En zoru bu işte...

Cenk Mutluyakalı

"O kelepçe ellerimizde" demiştim.
Kız "masum" iddiasına da hiç girmeden.
Yargı kararlarını reddetsek, sonu yok...
Ama hemen her alanda, adalet yok...

*  *  *

"Hamileliği yasa dışı sonlandırma" davasında, kız suçlu bulunmuştu.
Hapiste...
"Hani, nerede şimdi adam? Kelepçe kadının ellerinde" demiştim.
Günlerdir, o kadar çok “ihbar” geliyor ki!
- "Adam yeniden evleniyor..."
(Afrika gazetesi de manşetten yazdı.)

*  *  *

İşte zorluk burada...
Çünkü hukuk sistemimiz, yargımız, polisimiz adamı “aklamış”...
Yargı mahkum etmez bazen, vicdanlar mahkum eder...
Böyledir.
Ama bize "niye yazmıyorsunuz" diyen dostlardan da düşünmelerini bekliyorum.
Buna hakkımız yok.
Ve bu düzen, değişmiyor kişisel öfkeleri ortaya sürünce...

*  *  *

“Masumiyet karinesi” diyorlar...
Hani şu meşhur “suçsuzluk ilkesi”...
Kimseleri, suçu kesinleşmedikçe ya da hükmü verilmedikçe, suçlu ilan edemezsiniz!
“Ama” falan dersek...
Nasıl bulabiliriz ki dengeyi...
Yine de, söylüyorum...
En acısıdır, vicdanların mahkumiyeti...

*  *  *

Kimileri için "adam da hapse girse" bitmiş kabul edilecek mesele...
Bir başkası, "yok" diyecek, "adam da mahkum olmasın kız da... İçeriye girmesin kimse"
Öyle zor ki!

*  *  *

Ve ey sen adam!
Kimsin bilmem, tanımam, etmem...
Hani ülke küçük, belki görsem, bilirim de...
Mesele bu değil ki...
Bak yeniden gönül vermişsin birisine...
Gölge etmek haddimize değil.
Senin özelin, senin hayatın, özgürsün...
Tamam da...
Hani böylesi bir zamanda...
Bir söz vardır ya bizde, “cenaze evinde düğün olmaz” diye...
Şart mıydı yani bunca hengame!
İnsan, geçmişine çizgi çekebilir elbette; ama saygı duyar acıya, hüzne, kedere...

*  *  *

Sorunumuz, bir adamın ya da bir kadının acısı ya da bencilliğinden çok öte!
Vicdanını yitiren bir sistem vardır...
Bir de toplum... Çok senelerdir...
Hemen her yerde...