Eğitimde sancılı günler

Cenk Mutluyakalı

Öğretmenler ile Eğitim Bakanlığı arasında bir kavga var.
Bakanlık, “Öğretmenler Yasası”nda yapmak istediği değişiklikleri açıkladı.
Öğretmen sendikaları ise şu noktaya dikkat çekti:
“Eğitim alanında yapılması öngörülen dönüşümler tüm paydaşların katılımı ve ortak mutabakatı ile gerçekleştirilmelidir.”
Haklılar.
Böyle “apar topar” olmaz.
Hele de demokrasi dışı bir hükümet varsa…
Öyle anlaşılıyor ki Ankara’da birileri kulak çekti: Bu işi daha yapmadınız mı?

***

Eğitim şeffaflıkla ve katılımcılıkla ele alınmalıdır.
Öğretmen sendikaları da değil sadece…
Öğrenci ve okul aile birliği temsilcileri de süreçte olmalıdır.
İhtiyaçlar, eksiklikler, dünyadaki örnekler ortaya konmalıdır.
En önemlisi de "veriler" açıklanmalıdır.
Kamusal eğitim çökme noktasındadır ne yazık ve ticarileşmiş, özele kaydırılmış, okullar adeta ayrışmıştır.

***

Gelelim yapılmak istenen değişikliklere...
Eğitim Bakanlığı'nın açıklaması üzerinden ilerliyorum.
"Geçici öğretmen" maddesi var.
Bakanlık, yargı kararı ile görevden uzaklaştırılan ya da üst kademe yöneticisi atanan öğretmenler yerine "geçici öğretmen” atamak istiyor.
Doğaldır ve anlaşılırdır.
Yine bakanlık "rehber öğretmen" atamak istiyor, ilkokullara...
Böyle de bir ihtiyaç var.
Önemli bir eksikliktir.
Dünyada yaygın uygulama nedir, bilimsel temelde nasıldır, buna bakılarak çözüm üretilebilir.
Uzmanlarla da konuştum.
“Bakanlığın talebi haklı ama yanlışı şu: Rehber öğretmeni adeta sınıf öğretmeni gibi görüyor. Hâlbuki rehber öğretmenin işlevi çok başkadır.”

***

Sanırım asıl tartışma ilkokul öğretmeni olarak atanacak öğretmenler için Öğretmen Koleji ya da Atatürk Öğretmen Akademisi kapsamı dışına çıkılarak “Türkiye Cumhuriyeti üniversitelerinin sınıf öğretmenliği bölümü mezunları”na da kapı açmak.
Atatürk Öğretmen Akademisi'ni geliştirmek varken niye buna ihtiyaç duyuluyor?
Kendi ilkokul öğretmen planlamanı, kendi ülkende yapabilirsin…
Türkiye'nin ada yarısında siyaseti ele geçirdiği, iradeye saldırdığı, laikliği tehdit ettiği bir ortamda, böylesi bir adımı iyi niyetli görmek mümkün değil...
Ha eğer niyet evrensel olmaksa…
“University of Oxford”tan mezun olan bir öğretmen ne olacak?
Niye yalnızca Türkiye?

***

A öğretmen, B öğretmen tartışmasına gelince…
Bunu gerçekten aklım almıyor.
Hele ülkenin bütçe imkânlarını düşündüğümüz zaman…
Öğretmenin ders saati deneyim kazandıkça azalıyor.
Yıllandıkça daha az sınıfa giriyor öğretmen…
Niye?
Öğretmene "ödül" olabilir bu ama öğrenciye "ceza."

***

Bana sorarsanız öğretmenlerin Eğitim Bakanlığı dışında “üst kademe yöneticisi” atanması da engellenmelidir.
Sanırım müşavirlerin çoğu eğitimcilerdir çünkü…
Okullar olmalıdır öğretmenin yeri…

***

"Hizmet içi eğitimlere çağrılan öğretmenler, bu eğitimlere katılmakla yükümlüdür" gibi bir değişiklik maddesi de gördüm, şaşırdım.
Öğretmenler hizmet içi eğitimlere elbette katılacaktır.
Böylesi bir maddeye ihtiyaç duyulmasıdır ayıp…
Sanırım katılım değil de hizmet içi eğitimlerin içeriğini tartışmamız gerekiyor önce…

***

Eğitimde gerçekten reform ve dönüşüme ihtiyaç vardır.
Mümkünse tüm siyasi partilerin eğitim komitelerinin yapıcı güç birliği ve paydaşların tümünün ortaklığı ile sonuç alınabilir.
Avrupa Birliği’yle işbirliği yapılabilir.
Biliyorum, “bu işler öyle olmaz, her kafadan bir ses çıkar, kimse de uzlaşmaz" diyeceksiniz.
Eğer bir takvim belirlenir, şeffaflıkla süreç ilerler, irade ve kararlılık sergilenirse neden olmasın…