En acısı

Cenk Mutluyakalı

 

Şiddet de nefret de öğreniliyor...
Evde, okulda, kürsüde, sokakta...
Siyasete egemen, eğitime aşina.
Pek çok coğrafyada böyle...
Küçücük adamız dahil.
Türkiye’de çok daha kalabalık elbette.

***

'AMK' diye gazete çıkıyor, düşünsenize.
Vekiller birbirini yumrukluyor, Meclis’te...
‘Kartopu’ oynarken öldürülüyor bir gazeteci.
Çocuk, ekmek almaya giderken beyni dağıtılıyor.
Ve hepimiz adeta evimizin orta yerinde yaşanıyormuş gibi izliyoruz tüm bunları.
Sonra ‘barış’ı dahi anlatırken, bu amaç için ‘savaştığımızı’ söylüyoruz.
Grevde slogan atıyoruz, "Vur vur inlesin" diye...

***

Eteği biraz kısa olsa, evlense ayrılsa, bir erkekle cafede karşılıklı otursa hemen dedikodusu yapılıyor bir kadının...
Gece kulüpleri masumlaştırılıyor:
“İnsanlar ihtiyaçlarını gideriyor ne yapsınlar yani (!)”
'Görev'den sayılıyor, evli kadının erkekle sevişmesi.
Kaç evde kaç tecavüz yaşanıyor kim bilir, sessiz sedasız!..

***

İnsanlık dramı bir vahşeti, bir ülkeye genelleyerek 'nefret’ dilini çoğaltmayı seçenler ‘sempati’ görüyor.
Türkiye siyasi muktedirlerinin Kıbrıs'a yönelik karışmacılığı ya da vesayeti üzerinden oluşan tepki, kolay bir fırsatçılıkla tüm ülke üzerinden suça kodlanıyor örneğin...

***

Okur temsilcimiz İ. Özejder çok doğru özetlemiş aslına meseleyi:
"... egemen siyasal ve egemen eğitim sistemi, erkek dünyasını potansiyel tecavüzcü ve kadın katili olarak yetiştiriyor. Yani kadınları tehdit eden, sadece birkaç sapık minibüs şöförü veya birkaç köprüaltı serserisi değil; sayıları milyonları bulan bir erkek ordusu, deyim yerindeyse harekete geçmek için ‘uygun koşulları’ bekliyor..."

***

Ötekileştirici vurgulardan, nefret ve şiddeti uyandıran söylemlerden kaçmadan ‘şiddeti’ konuşmak ne kadar aldatıcı...
Kadının oturmasına, kalkmasına, gülmesine, giyinmesine, soyunmasına anlamlar yüklemekten vazgeçmeden ‘cinsiyet eşitliği’ni tartışmak ne kadar ikiyüzlü...
Sonuca öfkeleniyor, ‘sebep’lere bakmıyoruz bir türlü...
En acısı da bu...