Evren Cuntası'nın Kıbrıs günahları

Sami Özuslu

 

Kenan Evren öldü.
Ardından 'rahmet'ten çok 'lanet' okundu.
Cenazesinde imam "Nasıl bilirdiniz?" diye soracak da, kaç kişi içtenlikle "İyi bilirdik" diyecek?
Ne ektiyse yaşarken, tarihte yerini öyle almalı insan...
Hak ettiği bir yere oturtulmalı, iyi bilinmeli geride ne bıraktığı, öylece anılmalı...
Yoksa herkes doğar, bir süre yaşar ve ölür.
Ölenin arkasından konuşmak, yazmak doğru sayılmaz genelde...
Ama faşistlerin, insanlık düşmanlarının arkasından susmak, geçmişe de geleceğe de saygısızlık olur, onların kahrını çeken nesillere haksızlık olur.
Hitler, Musollini, Pinochet ve benzerleri nasıl hak ediyorlarsa lanetlenmeyi, Kenan Evren ve Cunta'sı da hak ediyor, fazlasıyla!..

***

1980 darbesi 'soğuk savaş'ın mahsulüydü, buna şüphe yok.
Tıpkı Kıbrıs sorunu gibi...
İki kutuplu dünyada bölgenin ipleri elinden kaçmasın diye emperyalistlerin senaryoları bitmedi, tükenmedi.
Kenan Evren sahneye çıktığında Türkiye'de sol birkaç kez darbelerle ezilmesine karşın hala önemli bir güçtü. 1970'lerin başında Deniz'lerin asılmasıyla 'korku imparatorluğu' ülkenin bütününe çökmüştü, ancak sendikal anlamda solun hala önemli etkisi vardı.
Terör ortamına sürüklenirken siyasal istikrarsızlık ve ekonomik bunalımlar darbe koşullarının altyapısını hazırlama operasyonuydu sadece...
O dönemi anlatan MİT'çi ve diğer istihbaratçıların anıları, Türkiye'de bilerek isteyerek, yani taammüden bir 'darbe ortamı' yaratıldığının acı kanıtlarıdır.
Sonra bir gece yarısı TV ekranında beliren Evren ve komuta heyetinin "Ordu yönetime el koymuştur" açıklaması, peşi sıra tutuklamalar, idamlar, sürgünler, yasaklar, işkenceler, yargısız infazlar...
Türkiye halklarının kaderi değiştirildi 12 Eylül 1980'de...
Ve Kıbrıslıların da!..

***

Ne de olsa "Türkiye nezle olunca Kıbrıs zatürree olur" hep...
12 Eylül'de Türkiye bırakın nezleyi, çok ağır bir kaza sonrası 'koma'ya girdi. Tedavisi çok ama çok uzun yıllar alacak, belki de tam tedavisi mümkün olmayan, olamayacak kadar ağır bir koma hali...
Ve haliyle Kıbrıs da bu 'kaza'dan payını aldı.
12 Eylül'e sürüklenen Türkiye'de altı Kıbrıslı Türk öğrenci katledildi.
Darbe sırasında ve sonrasında onlarca Kıbrıslı Türk genci tutuklandı, hapse girdi, işkence gördü, yargılandı.
Çok sayıda Kıbrıslı Türk öğrenimini yarıda bıraktı, kimileri Kıbrıs'a döndü, kimileri 'tutuklanma' kaygısıyla kaçak yollardan başka ülkelere gitti.
O dönemin birçok genci ve elbette onların aileleri için yaşamın yönü değişti.

***

12 Eylül'ün Kıbrıs'a etkileri bunlarla sınırlı kalmadı tabii...
Cunta yönetimi, yıllar sürecek devr-i iktidarlarında Kıbrıs'ı da 'derin devlet' marifetiyle yönetti. 1950'lerden itibaren 'Özel Harp Dairesi'nin cirit oynattığı Kıbrıs'ta artık her tür 'demokrasi ve hukuk dışı' idare yöntemi varsa hepsi gerektiğinde uygulandı.
1981 seçimlerinde Karpaz sandıklarında ne olduğunu öğrenemedik mesela...
Muhalefet partileri hükümet kuracak çoğunluğa erişmesine rağmen yaşanan istifaların nedeni ve kimlerin müdahale ettiğini bilemedik.
KKTC'nin kuruluşunun açıklanacağı gece elçilikte yapılan toplantı 'karanlık bir nokta' olarak kaldı tarihimizde...
Özker Özgür'ün önce pasaportuna, sonra mal varlığına el konuldu.
1990 başta olmak üzere bütün seçimlere müdahil oldu 'derin devlet'...
Türk İntikam Tugayı (TİT) ve benzeri paramiliter örgütler korku salmaya çalıştı, kapı altlarından attıkları bildirilerle...
Yığınla sınır provokasyonu, gerginlik, haksız suçlama, ötekileştirme, psikolojik harp örneği sahneye konuldu bu topraklarda...
1996'da Kutlu Adalı katledildi, 2004'te İnönü Meydanı'nda onbinlerce insanın canına kastedildi, C-4 türü bombalarla...
Hepsi ve daha fazlası hep Evren ve Cuntası'nın doğrudan yahut dolaylı yansımalarıydı Kıbrıs'a, Kıbrıslılara...
Türkiye halklarıyla beraber Kıbrıslıların da kaderiyle oynadı Kenan Evren, cuntası ve buradaki işbirlikçileriyle!..
Ve onlar da oturuyor hak ettikleri yerde, tarihte...