“Evin terasında toplanıp fotoğraf çektirmiştik...”

Sevgül Uludağ

Mitsos Marangoz’un evini ve kütüphanesini 1970’li yıllarda, Kıbrıslı kütüphanecilerle birlikte ziyaret eden Anne Slack, hatıralarını paylaştı...

Sosyal medyadan arkadaşımız olan, İngiltere’den Anne Slack, Mitsos Marangoz’un “kayıp” kütüphanesiyle ilgili yazılarımızı gördükten sonra, bu eve ziyaretini hatırlayarak evin terasında çektiği bir fotoğrafı bize gönderdi. Biz de ondan, bu ziyaretle ilgili neler hatırladığını kaleme almasını istedi. Anne Slack, bizi kırmayarak hatıraladıklarını yazarak bize gönderdi, biz de okurlarımız için yazdıklarını Türkçeleştirdik. Anne Slack arkadaşımıza bu güzel jesti için çok teşekkür ediyoruz... Bize ayrıca, o terasta çekilmiş üç de fotoğraf gönderdi...

Anne Slack şöyle yazdı:

“Sevgili Sevgül,

O günlerde Ealing Teknik Koleji’nde öğrenimimi tamamlamıştım... Londra’da olan bu kolej şimdilerde Thames Valley Üniversitesi’ne dönüşmüştür... O günlerde babam benim Kıbrıs’a ziyaret yapmamın iyi bir fikir olduğunu düşünmüştü...

Babam bir Kıbrıslırum’du, 1920 yılında Kumyalı (Koma tu Yialu) köyünde dünyaya glemişti... 1938 yılında İngiltere’ye gitmiş ve Kraliyet Topçu Birlikleri’nde hizmet etmişti... 1947 yılında Kıbrıs’a kısa süreliğine evlenmek üzere geri gelmiş ve sonra yeniden 1948 yılında eşiyle birlikte Birleşik Krallık’a geri dönmüştü...

Annem savaştan sonra Burma’dan geri dönen bir askerle evlenmişti... Fakat annemin her iki evliliği de yürümedi ve her ikisi de boşanmayla sonuçlandı. Ben 1946 yılında doğmuştum... Kıbrıslırum babam ki ben ona her zaman baba dedim, annemin yaşadığı evin bitişiğindeki lokantada çalışmaktaydı. Tanışmışlar ve 1951 yılında evlenmişlerdi... Hatta ilk dışarı çıkacakları zaman ben de onlara eşlik etmiştim! Babam beni 1958/59 yıllarında kendi nüfusuna geçirmişti ve ben aynı zamanda Anne Lysandridis olarak da bilinmekteyim...

Ealing Teknik Koleji’ne devam ederken, benimle aynı dönemde aynı kolejde eğitim görmekte olan Savvas Petridis’le tanışmıştım... Kıbrıs’a geri döndükten sonra da mektuplaşmaya devam etmiştik ve ben Kıbrıs’a gidince, onunla yeniden buluşmuştuk... Bay Marangoz’un evine davet edilmiş olan Kıbrıslı kütüphanecilerle birlikte ben de bu ziyarete katılmak üzere davet almıştım ve hep birlikte bu evin terasında toplanarak fotoğraf çektirmiştik... O günle ilgili fazla bir şey hatırlamıyorum – Marangoz’un terasında çektirdiğimiz resimlerin orijinalleri 1974 savaşından sonra Savvas’a gönderilmişti... Annem öldükten sonra evi temizlerken, tamamen tesadüf sonucu o gün çektirmiş olduğumuz fotoğrafların negatif filmlerini bulmuştum...

Bu evde yemek yemek ve yüzmek üzere tekrar davet aldığımı hatırlıyorum, daha sonra da Kıbrıs’a tatile giden patronumun Bay Marangoz ile tanışmasını da organize etmiştim... Marangoz ailesiyle tanıştıktan sonraki Noel’de onlardan harika bir Noel kartı almıştım...

1979 yılında Kıbrıs’a tatil yapmak üzere geri gitmiştim ve Larnaka’da kalmıştım. 2002 yılına kadar da Kıbrıs’a tekrar gitmedim...

Senin çalışmalarını biliyorum ve 2016 yılında “kayıp” Kiriakos Psaras’ın cenazesindeydim... İnanıyorum ki onların nasıl bulunmuş olduğuna ilişkin yazdığın yazıyı okumuştum... Onu tanımıyordum ancak eşini ve bazı aile bireylerini tanımıştım... Cenazeye de katılmıştım...

Bay Marangoz’la ilgili yazdıklarının İngilizcesini bana da gönderirsen, çok müteşekkür olacağım...

En iyi dileklerimle, lütfen güzel çalışmalarına devam et...

Anne Slack.”


KIBRIS’TAN HATIRALAR...

“Ah o şarkılar ve anılar...”

