Enfes bir ziyafet bekliyordum basit bir yemek çıktı ama doyurucu ve lezzetliydi!

Serhat İncirli

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres geldi, gitti... 

-*-*-

Bu gelişi küçümsemek veya abartmak doğru olmaz... 

-*-*-

Önemsizleştirmek tamamen geri zekalılıktır... 

-*-*-

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın dediği gibi, “... çok somut çıktılar elde edilmedi ancak buna karşın Guteress'in ziyareti olumlu ve önemliydi...”

-*-*-

Peki ne olacak?

-*-*-

Bana göre, BM Genel Sekreteri veya BM’den daha çok, Türkiye’nin ve AB’nin tavrı esas belirleyici olacak!

-*-*-

Açalım bunu isterseniz!

-*-*-

Kıbrıs Türk Tarafı, tarihsel anlamda Türkiye’nin “kuzusu” veya bazılarının tabiri ile ne yazık ki “beslemesi”dir ve Türkiye, her çeşit karar aşamasında mutlak egemendir!

-*-*-

Eğri oturun ve doğru konuşun; KKTC’de doğan ve Türkiye’de pişen ama aynı zamanda hem Ada’nın hem de Türk ulusunun yetiştirdiği en kaliteli insanlardan biri şu anda Kıbrıs Türk Toplumu lideridir ama asıl aktör Recep Tayyip Erdoğan’dır!

-*-*-

Aynı şeyi Kıbrıs Rum Toplumu’nun anavatan kabul ettiği Yunanistan için söyleyemeyiz!

-*-*-

Yunanistan, tarihin hiç bir döneminde, Rum toplumu üzerinde, Türkiye’nin, Kıbrıs Türk Toplumu üzerinde olduğu kadar etkili olamamıştır!

-*-*-

Ancak, Rum Toplumu’nun mevcut pozisyonda ya da statükoda “karar vericisi”, bir anlamda Kıbrıslı Rumların Türkiyesi, Avrupa Birliği’dir (AB)... 

-*-*-

Ve AB’nin 5+1’e nasıl ve ne şekilde monte edileceği bence çok çetrefilli bir konudur!

-*-*-

Veya şöyle söylemek lazım; Türkiye – Avrupa Birliği ilişkileri, Erhürman’ın dediği gibi, “Sonuç üreteceği önceden güvence altına alınmış bir 5+1’in belirleyicisi” olacaktır!

-*-*-

Evet, bir çok kişi sosyal medyada yorum yapıyor... 
Kimisi “olumlu” değerlendirmeler yazarken, kimisi BM Genel Sekreteri’nin ziyaretini resmen “aşağılıyor”...

-*-*-

Oysa BM Genel Sekreteri, en önemli ekibiyle birlikte bu ziyareti gerçekleştirdi ve bu bile konunun önemini vurgulamak adına bence yeterlidir!

-*-*-

Kaldı ki, belki de perde gerisinde iki topluma ya da tüm kamuoyuna açıklanmayan gelişmeler olması da yüksek olasılıklı bir durumdur!

-*-*-

Erhürman’ın dediğine bakarım; “... Önümüzde artık bir yol haritası var; bu yol haritası doğru bir yolu gösteriyor ve biz bu sürece katkı koymaya hazırız...”

-*-*-

Erhürman “katkı koymaya hazırız” demişse; Türkiye’den ters köşe bekleyen ve atıp tutanlar hazır olsun; Erdoğan da hazırdır!

-*-*-

Haaa önümüzdeki kısa dönemde, iki taraftan beklentimiz, güven yaratıcı önlemlerin yaşama geçirilmesi konusunda daha istekli olmaları… 

-*-*-

Sonuç: Muhteşem bir ziyafet bekleyenlerden biriydim ama önümüze konan yemek o kadar muhteşem olmasa da hem doyurucu hem de lezzetlidir… 

-*-*-

Yazıyı aç bir şekilde yazdığım için aklıma bu benzetmenin gelmesi de normaldir!

-*-*-

Bu arada iki gündür Güney’e gidip geliyorum; Kermiya Kapısı’nda gidişler gelişler çok kalabalık olmasına rağmen, genişletmeler - yani “güven artırıcı bir önlem olarak yapılanlar” - işe yarıyor; bekleme süresi çok düştü; devamını bekliyoruz!


Yazdıklarımın doğruluğunun en belirgin kanıtı nedir?

Geçenlerde de yazmıştım; “yazdıklarımı beğenmeyenler” hoş geldi sefalar getirdi!
Her okuyan, her yazdığımı beğenmek zorunda değil!
Herkes benim gibi düşünmek zorunda “hiç” değil!

-*-*-

Ve demiştim ki, “yazdıklarımdan dolayı bana küfreden hatta tehdit savuranların yüzde 70’i sahte hesap, yüzde 25’i sahte milliyetçi ve geriye kalan yüzde 5 de dibine kadar sahtekardır, hırsızdır, kaçakçıdır falan...”

