“Evrim Teorisi” Yok, Peki Neler Var?

Salih Sarpten

 

Ülkemizde son günler eğitim gündeminin konusu Türkiye eğitiminin yeni müfredatlarından ‘Evrim Teorisi’ni çıkartması oldu… Aslında bu durum yeni bir şey değil. Ancak etkileri ülkemize yeni yeni ulaştığı için biz bu sorunla yeni karşılaştık.

Bu durumun ilk adımları 4 Aralık 2014 yılında gerçekleştirilen ve Türkiye eğitiminin nasıl olması gerektiğini belirleyen 19. Milli Eğitim Şurası’nda atıldı. Şuraya katılma fırsatı elde eden birisi olarak, yine bu sayfalarda yayımlanan Türkiye Eğitiminde Akıl Tutulması (8 Aralık 2014), Türkiye Eğitiminde Yeni Bir Akıl Tutulması Daha (26 Ekim 2015) ve Türkiye’nin Yeni Müfredatında “Evrim Teorisi” Yok (26 Haziran 2017) adlı yazılarım tam da bu konuyu irdelemekteydi… Bugün yeniden gündem olduğuna göre yeniden değerlendirmekte fayda var diye düşünüyorum…

Öncelikle bahsettim şura kararlarına bir bakalım: Şurada yaşanan tartışmalar ve alınan kararlar Türkiye Cumhuriyeti eğitiminde “akıl tutulması” yaşanıyor yorumlarını haklı çıkarır türdeydi… İşte tartışma yaratan o kararlar;

  • Okul öncesinde din odaklı bir değerler eğitimi verilmesi…
  • Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin ilkokul 1, 2 ve 3’üncü sınıflarda da zorunlu olarak okutulması…
  • Ortaokulda hafızlık eğitimi almak isteyen öğrenciler için eğitimlerine 2 yıl süre ile ara verme hakkı verilmesi…
  • “Osmanlı Türkçesi” dersinin liselerde seçmeli, Anadolu İmam Hatip Liselerinde zorunlu dersler arasında olması…
  • Liselerde bir saat olan zorunlu din dersinin iki saate çıkarılması…
  • Otelcilik ve turizm meslek liselerinde “alkollü içki ve kokteyl hazırlama" dersinin kaldırılması…

İşte bu anlayış “Evrim Teorisini” müfredattan çıkartılmasına neden olan anlayıştır. Üstelik bunun ortaya atılan gerekçe tam anlamıyla şaşkınlık yarattı. Daha farklı bir ifadeyle söyleyecek olursak Türkiye Eğitim Sistemindeki Biyoloji derslerinde “Hayatın Başlangıcı ve Evrim” adlı ünite artık olmayacak. Dahası bunun nedeni olarak yapılan açıklamada; “öğrencilerin henüz kavrayabilecek bilimsel arka plana ve evrim konusuyla ilgili tartışmaları yürütebilecek öncülere sahip olmamaları” gösterildi. Özrü kabahatinden büyük bir açıklama…  Oysa aynı anlayış; hazırlanan yeni öğretim programlarında (müfredat), çocukların hiçbir şekilde açıklayamadığı ve içselleştiremediği, dini değerlere ait soyut kavram ve öğretiler, eğitim bilimi ilkelerinde yeri olmayan yaklaşımlarla ilkokul, hatta okul öncesi çağına indirilmiş durumdadır... Hal böyle iken  “öğrenciler, evrim teorisini anlayacak önkoşul bilgilere sahip değil” gerekçesi ile evrim teorisini müfredattan çıkartmak en hafif ifadeyle bir bahaneden üstelik kötü bir bahaneden öteye gidememiştir.

Türkiye Eğitim Sistemine entegre edilmeye çalışan bu yeni müfredata yönelik eğitim bilimi araştırmalarına göz atıldığında üç temel bulguya rastlamak mümkün:

  1. Hazırlanan öğretim programları, büyük ölçüde dinsel (İslamcı-Sünni vurgu), milliyetçi (Türklük vurgusu), cinsiyetçi (erkeğe vurgu) içerik ve zihinsel tasarımlar içeriyor.
  2. Değerler eğitimi yapılacak anlayışı ile beceriler arka plana itiliyor.
  3. Değerler anlayışı ‘milli ve manevi’ değerler üzerine yoğunlaşıyor. Evrensel değerlerin ölçüt olarak kullanımı azaltılıyor.