Ertanç HİDAYETTİN

Yazımı yazmak için bilgisayarımın başına geçtim. Oldum olası müziksiz bir şey yapamam.

Öğrenci iken annemin en çok kızdığı şeydi müzik eşliğinde çalışmam. “Bu gürültüde aklın okuduğunu nasıl alır be oğlum” derdi rahmetlik. Zamanla kızmaktan vazgeçti.

Play listemdeki çoğu Türk sanat müziği karışık şarkı ve melodiler eşliğinde yazımı yazmaya başlıyorum.

Başlıyorum başlamasına da aklım müzikte. Şarkıların sözleri, melodiler o kadar anlamlı ki, onların anımsattıkları anıları düşünmekten esas yazma amacım olan konuya konsantre olmada zorlanıyorum. Halbuki okul yıllarımda hiç konsantre olma sorunum olmamıştı.

Vazgeçtim. Şarkılardan, müzikten bahsedeceğim.

“Gözlerin doluyor gecelerime” diyor Zeki Müren o büyülü sesi ile.

Gözlerimi kapatıyorum ve kendimi Köşklüçiftlik Sineması’nda buluyorum. Heyecanla beklenen filmi görmeye gitmiştik. Zeki Müren’in “Bahçevan” filmini.

Film yarıdan sonra renkleniyor. İşte bizi heyecanlandıran küçücük şeylerdi bunlar o güzelim 60lı yıllarda.

Metin Şentürk “akşam oldu, hüzünlendim ben yine” diyor. Niye akşamlar insanı hüzünlendirir diye düşünüyorum. Güneşli bir günün sonunda, güneşin batması ile basan akşamlar beni de müthiş hüzünlendirir.

Hüzün birçok yaratıcı sanatçının kaderi galiba. Dünyanın en büyük sanat üstatlarının yaşamı hep hüzün içinde geçti.

Mozart, Orhan Veli, Sabahattin Ali, Van Gogh, Virginia Woolf, Karen Carpenter, ve daha nice yetenekli sanatçılar buna örnek. Bazıları melankolik yaşamlarını kendileri sonlandırdı.

Ve sırada Karen Carpenter (bizim playlist çok dilli!). Çok hüzünlenirdim bu bedbaht müzisyenin “Yesterday Once More” şarkısını her dinlediğimde. 70li yılların başındaki içkili arkadaş sohbetlerinde o şarkıyı dinler ve ağlardım. Nedeni saklı kalsın.

“Nasıl geçti habersiz, o güzelim yıllarım. Bazen gözyaşı oldu, bazen içli bir şarkı…”. Tarkan’ı dinlerken çok çabuk geçen yıllarımı düşünerek dalıp gidiyorum.

Her anını eksiksiz, dün gibi hatırladığım o güzelim yıllar gözlerimin önünden bir film şeriti gibi geçiyor.

Kâh Lozan otobüsü ile Lefkoşa ile Leymosun yolculuğu yaparken, kâh Lefke’de mezarlıktaki feza gemimiz olan zeytin ağacının üzerinde oynarken, kâh Zahra Sokaktan Taksim Sahasında prova yapan Barış Gücü bandosunu izlerken buluyorum kendimi.

Gerçekten yıllar ne çabuk akıp gidiyor. Akıp giden biz miyiz yoksa? Keşkelerim çok olmasa da olanları pişmanlıkla anımsıyorum.

Ve bir klasik müzik parçası. Brahms’ın “Hungarian Waltz” (Macar Valsı). Bu melodi beni Lefke Karadağ Sahasına götürüyor. Liseli kızlar 19 Mayıs gösterilerini bu dansın eşliğinde yapmışlardı. Aradan 60 yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen bu melodinin bana bunu anımsatmasının garipliğini düşünüyorum.

Hava biraz neşeleniyor. “Portakal atışalım” diyor Gazi Set. Müzik neşeli de bana aniden anımsattığı pek de öyle değil. Lefkoşa’da okurken portakal zamanı babam Süleyman’ın otomobili ile Lefke’deki bahçemizden kesilen köfün dolusu portakal gönderirdi bize.

“İyi ya, bunda ne var?” diyeceksiniz. Büyükannem bir sepet portakal hazırlar ve beni Baf Kapısı bölgesindeki evinde özel İngilizce ders aldığım Başaran hocaya götürmeye zorlardı. Çok kızardım. Çünkü derse gelen zengin Lefkoşa ailelerinin çocukları tarafından alay konusu olacağımı biliyordum.

Yine Zeki Müren, ve yine anılarımdaki çok güzel eseri. “Unutturamaz seni hiç kimse, unutulsam da ben”. Lefke’deki evimizde süslenmiş sünnet yatağımda yatıyorum. Etrafımdaki hediyeler sızımı hafifletiyor. Günlerce süren eğlenceler devam ediyor. Ve şu an kim olduğunu hatırlamadığım birisi mikrofonla bu ölümsüz şarkıyı okuyor. “…Bir sisli hazan kesilir ruhum, eğer görmesem”.

