Em(m)ek

Cenk Mutluyakalı

Cebinde 5 lira olan ana babadan 4 çocuğundan 1’ine 10 lira harçlık isteniyor.

Ve oluyor bu, nasılsa...
Diğer 3 çocuk içinse bir kitap laf söyleniyor sadece.
Siz yitik ve suskun bu kitlenin hakkını arayınca çullanıyorlar üzerinize.
Yine de derdine ve gailesine dokunduğumuz kalabalıkların içten desteği, gülümsemesi yetiyor bize...

----

Lanet bir yasa yaptılar kamuda, iki insan, aynı işi yapıyor, biri ötekinin yarısını alıyor.
Birkaç kalem ‘ek mesai’ iptal edilse, kimi uyduruk ‘tahsisatlar’ kaldırılsa, hiç hak etmeyen ‘yüksek’ maaşlılardan biraz törpülense mesele çözülecek.
Bunu yapacak ‘siyasi irade’ olmadığı gibi kimseler de kendine dokundurmuyor.

----

Bir yandan da ürettiği emeğin ve değerin üzerinde geliri ve rahatlığı olan güvenceli azınlık, ürettiği emeğin ve değerin karşılığını asla alamayan güvencesiz çoğunluğun isyanına fırsat vermiyor.
Ne hikmetse emekçilerin bütünü üzerinden olduğu söylenen her ‘mücadelenin’ ardından, her ne ‘kazanım’ elde ediliyorsa, bu itilmiş kesime hiç yansımıyor!..
‘Biz kazanırsak siz de artıklarımızla avunursunuz’ diyor ‘ayrıcalıklı’ azınlık...
Eksik olmasınlar (!)

----

Emeğin ikiz kardeşi “üretim”dir.
Hani güya ‘emek’ üzerinden yol yürüyenlerin bazılarına “sahi ne üretiyorsunuz siz” deseniz, anca “laf” olacak karşılığı!..

----

Bu ‘düzen’e ya da bu düzeni sahiplenen siyasi partilere öfke kusanların pek çoğu aslında ‘değişim’in ya da ‘adalet’in değil “kendi çıkarına hizmet edecek adaletsizliğin” peşinde!..

----

Doğrusu tek bir gün gerçek ‘emekçi’ gibi  kaygılanmayan kimilerinin durumu daha bir yaman!
Öyle saç sakalı koyuvermiş bir halde, yırtık kot giyerek ve bileğe falan düğümlenmiş kızıl mantinler bağlayarak kendilerini ‘işaretliyorlar’…
- Biz de emekçiyiz!..
Yoksa fark edilemeyecek !
Ter karışmayınca alına, gün batımında derman kalmamış ayaklara yorgunluk çökmeyince, “bu ay acaba maaş alacak mıyım” kaygısı hissedilmeyince, her yeni günde ‘işsizlik’ tehdidi kabusa dönmeyince, iş yerinde “şu lambayı kapatalım da biraz tasarruf olsun” gibi hiç dertlenmeyince,  sigorta kartıyla hastanede kuyruk beklerken son ay yatırımlarının eksik olduğunu öğrenmek acısı içine işlemeyince, maaşın yarısı ev kirasına gitmeyince, ‘hamile’ olduğunu işittiği gün 9 ay sonrasına ‘işsizlik’ telaşları bedeni sarmayınca, iki günden fazla ‘hastalık izni’ alınmadığının farkına varmayınca, bankadan ‘kredi’ almak için dahi ‘iki memur kefil’ peşine düşmeyince...
Bilemiyorlar...
Çokça boş zamanlarında bolca okuyarak ‘teori’ üretiyorlar ha bire...
Siz ‘pratiği’ yüzlerine vurdukça ‘sahip oldukları’ndan utanıyorlar.

---

Ve bekliyorsunuz ki, ortak gelirin yüzde 80’inden,  çalışan nüfusun sadece yüzde 20’sinin pay alması  gibi adalet yarası tartışmalara sıra gelecek...
Ya da kendilerine ‘eşitlik’ isteyenlerin aynı eğitimi alsa dahi ‘bir başka okuldan mezun’ diye ‘işsizliği’ layık gördükleri yaştaşlarına yönelik duyguları değişecek.
Ne gezer!..
Dedim ya, pek çoğu aslında ‘değişim’in ya da ‘adalet’in değil ‘kendi çıkarına hizmet edecek adaletsizliğin’ peşinde.
Anlayacağınız ‘yaygara’nın değeri ‘emeği’ geçti çoktan. ‘Statüko’nun kanını ‘emmek’ mesele...
Yaşamak adına...