Şüphesiz Türkiye’nin eğitim politikaları ve içeriği belirlenirken, siyasi iktidarın açık ya da örtük olarak sahip olduğu amaç ve hedefler baskın oluyor. Bu durum kaçınılmaz. Ancak bir ülkenin gelişmesi, o ülke halkının kişisel ve toplumsal gelişmesine bağlıdır. İşte tam da bu nedenle;  eğitim, rast gelelikten uzak, ciddî plânlama ve programlamayı gerektiren bir iştir. Eğitim sistemi özgür ve düşünen insanı yetiştirecek ideal eğitim anlayışına sahip olmalıdır. Her şey bir yana eğitim; iyi insanı, çağın özelliklerini taşıyan insan yetiştirmek üzerine kurgulanmalıdır.

Türkiye eğitimi için hazırlanan bu öğretim programları (müfredat) Türkiye’nin geleceğe yönelik adımları hakkında oldukça güçlü ipuçları vermektedir. Ancak bizim için esas olan Türkiye eğitimindeki bu gidişin Kıbrıs Türk eğitimine yansımalarının nasıl olacağıdır…

İşte bu olgu; kendi eğitim sistemimizi, eğitim bilimi ilkelerinden taviz vermeden kendi değerlerimizle oluşturmamızı zorunlu kılmaktadır. Bunun için de yapılması gereken, kendi müfredatımızı ve ders kitaplarımızı kendimizin oluşturması anlayışını ısrarla sürdürmek olmalıdır. Bugün için, bu anlamda ortaya konan uygulamalar hatalar içeriyor ya da eleştiri alıyor olabilir. İşte tam bu noktada yapılması gereken, bu eleştirileri dikkate alarak, hatalardan arınmayı başarabilmektir.

Çünkü Türkiye eğitiminde yaşanan akıl tutulmalarından kendimizi korumanın en önemli unsuru; eğitim sistemi içeriklerimizi Türkiye’den transfer etmekten vazgeçmek, her şeye rağmen kendi müfredatımızı, kendimizin oluşturmasıdır. Aksi durumda bu bilinmez yolculuğa bizim de sürüklenmemiz hiçten bile değildir…


Biliyor muydunuz?                                                

Eğitime En Çok Para Ayıranlar Belli Oldu

HSBC, 15 ülkede toplamda 9 bin ailenin ilkokuldan üniversiteye yaptığı harcamaları inceledi. Tahmin edeceğiniz üzere incelenen ülkeler arasında Kuzey Kıbrıs yok. Ancak ortaya çıkan rakamlara göre bu anlamdaki yerimizi belirlemek çok zor olmasa gerek diye düşünüyorum.

Çalışmaya göre Hong Kong 132 bin 161 dolarla ilk sırada yer alırken, son sıraya 16 bin 708 dolarla Fransa yerleşti. Bazı ailelerin 200 bin dolara varan harcamalar yaptığı belirlenirken, anne-babaların yüzde 87’sinin çocuklarının eğitimine maddi olarak destek olduğu belirlendi. Raporda ayrıca ailelerin yüzde 82’sinin çocuklarının başarısı için kendilerini feda etmeye hazır olduğu da görüldü. Günlük olarak çocuklarının eğitimi için birikim yapanların oranı ise yüzde 74 oldu.


Aklınızda Bulunsun

Türkiye Eğitimde “Sıfır” Çekti

OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü), 35 üye ülkede bölgesel refah endeksini yayınladı. Buna göre, Türkiye eğitimde refah sıralamasında 10 üzerinden 0 puanla Meksika ile birlikte son sırada yer aldı.

OECD’nin ‘İyi Yaşam Endeksi’ girişimi kapsamında hazırladığı ‘Bölgesel Refah Endeksi’nde 35 ülke; eğitim, iş, gelir, güvenlik, sağlık, çevre, sivil katılım, teknolojiye ulaşım, barınma, topluluk ve hayat tatmin düzeylerine göre 11 alanda değerlendirdi.

Endekste en yüksek oranlara sahip ülkelere 10, en düşüklere ise 0’a yakın puan verildi. Türkiye, ortaöğretim ve üstü derecelerden mezun olanların işgücüne katılım oranlarına göre belirlenen eğitim refahı kriterinde 0 puan aldı. Tahmin edeceğiniz gibi Kuzey Kıbrıs bu endekste de yok. Ancak belirlenen kriter kapsamında sizin değerlendirmenize göre acaba Kuzey Kıbrıs’a kaç puan veririsiniz! 

Tam puan alanlar Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Slovakya oldu. Bu ülkelerde ortaöğretim ve üstü mezunların işgücüne katılım oranı yüzde 90’ın üzerine çıktı. Zirvedeki üç ülkeyi Estonya, ABD ve Kanada takip etti.