Şarkıların sözlerine bakar mısınız? Şimdi böyle anlamlı sözlerin süslediği şarkılar sanırım pek yok.

Bir şarkı daha dinleyip yazımı bitirmem gerekir.

Son şarkı hayal kırıklığına uğratmıyor. “Şarap mahzende yıllanır, aşkın kalbimde yıllanıyor, ikisini birden içtim, inan içim yanıyor”.

Müzik aşkı ile yanıp tutuşarak özenle sakladığım yıllanmış şarabı açıp bardağıma dolduruyorum. Bardaktan dökülürken şarabın çıkardığı sesten içmeden mest oluyorum.

Yürüyelim. Öyle derdi İsmail dayım, “şerefe” yerine. Haydi dostlar, şarkıların eşliğinde anılara yürüyelim...

(KIBRIS POSTASI – Ertanç HİDAYETTİN – 25.4.2021)

 


BİR ŞİİR

“Bir Yudum Lefkoşa...”

Bir parça hellim, biraz gollandro, birez çakısdes
Ya nenemin köyden yolladığı pekmez
Oturt Paçavuri’nin önüne, yer ya yemez
Bir bodiri da zivaniya çekti mi gendini bilmez

Bandabuliya’da Macilla’dan al birkaç pastırma
Biraz ayrelli, birkaç yumurta, bas dişi da korkma
Varsın Çoronik dayı sövüp saysın, sen hiç aldırma
Ancak gece yarısı mahallede naralar atma

Düşünür dururum Kıbrıs’ı gözlerim dolu
Bana Lefkoşa’yı anlat Osman Balıkçıoğlu
Hasret gidermeye çalışır gazateci Zorlu
Paçavuri, Bafidi, Erkan Pastırmacıoğlu

Mücahitler Gazinosu, Belediye Parkı, Ahmet Becerikli,
Çocukluk günlerimi anımsarım, gözlerim nemli
Guşo, Osman Gezer, Abbas’ın Şerif, Hasan Bulli
Lefkoşa’nın tanınmış simaları bunlar, belli

Merak eder dururum, Asmaaltı’nın hali ne acaba
Hala potinci dükkanını işletiyor mu Cabacaba
O güzel tarihi eserler hala sağlam mı bari
Meşhur yoğurtlarını hala satıyor mu üstad Galadari

Şimdi artık durmuyor Lefke otobüsleri İş Hanı’nda
Ciğer yemeden geçmezdik han girişindeki kebabçı dükkanında
Çok dolaştım cıvıl cıvıl Arasta sokaklarında
Ama artık o günler sadece nostaljik anılarda

Tadı hala damağımda yediğim pastaların Akpınar Pastanesi’nde
Çok ağlamıştım kafama dikiş vurulurkan Lefkoşa Hastanesi’nde
Herküles marka belesbidimle vız vız dolaşıp dururdum Baf Kapısı’nda
Yüro yüro dolanır bulunurdum Çetinkaya’nın karşısında

Lefkoşa sokaklarında bar bar bağırıp gezerdi seyyar satıcılar
Dört gözle beklerdi onları köhne evlerdeki kadın alıcılar
Yoğurtcu Musa’nın kulak zarı yırtan gür sesini kim unutur
Gözlerimi kapadığımda Karpuzcu Aligüllü karşımda bulunur

Işıklarda yaz geceleri eğlence alemleri bambaşkaydı
Ahalinin eğlence kaynağı Ahmet Mehmet Dubara’ydı
Hayal meyal hatırlarım nutuklar attığını o garip adamın
Onu uzaktan görünce korkudan sımsıkı tutardım elini babamın

Çiçek, Taksim ve Halk sinamaları hınçahınç dolardı
Filmlerini görmekten en çok hoşlandığım Orhan Günşiray’dı
Filmler kadar seyircilerin garipliklerini izlemekti en büyük zevkim
Bir ailenin tavuk dolu tenceresini aşırmak olmuştu bir muzipliğim

Bayraktar Okulu’nda anılarımın zevki bir başkaydı
Kafama cetvelle vursa da en sevdiğim Remziye hocanımdı
Müdür Kusetoğlu’ndan ödümüz kopardı
Uzaktan geldiğini gören çocuklar yüz deliğe kaçardı

Bir parça hellimle başlayıp Bayraktar’a kadar geldik
Canım Lefkoşamdan nostaljik sahneler görüntüledik
Bahsettiğim o güzel insanlar anılarımdan asla silinmeyecek
Bakalım bizim bu nostaljik şiircik ne zaman bitecek

Ertanç Hidayettin - Nisan 2004