Esas Mesele

Salih Sarpten

Büyük bir mücadele örneği veriyor öğretmen. Hiç şüphem yok ki kazanacak da. Çünkü öğretmen kaybederse toplum kaybeder ve toplum buna izin vermez. Üstelik tersi çok daha anlamlıdır: Öğretmen kazanınca toplum da kazanacak…

KKTC’de öğretmen olmak;

  • Kısa yoldan kamuya kapak atmak,
  • Öğleye kadar çalışmak,
  • Bol ve uzun tatilleri olan bir meslek kolunda olmak,
  • Güçlü eğitim sendikalarının varlığı sayesinde üst düzeyde maaş ve özlük haklarına sahip olmak olarak algılanıyor. Ama gerçek öyle değil…

Özellikle son yıllarda yaşadıkları ciddi duygusal yıkım ve tükenmişlik yaşıyor öğretmen. Hele kamu okullarındaki öğretmenler;

  • Sağlıksız, kalabalık ve pedagojik olarak kontrol edilemez sınıflarda ciddi davranış sorunları yaşayan, küfürlü konuşan, argo ve kaba dil kullanan, öğretmenine saygılı olmanın ne demek olduğu bilmeyen öğrencilere istedik, doğru davranış kazandırmak için canını yiyor.
  • Çükür binalarda, neredeyse oturacak yer bulunmayan kalabalık sınıflarda 19. Yüzyıldan kalma alt yapılarla çağdaş eğitim yapmak için canla başla uğraşıyor.
  • Görev yaptığı okuluna, değil eğitim materyali tuvalet kağıdı, sabun bile gönderemeye bir yönetim anlayışıyla adeta cebelleşiyor.
  • Her geçen gün katlanarak artan Ana dili Türkçe olmayan öğrencilere “bir kelime” öğretmek için uğraşıyor, didiniyor. Ne var ki bu çocuklar için kılını kıpırdatmayan bir anlayışın varlığı karşısında kahroluyor.
  • Demokratik olmayan, hiyerarşik ve merkeziyetçi bir yönetim tarzı ile karşı karşıya kalıyorlar,
  • Mesleki gelecekleri konusunda kendisini güvensiz hissediyor.
  • Belirsizlik ve farklı engellenmeler yaşıyor, partizanlığı ve adam kayırmacılığı görüyor.
  • İhtiyaçlarını dikkate almayan bir yönetim anlayışını sonuna kadar yaşıyor.
  • Yasa tasarısında “A Öğretmen”, “B Öğretmen” tanımları yeniden yazılıyor. Ancak 2011 sonrası öğretmenliğe atanların sahip oldukları barem skalaları gereği asla A öğretmen olamayacakları görmezden geldiğini biliyor.
  • Son dönemde sürdürülen “öğretmenden tasarruf etme politikasının” eğitimde yaşadığımız sorunları ne kadar derinleştirdiği fark ediyor.
  • Anne-babalar en değerli varlıkları olan kendi çocuklarına tahammül etmede sorun yaşarken, her geçen gün giderek artan sayıda çocuğun sorumluluğunu omuzlarında hissetmenin dayanılmazlığını yaşıyor.
  • Öğretmenlik mesleğini itibarsızlaştırma pahasına kriteri, koşulu belli olmayan uygulamalarla tamamen partizanca bir şekilde uygulanan “geçici öğretmen” uygulamasıyla hakkının yenildiğini biliyor.
  • Yapay sendikalar, örneği bulunmayan bir bircimde meşru sayılarak görüşleri alınırken, uğraş verdiği, mücadele ettiği örgütünün yok sayılmasını sindiremiyor, kabullenemiyor.
  • Binli rakamlarla ifade edilen  diplomanlı genç işsiz öğretmen adayı varken Türkiye’den yüzlerce öğretmen getirtme çabasının arkasındaki kara düşünceyi görüyor, kabullenmiyor.
  • Kıbrıs Türk Toplumu için tarihsel ve kültür değerleri bakımından en önemli kurumu olan Atatürk Öğretmen Akademisi’nin işlevini erozyona uğratacak ve gelecekte kapatmakla karşı karşıya getirecek düzenlemeleri tüm çıplaklığıyla görüyor.

Öğretmen, işte bütün bunlara dur demek için sokaktadır. Ve bu mücadeleyi kazanacaktır. Ve göreceksiniz, öğretmen kazanınca toplum da kazanacaktır.

Çünkü Mesele ne “A öğretmen” ve “B öğretmen” meselesidir ne ek ders ne de hizmet içi eğitim meselesidir. Mesele öğretmenin itibarını ayaklar altına alma pahasına kamu hizmetlerini yerine getirmemesi, kurumları zayıflatması ve halkı kendi değerlerinden uzaklaştırılması meselesidir. Mesele, bilinçli bir siyasetin sürdürülerek gözümüzün içine baka baka kimliğimizi, kültürümüzü yok etmeye  yönelik sosyal dönüşüm programlarının hayata geçirilmesi meselesidir.


Okumuş muydunuz?

“Biri sizi bir defa aldatırsa suç onundur.
İkinci defa aldanırsanız bilin ki suç sizindir.”
Sarah Berhardt