-*-*-

Ama meseleye bir de başka açıdan bakmak lazım...

-*-*-

Yazdıklarıma, savunduklarıma – tersini savunarak “yanıt veren” hemen hemen kimse yok!

-*-*-

Küfür var, tehdit var sadece!

-*-*-

Bir psikolog dostum uyardı ve dedi ki; “... Sana saldırılıyor olmasının asıl sebebi saldıranların tamamının seni haklı buluyor olmasıdır...”

-*-*-

Şaşırmadım doğrusu!

-*-*-

Çünkü yazdığım neydi?
Yazdığım aslında herkesin kabul ettiği çok acı bir gerçekti ve bu acı gerçek milliyetçileri ciddi anlama komplekse soktuğu için, yani düzeltecek bir argümanları olmadığından anından saldırıya geçirecekti!

-*-*-

Özetle, “20 Temmuz, bugün içinde olduğumuz durum veya pozisyon için yaşanmışsa, lanet olsun!” demiştim!

-*-*-

Bugün içinde olduğumuz durumdan memnun olan var mı?

-*-*-

Tamam 1974’ü kazandık da sonrasında ne yaptık?

-*-*-

Lütfen eğri outrun ve doğru konuşun!

-*-*-

Eğri oturup oturamayacağınızı bilemem ama küfür ve tehditlerinizden “doğruladığınız” kanıtlanıyor ya, neyse!


Bir bilgi not: KKTC’nin nüfus meselesi!

Nüfusumuzu sayamıyoruz ve bilmiyoruz ya!

-*-*-

Medyada rastladığım her nüfus bilgisi haliyle dikkatimi çekiyor!

-*-*-

Geçenlerde şöyle bir bilgiye rastladım: Göç, AB doğum oranlarındaki tarihsel düşüşü telafi ediyor. 2025'te ölümler (4,81M) doğumları (3,46M) geçmeye devam etti ve bu, -1,35M kişilik negatif doğal değişime yol açtı. Bununla birlikte, pozitif net göç (+2,05M) bu açığı tamamen telafi ederek genel büyümeyi sürükledi.”

-*-*-

Burada yazılan nedir?

-*-*-

2025 yılında AB ülkelerinde 4 milyon 810 bin insan yaşamını yitirdi...

-*-*-

Aynı yıl 3 milyon 400 bin bebek dünyaya geldi…

-*-*-

Yani 2025’te AB nüfusu aslında 1 milyon 350 bin kişi azalmış olmalıydı… 

-*-*-

Ama olmadı… 
Çünkü aynı yıl içinde AB, 2 milyon 50 bin göç kişilik aldı!

-*-*-

KKTC mi?
Bildiğim tek bir şey var o da net doğru mu değil mi emin olamam ama 1974’te Ada’da yaşam süren Kıbrıslı Türk sayısı 114 bin 500’dü!

-*-*-

Şu anda KKTC’de kaç kişinin yaşadığını bilemem ama Ada’ya 52 senede göç edenlerin sayısının çok yüksek olduğu çıplak gözle de görülebilmektedir!


Ödeyemeyeceyik!

Bilen bir kişi aradı...
“Yollardaki trafik kameraları çalışıyor” dedi... 

-*-*-

Sim Tv’de dün sabahki programda, “kameralar çalışmıyor” iddiasını savunmuştum!

-*-*-

bilen kişi bu nedenle aradı; beni düzeltti!

-*-*-

“Kameralar çalışıyor ama...” diye de devam etti; “aması maması nedir?” diye ısrar edince de ekledi:

-*-*-

Kameraların saptadığı görüntüler doğrudan Türkiye’ye gidiyor... 
Türkiye’den KKTC’ye bildirim gönderecek mekanizma çalışmıyor...
Henüz o mekanizmayı çalıştıramamışlar...

-*-*-

“Peki çalıştırılırsa ne olacak?” diye bir soru daha sordum; “Ödeyemeyeceyik!” dedi!


Affet sevgili Çiğdem...

Çiğden Polatkan... 
Hayattaki en eski arkadaşlarımdan biri...

-*-*-

Dünyalar iyisi... 
Yıllarca aynı sıralarda okuduk... 

-*-*-

Çok uzun zamandır görüşememiştik...
“Çiğdem rahatsız”ı duymuştum... 

-*-*-

Hayırsızlık işte!

-*-*-

Gidip seslenmedik, seslenemedik, “nasılsın?” diyemedik, demedik!

-*-*-

“Rahatsız” ifadesini duyduktan 10 ya da 15 gün sonra, “Çiğdem’i kaybettik” mesajı geldi!

-*-*-

Çok üzgünüm... 
Hem Çiğdem gibi bir güzel insanı çok erken kaybettiğimiz için hem de hayırsız arkadaş olduğumuz için!

-*-*-

Annesine, ablalarına, kızına ve sevgili Uluç kardeşime başsağlığı dilerim... 
Nur içinde uyu Çiğdem... 
N’olur affet!