırlamıştır. Girne Kalesi’nde yatan mahkûmlar üzerine de bir makale çalışması yazılabilir. O günlere dair ilginç anılar derlenebilir.

***

   Girne Kalesi’nin dikkat çeken yerleri arasında 1100'lü yıllarda yapıldığı düşünülen bir Bizans kilisesi olan St. George Kilisesi de bulunmakta…

***

   Dolu dolu bir gezi olduğunu söylemeliyim Girne Kalesi gezimizin. Tarihimize ışık tutan nice görkemli yapı, yakınımızda dururken, ne kadar da az ziyaret ediyor, kafamızı kaldırıp da onlara bir göz gezdiriyoruz. Ne yazık ki, elimizdekinin kıymetini bilmiyoruz. Bunu bir kez daha Girne Kalesi’ni ziyaret ederken anladım.

   Bugünkü yazımızda Girne Kalesi’nin tarihine değindik. Bir başka yazımızda kale ile ilgili izlenimlerimi de sizlerle paylaşacağım.


Batık Gemi Müzesi

   Girne Kalesi’nden bahsedip de Batık Gemi’ye değinmeyeceğimizi sanmayın.

   Kale içinde sergilenen "Batık Gemi Müzesi" de görülmeye değer.

   Araştırmalar, 1967’de balçığa gömülü olarak bulunan geminin, 80 yıl hizmet verdikten sonra milattan önce 300'lü yıllarda açık denizde yakalandığı fırtına sonucu Girne Limanı açıklarında battığını ortaya koyuyor. Dünyanın en eski batık gemilerinden birinin çıkarılma öyküsünün fotoğrafları da sergileniyor, bir başka odada ise özel bir havalandırma sistemiyle korunan gemi bulunuyor.

   Geminin belli bölümleri kayın ve meşe ağacından materyal olarak faydalanılmış.

   Demir atmak için kullanılan taş çapa ise, İstanköy'den gelme. Bu buluntular ışığında geminin Suriye ile On İki Ada arasında kullanılmış olabileceği ve Anadolu kıyıları boyunca yelken açtığı tahmin edilmekte.

   Batık içerisinde bulunan MÖ 316 - 294 tarihli sikkeler geminin MÖ 300 yılı civarında battığını, batık ile birlikte bulunan mızrak parçaları geminin bir çeşit korsan saldırısı neticesinde battığını düşündürtmektedir.

   Mutlaka görülmeli…